Kürt Özgürlük Hareketi’ni KDP’leştirmek mümkün mü?

Sara AKTAŞ yazdı —

5 Temmuz 2020 Pazar - 09:10

Bir süredir Kürdistan’ın yeniden işgaline kalkışan AKP-MHP faşist ittifakı İttihat terakkici zihniyeti islami jakobenizim ile birleştirerek ömrünü uzatmaya çalışmakta ve bu sırada aralıksız bir şekilde çok yönlü, hiçbir ahlaki, insani ve hukuk tanımayan saldırılarına devam etmektedir.

Elbette bu saldırıların en önemli bir bölümünü hava saldırıları oluştururken esas olarak ise geçmişte yaptığı gibi manipülasyon, çarpıtma ve örgütlü yalanlara dayanan algı operasyonları ile sonuç almaya çalışmaktadır. İşte bu algı operasyonlarının en önemli ayaklarından birini, sadece faşist Türk devleti açısından değil yüzyıllık Ortadoğu stratejisine yeniden hayat kazandırmaya çalışan emperyalist güçler açısından da Kürt özgürlük hareketini KDP gibi kendi kontrollerinde bir yapıya dönüştürme çabası oluşturmaktadır.

Geçtiğimiz hafta Kürt özgürlük hareketinin önemli isimleri yaptıkları açıklamalarda Kürt hareketinin KDP’lileştirmeye dönük kimi manipülasyonların yapıldığını, bu çabaların kesinlikle beyhude çabalar olduğunu ifade ettiler. Bu açıklamaların ışığında rahatlıkla belirtebiliriz, KDP ve PKK tamamen yapısal olarak ideolojik ve varolma gerekçeleri açısından birbirine karşıt olan iki örgütlenmedir. Bu anlamda varlık gerekçeleri, amaçları ve idealleri bir biri ile bağdaştırılamayacak düzeyde farklıdır. Öncelikle geçmişten beri KDP, ideolojik olarak ilkel milliyetçi akımın öncüsüdür ve ilkel milliyetçilik, Kürtlerle çatışmanın bir diğer adı olmuştur. Bu bakımdan diyebiliriz ki Kürt düşmanlığı, rekabet ve bir diğer aşirete karşı ulusal değerlerden yoksun bir biçimde çatışmak ilkel milliyetçi güçlerin kanında vardır. Nitekim geçmişten beri ilkel milliyetçi hareketler hem içte kendi ulusuyla çatışmış hem de dış güçlerin çıkarlarını koruyan bekçi rolü oynamışlardır. Bir dış güçle işbirliği yaparak bir Kürt hareketine saldırmak ertesinde bir diğeriyle birleşip diğer Kürt hareketlerine saldırmak ilkel milliyetçiliğin benimsediği temel yöntem olmuştur. Diğer taraftan PKK öncülüğünde ki Kürt özgürlük hareketi geçmişten bu güne sosyalist ve demokratik, cinsiyet özgürlükçü bir ideolojik repertuara dayanmıştır. Bu bakımdan kendi ideolojisi gereği sadece her türden sömürgeciliğe karşı savaşan bir örgüt olarak kalmamış, varlığı yok sayılan bir halkın özneleşme ve kolektif bir özne olarak tarihini yaratma kapasitesini kazandırmak ideolojik özünü oluşturmuştur. Bu anlamda ideolojik olarak hem kendi ulusunun hem de tüm halkların çıkarlarını benimseyen ve önceleyen bir ideolojik üretim içinde olmuştur. Dolayısıyla sadece kendi halkının değil, halkların temsili için hem dış egemen güçlerle hem de iç kölelik ve gericilikle mücadele etmiştir. İkinci olarak her iki örgütlenme amaçsal olarak tamamen farklı konulara odaklanmaktadır.

KDP ortaya çıktığı 20. yüzyıl başlarından beri ulusal çıkarları kendi öz güçüyle kazanma yerinde, dış güçlerin maşası olmakla elde edeceği gücü ailesel ve aşiretsel çıkarlarını korumak için her şeyden daha değerli görmüş, işbirlikçiliği, hainliği doğası haline getirmiştir. Bu bakımdan en başından beri KDP, hanedan bir ailenin partisi olmuş, yani bir sınıfın veya bir kesimin ideolojisinin somutlaştığı bir parti değil, Barzani ve ailesinin çıkarlarının temsilcisi olmuştur. Bu çıkarları korumak en öncelikli amaçları haline gelmiş, en tarihi eşiklerde Kürt halkının ulusal birliğini sağlamak önünde engelleyici bir tutum takınmıştır.

Diğer taraftan Kürt özgürlük hareketi ve önderi Öcalan’a göre aile ve aşiretçilik; sömürgeci sistemin ve devlet mantığına dayalı hiyerarşik yapılanmanın sürdürülebilirliğinin ve güç kılınmasının aracıdır. Esas olarak bu durum aile içi ilişkilerde kurumlaştırılır. Sistemin hiyerarşik zihniyet ve mantık yapılanması, aile içi ilişkilerle kişiye özümsetilir. Kişi küçük yaştan itibaren sistemin düşünce kalıplarıyla büyür, davranışları şekillenir ve sistem kendisini bireyde gerçekleştirir. Kürdistan gibi katmerli egemenlik ilişkilerinin batağında nefes alamayacak düzeye getirilmiş ve parçalanmış bir halk gerçekliğinden, bağımsız düşünce ve özgür iradeye dayalı bireylerin oluşturduğu bir kolektifliğe ulaşmak ailecilik ve aşiretçilikle mücadeleyi temel amaçlardan biri haline getirmiştir.

Bu çerçevede Kürt halkının ulusal birliği önünde de ilkel milliyetçiliği, ailecilik ve aşiretçilik ideolojilerini temel engel görmüştür. Sadece bu iki karşılaştırma bağlamında bile rahatlıkla diyebiliriz ki, Kürt özgürlük hareketinin varlık gerekçeleri “KDP’lileşmek” gibi bir algıya ne müsade eder ne de böyle bir ihtimali olanak dahiline alır.

Kültürel, ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarda toplumsal olarak karşı karşıya kalınan saldırılarla mücadele, hem ulusal bir anlam taşımaktadır hem de evrensel bir anlam taşımakta ve dünyanın çoğulluğunu savunmak anlamına gelmektedir. Sonuçta Kürt hareketi için asıl mesele; devlet sahibi olmak değil, Kürt halkına ve tarihine dayalı bir öz gücü ve iradeyi ortaya çıkartma meselesi olmuştur.

Dolayısıyla Kürt özgürlük hareketini KDP’lileştirme, sadece algı operasyonu ve manipülasyonla ulaşılmaya çalışılan bir hayal olabilir. Geldiğimiz aşamada dört parça Kürdistan’da Kürt halkı bu psikolojik savaş yöntemlerine kanmayacak kadar örgütlü olup, ilkel milliyetçi KDP çizgisinin de ipliğini pazara çıkartabilecek kapasitededir.

Nitekim bu kapasiteyi; Kürt halkının ve dostlarının örgütlü olduğu her alanda en ağır koşullarda bile susmayan sloganlarında ve bitmeyen direnişlerinde görmek mümkündür.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.