Ateşin ve ışığın halkı: Efrîn

Dilzar DÎLOK yazdı —

24 Temmuz 2020 Cuma - 15:12

  • Efrînliler, tüm Kürdistan halkına çok yönlü direnişleriyle bir şeyler söylüyorlar. Şarkılarıyla, resimleriyle, silahlarıyla, fidanlarıyla ve annelerin son derece bilinçli dimdik duruşlarıyla direniyorlar, yaşam iddialarını büyütüyorlar.

Efrîn, Kürdistan coğrafyasının özel bir toprağıdır. Öyle bir toprak ki, üzerinde yeşeren her canlıya kendi özel ruhunu vermiştir. Onun özel oluşu komünal demokratik toplumun, kendini inşa eden toplumun doğru, sade ve güzel bir örneği olmasındandır. Efrîn insanı da bu kültürle şekillenmiş ve komünal toplumun bu çağdaki en güzel örneklerinden birini temsil etmiştir.


Öyle bir toprak ki, üzerinde yeşeren canlılara verdiği ruhla, hayat coşkusuyla bir tarih yaratmış, kadın etrafında bir güzellik örerek bugüne kadar getirmiş.


Öyle bir toprak ki Kürdistan gerçeğini tüm soykırımlara, saldırılara rağmen korumuş, Çiyayê Kurmenc diye mührünü vurmuş Ortadoğu’nun kalbine. Ne kadar yok saysanız da, ben burdayım diye bir dağ olup yükselmiş Ortadoğu’nun ateşten zamanlarında. Ve bağrını, sırtını Çiyayê Kurmenc’e vermiş bir halkla doldurmuş.


Efrîn işgal edildikten sonra Şehba’ya yerleşen Efrînliler bu anlamda tüm Kürdistan’a örnek oluyor ve tüm dünyanın ilgisini çekiyor. Tüm Kürdistan halkını kendine özendiriyor. Bu halk, tüm saldırılara, kültürüyle, diliyle, toprağa dokunuşuyla direnmiş ve bugün de çadırlarda yaşamasına rağmen yaşamı güzelleştirmenin arayışını, çabasını ve emeğini vererek yaşamı anlamlandırmanın iddiasını bırakmamış. Ölümsüz şehidimiz Zeynep Kınacı’nın “her yerde yaşamı güzelleştirmeye çalış” sözünü adeta yaşamın her anında eritmiş, içmiş ve kendisi olmanın en temel özelliği haline getirmiş bir toplumsallıktır Efrîn gerçeği.


Şehba’da çadırların etrafında yarattıkları cennet bunun bir parçasıdır. Her mevsimi anlamına göre yaşayarak toprakla bütünleşmenin, toprağı severek yaşamanın örneğidir. Efrîn’den vazgeçmeme iddiasını herşeye rağmen dillendiriyorlar. Bununla birlikte üzerinde yaşadıkları bir karış toprağa emek veriyorlar, can veriyorlar, o toprakla can buluyorlar. Arkalarında kalan zeytin ağaçları talan edildi, sömürüldü, ardından kesilip satıldı, yakıldı, çalındı, şitilleri gasp edilip klonlanmaya uğraşıldı. Buna rağmen onlar, verdikleri emeğin yüzü suyu hürmetine, zeytinin kutsallığına, insanın emeğine olan saygıya inandılar ve zeytin fidanları dikerek o kutsallığın kirli ellerce tüketilmesine göz yummadılar.


Henüz gölgesi olmasa da zeytin fidanlarının kıyısında yaşam inşasının iddiasında oldular. Kendilerini savundular, resimler yaptılar, klamlar söylediler. Cemil Horo’yu Şehba’da bir daha canlandırdılar, bir daha ölümsüzleştirdiler. Yaşamın sanatla anlam kazandığını tüm anlamsızlaştırma saldırılarına rağmen korudular.


Gün yok ki Efrînli anaların üretimlerine tanıklık etmeyelim. Bir gün fidan dikerken gördüğümüz Efrîn kadını öbür gün özgür eş yaşam eğitimiyle karşımıza çıkıyor. Başka bir gün üzerlik yaparken gördüğümüz analar, başka bir gün şarkı söyleyen çocuklarını dinlerken karşımızda duruyorlar. Bir gün HRE şehitlerini uğurlarken gördüğümüz analarımız, başka bir gün düşmana öfkeyi, Önder Apo’ya bağlılığı dillendiriyorlar. Onların bilinçleri yüreklerinden akan bir ırmağın taşmasıyla bize ulaşıyor. Öyle hissediyoruz. Her sözü anlamla yoğrulan, her sözü hissedişle dolan ve gerçek olan sözler.


Öyle bir yaşam iddiaları var ki, kendi toprağında okuma yazması olmayanlar Şehba’da bu eksikliklerini tamamlamaya giriştiler. Hiç öyle “bizden geçti” demeden yaşamı tuttukları yerden anlamlandırmanın kutsal gayretindeler. Direnmenin, kendini inşa etmekle mümkün olduğu bilinciyle meclisler kurdular, okullar açtılar ve her anlarını kendilerini vahşi soykırım sistemi karşısında var etmenin çabasıyla doldurdular.


Annemi hatırlıyorum Efrîn halkının direnişini gördükçe. Yıllar önceydi. Efrîn’den söz ederken hep Efrîn derdi. Ben de kendimce her defasında onun hatasını(!) düzeltir, Afrin derdim. Zira bizler Efrîn demeyi öğrenmiştik. Ne de olsa komşuyduk, akrabaydık, kız alıp vermiş, sonra teller ardına düşmüştük. Bizler Türkçe onlar Arapça konuşur olmuştu. Yaşlılar kendi arasında Kürtçe konuşurken bizlerin gözünde izlenen bir eski tarih gibi görünür olmuşlardı.


Yıllar geçti. Ateşten zamanlardan geçen ve herşeye rağmen direnen bu halkı, bu kadınları, çocukları gördükçe sahiden ateş ve ışık halkı olduklarını, Ar-fîn olduklarını ve bu adı hakederek kendilerine koyduklarını anlıyorum.


Efrînliler, tüm Kürdistan halkına çok yönlü direnişleriyle bir şeyler söylüyorlar. Şarkılarıyla, resimleriyle, silahlarıyla, fidanlarıyla ve annelerin son derece bilinçli dimdik duruşlarıyla direniyorlar, yaşam iddialarını büyütüyorlar. Tüm Kürdistan’a ve dünyaya örnek olmaya devam ediyorlar.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.