Münzevi

M. ZAHİT EKİNCİ

 

Kimdi?Nereden gelip bu metruk eve yerleşmişti, kimse bilmiyordu. Bilinen tek şey günün birinde uzak dağ köylerinin birinden gelip buraya yerleştiğiydi. Depremde yıkılıp metruk bir yapıya dünüşen bir evi kendisine mesken edinmişti. Uzun ve kirli saçları vardı. Yılardır kestirmediği saçları beline kadar uzanmıştı. Konu komşunun evinin kapısına bıraktığı artıklarla yaşıyor, onların verdiği elbiseleri giyiyordu. Korkunç bir görünümü olsa da kimseye zararı dokunmazdı, kimseden bir şey dilendiği de görülmemişti.

Güneşli günlerde, kapısının önünde gözlerini kapatarak yarı uyur yarı uyanık saatlerce otururdu. Verilen selamların bazılarını alır, bazılarını almazdı. Yalnız askeri cemselerin evinin aşağısındaki tozlu yoldan geçtiği esnada korkunç sesler çıkararak birkaç kez metruk evin karanlıklarında kaybolduğu görülmüştü.

Kasaba sakinleri için "Allahın Garibi" çocuklar için ise "Xalê Dîno"ydu. Ne soranı ne de merak edeni vardı. Bazı kasaba sakinleri ise onun Allah tarafından gönderilen bir ermiş olduğuna inanmıştı. Bazıları işi daha ileri götürmüş ve en sevdiklerinin başı üzerine yeminler ederek gece karanlığında münzevinin oturduğu metruk evin üzerine bir aydınlığın düştüğünü anlatırdı. Kimilerine göre gariban, kimilerine göre ise bir evliya olan bu münzevinin hayatı adeta bir sırdı.

O yıl aç kurtları bile dağdan indiren bir kara kış çökmüştü Silvan’ın üstüne. İki metreye kadar yağan kar kasabanın bütün yollarını kapatmış, adeta dış dünya ile ilişkisini kesmişti. Herkes kendi derdine düşmüş zamanla metruk evde yaşayan münzevi de unutulmuştu haliyle. Ne yer, ne içer kimse bilmiyordu. Hatta yaşayıp yaşamadığından bile kimsenin haberi yoktu.

Nihayet kara kıştan sonra kardelenler utangaçça gelen bahara merhabaya durdular. Kar eridi, yollar açıldı ve bahar tüm ihtişamı ile kasabaya merhaba dedi. Münzevinin yaşadığı evin kapısına sanki mühür vurulmuştu. Açılmayan tek kapı onun kapısıydı. Kendisini merak eden birkaç mahale sakini tereddütlü bir şekilde kapısını çaldılar. Fakat içeriden cevap gelmeyince kapıyı omuzlarıyla kırıp içeri girdiler. Münzevinin kara kıştan kalan cesediyle karşılaştılar. Uzun bir süre önce ölmesine rağmen soğuk havadan olsa gerek cesedi bozulmamıştı. Sanki derin bir uykudaymış gibi... Eliyle sıkı sıkıya sardığı bir çerçevede 25-30 yaşlarında, insanın bakmaya kıyamadığı bir gencin fotoğrafı vardı.

Mütevazi bir şekilde yaşayan münzevi, yüzlerce kasabalının omuzlarında son yolculuğuna uğurlandı. Herkes sanki çok yakından tanıdığı bir insanı kaybetmiş gibiydi. Herkesin yüzünde kederin derin izleri, kimisinin yüzünde vicdan azabı, kimisinin yüzünde ise “sahip çıksaydık, arayıp sorsaydık belki de ölmezdi” pişmanlığı vardı.

Aradan bir ay geçmişti ki ellerinde münzevinin fotoğrafı olan iki kişi kasabaya gelerek fotoğraftaki insanı tanıyıp tanımadıklarını sordular. Meğer gelenlerin babasıymış. Uzun bir süre önce ortadan kaybolmuş ve çocukları da onu bulmak için peşine düşmüştü. Münzevinin hayatı gün yüzüne çıkmaya başlamıştı. Varlıklı ve oldukça da sevilen bir insanmış. Devletin koruculuk dayatmalarını kabul etmediği için defalarca gözaltına alınıp işkencelerin en belalısı ile tanışmıştı. Buna rağmen koruculuğu kabul etmeyince köye gelen komandolar gözlerinin önünde en sevdiği oğlunu kurşun yağmuruna tutarak öldürmüş, kendisinden bir nevi intikam almışlardı. Bu acıyı yaşayan münzevi kurtlar gibi uluyarak dağlara kaçmış ve bir daha kendisinden haber alınamamış.

Kasaba halkı gelen iki kişiyi münzevinin mezarına gütürdüler. Gerekli izinler alındıktan sonra her iki kardeş babalarından arta kalan kemikleri bir torbaya koyarak tekrardan dağ köylerinin yolunu tuttular.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.