Faşist iktidarın direnen kadın korkusu!

Sara AKTAŞ yazdı —

17 Temmuz 2020 Cuma - 14:23

  • Bir süredir Türkiye ve Kürdistan kentlerinde faşist AKP iktidarı aralıksız bir şekilde Kürt kadınlarına saldırıyor. En son Diyarbakır merkezli yapılan gözaltı operasyonlarında TJA sözcüsü Ayşe Gökhan ile birlikte onlarca kadın gözaltına alındı. Çoğunlukla rutinleşen bu haberler artık kimseyi şaşırtmıyor. Böyle olsa da bu saldırıların köklü bir stratejinin parçası ve gereği olduğunu, özünde büyük bir kadın düşmanlığı fikriyatına dayandığını her defasında hatırlamak ve hatırlatmanın önemli olduğu kanısındayım.

Öncelikle Kürt Kadın Hareketinin örgütlü olduğu bütün alanlarda; kendi kimliğini ve duruşunu devletin asimilasyon ve inkar politikalarına, bu politikanın tüm ayaklarına, Kürt toplumunun geri geleneksel yapısına ve erkek zihniyetine yönelttiği köklü ve radikal eleştiriler üzerinden şekillendirdiğini bir kez daha vurgulamakta fayda var. Diğer taraftan Kürt kadın hareketi gelişim seyri açısından daha çok Kürt özgürlük hareketi içinde şekillense de önplana çıkardığı söylemler, vurguladıkları sorunlar, sahiplendikleri kimlikler, öne çıkardıkları kadın mücadele perspektifi ve kendine özgü gelişim seyri günümüzde erkek egemen iktidarların ve faşist rejimlerin en büyük korkusu haline gelmektedir. Bu bakımdan faşist Türk devlet iktidarının söz konusu kadın düşmanlığı ve izlediği stratejinin sadece son yıllara dayanmadığını çok daha köklü bir geçmiş üzerinden şekillendiğini belirtmek isterim.

En kaba anlamda Türkiye’de cumhuriyetin kuruluş yıllarından başlayarak uluslaşma sürecinin yol açtığı tek-tip modernleşmeci anlayışın, ana rengin dışındaki renkleri yok sayma tutumu en çarpıcı bir biçimde farklı kimliklere sahip kadınlara, özelliklede Kürt kadınlarına yansımasını bulmuştur diyebiliriz. Bu bakımdan batı kaynaklı ve kadının kurtuluşu için bir reçete olarak sunulan ‘modernleşme’ anlayışının kendisi bile Türkiye’deki farklı kimliklerden kadınlar için bir ezilme ve ötekileştirilme kaynağı olabilmiştir. Ulusalcı, tekçi modernleşme anlayışı; ulusun ana rengi dışındaki unsurlar üzerinde asimilasyon, red ve inkar, imha politikalarını yürüterek bu kesimlerden kadınların ataerkillik ve geleneksel değerlere ek olarak bir de bu cepheden ezilmelerine yol açabilmiştir. Kadınlar cephesinden 12 Eylül 1980 darbesi ardından hem muhalefet hem de kadın hareketlerinin sol muhalefet boşluğunda toplarlanmaya başlamasıyla bir stabilizasyon süreci yaşansa da Kürt kadınları açısından örgütlenme çabalarına paralel olarak sürekli skalası yükselen bir baskı ve saldırı dalgasından bahsetmek yanlış olmayacaktır.

Bu bağlamda biraz daha açımlarsak; Türkiye’deki Kürt Kadın Hareketi’nin 90’lı yıllardan itibaren artan örgütlü gücü ve politik alanda özneleşmeye başlamaları, görünürlüklerini arttırıp, muhatap alınan bir güç haline gelmeleri bu saldırgan stratejinin en önemli nedenlerinden biri olmuştur. 2000’li yıllara gelindiğinde ideolojik ve siyasal perspektifi radikalleşen Kürt kadınlarının özellikle siyasal alanda irade ve güç kazanması, faşist Türk iktidarının uyguladığı tüm yok sayıcı ve irade teslim alıcı uygulamalara direnişte öncü rol oynaması bu saldırgan politikanın vahşi bir hal almasında etkili olan diğer bir neden olabilmiştir. Bu bağlamda Türkiye’de iktidarın Kürt kadılarına dönük tüm saldırılarında, “zavallı, kurtarılması gereken, geleneksel değerler içerisinde töre cinayetleri ile uğraşan kadınlar” olarak kodlanan Kürt kadınlarının salt mağdur ve kurban olmayı reddederek, 1990’lı yıllardan itibaren artan örgütsel gücünün küçümsenmeyecek düzeyde etkisi vardır.

Sonuç olarak Kürt kadınlarının toplumsal cinsiyet mücadelesi ile birlikte yürüttüğü etnik kimliğe dayalı siyaset, etki alanının sadece Kürt bölgesi ile sınırlı kalmayıp toplumsal cinsiyete ve politik mücadeleye ilişkin taleplerini örgütlü bulundukları her yerde ısrarla dile getirmeleri, günümüzde olduğu gibi yaratılmak istenen korku imparatorluğunda, korkuyu dağıtan bir devrimci sinerji yaratmaları onları aralıksız olarak saldırıların ilk hedefi haline getirmiştir. Üstelik sayısız kez gözaltına alınıp, tutuklanan bu kadınlar her defasında en vahşi, en barbar, en insanlık dışı uygulamalara maruz bırakılmalarına rağmen bükülmeyen bir irade, tükenmeyen bir azim göstermişlerdir. Bu nedenle son bir haftadır bir kez daha faşist Türk iktidarının saldırılarına maruz kalan arkadaşlarımız vesilesiyle geçmişte olduğu gibi bu günde hiç bir siyasi soykırım operasyonunun kadınların direnişçi ruhunu ve özgürlük tutkusunu yok edemeyeceğini bir kez daha ifade etmek isterim.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.