‘ Wî  wî  wî ’

Haberleri —

Eski Yunanca’da “logos” söz anlamına gelir. Logic (mantık) kelimesi söz kelimesinden türetilmiştir. Kürt müziğinde kadının sözünü tespit edeceksek, bu işe dengbêjlik kültürü üzerinden başlamalıyız. Kadın ağızlı kilamlar referans noktamız olsun. Bu kilamlar birer erkek fantazisi mi yoksa kadın üretimi mi? Bunun cevabı kilamların kendisinde gizli.

Heja TÜRK

Bu yazı Kürt kadın müzisyenlere odaklanacaktır. Bu kadar kısa bir yazıda böyle geniş bir konunun hakkıyla tartışılması elbette mümkün değil. O nedenle yazı, bütün eksikleri ve yanlışlarıyla bu alanda açılmış bir başlık olarak düşünülsün. Dengbêjlerden başlayıp günümüz kadın müzisyenlerine doğru bir hikaye...

Deleuze ve Guattari, Kafka edebiyatı üzerinden Minör Edebiyat denilen bir kavram geliştirdiler. Minör Edebiyat’ın en basit haliyle 3 özelliği vardır.

- Yersiz yurtsuz olması,

- İstisnasız bir şekilde politik olması,

- İster istemez kolektif olanın içinden konuşması,

Bizim üzerinde duracağımız nokta, kolektivite. Ötekileştirilenlerin edebiyatı neden ister istemez kolektif olur? Bu tartışmayı Kürtler ve Kürtlük üzerinden genişletebiliriz. Kürtlere modernizm ve Türklük birlikte dayatılmıştır. Kendini Türkleşmeye karşı korumaya alan Kürt kolektivitesi, çareyi geleneksel olana sığınmakta bulmuştur. Meydana gelen bu olaya bir çeşit “yeniden gelenekselleşme” de denilebilir. Edebiyatta ve sosyal hayatta olduğu gibi müzik alanında da “süreklileştirilmiş bir geleneksellikten” bahsedilebilir. Yani toplumsal ve kolektif olmak adına tekil olan, birey olan dışlanıyor, yok sayılıyor ya da ilgi göremiyor.

Bugün Kürt müziğinde Ciwan Haco ve Mehmet Atlı gibi isimler sayesinde bireysel, kişisel müzik kapısı aralanmıştır. Bizim sorumuz şu: Kürt kadın müzisyenler kolektiviteden bağımsız hareket edebildi mi? Pek sayılmaz. Çünkü yıllarca  Kürt olduğumuzu kanıtlamak zorunda bırakıldık. Muktedir sonunda bizim Kürt olduğumuzu kabul etti. Yıllarca kolektif olanın içinden konuşmak zorunda bırakıldık. Bugün yeni bir varoluşsal sorunumuz var. Homojenize ediliyoruz. Bütün Kürtler aynıymış gibi... Kendi içimizde farklılaşamazmışız gibi... Kısacası karşımızda bizi birey olarak görmek istemeyen bir iktidar ve onun kodları ile şekillenmiş bir kamuoyu var.

Kadın ‘logos’unun peşinde

Eski Yunanca’da “logos” söz anlamına gelir. Logic (mantık) kelimesi söz kelimesinden türetilmiştir. Kadının sözünü söyleme alanlarından biri olarak müzik alanında kadın logosunu, kadın mantığını arayarak başlıyorum işe.

Kürt müziğinde kadının sözünü tespit edeceksek, bu işe dengbêjlik kültürü üzerinden başlamalıyız. Kadın ağızlı kilamlar referans noktamız olsun. Bu kilamlar birer erkek fantazisi mi yoksa kadın üretimi mi? Bu soruların cevabı kilamların kendisinde gizli.

Lawikê Metînî

Anneciğim, kalk da bana banyo yaptır

Saçlarıma boncuk tak.

Metin oğlana haber sal

Gelsin göğsümde uzansın

Beni istiyorsa istesin

Beni kaçırıyorsa kaçırsın

Gelmiyorsa, beni bugün everecekler.

Metin oğlana haber sal

Gece yarısından sonra gelsin,

Gerdanımdan, boynumdan öpmeye başlasın

Kolyemin olduğu yerden küpelerimin olduğu yere kadar

Öpsün beni.

Yukarda, Türkçe çeviri olan ”Lawikê Metînî” kilamını özet geçtim. Bu kilam kadın ağızlı gibi bir kilamdır. Kadın ağızlı olması kilamın kadın tarafından yazıldığını kanıtlamaz. Kilam incelendiğinde görülecektir ki dengbêjin teki oturmuş, bir erkek için yanıp tutuşan bir kadın hayal etmiştir. (Etsin, bu durumla bir sorunumuz yok.) Ama kilamı kadın yazmamıştır. Çünkü kilamın kamerası kadının elinde değil, kadının üzerindedir. Kilamın objesi kadın olduğuna göre öznesi de büyük ihtimalle erkektir diyebiliriz. Kilamın kamerası yavaş yavaş kadını süzmeye başlar. Saçlarını görürüz, bocuklar takılır o saçlara, sonra göğsünü, gerdanını... Kulak memelerine kadar görürüz kadını. Metin Oğlan’a dair hiçbir fikrimiz yoktur. Burda arzu nesnesi görsel düzlemde adını bilmediğimiz kadındır. Sanki kadın çaresizce bir sandalyede oturmaktadır. Olabildiğince pasifize edilmiştir. Öte yandan “Dê Miho” vardır: Fatma Îsa’nin seslendirdiği bu kilam, büyük ihtimalle bir kadın ürünüdür. Onu da özet geçiyorum.

Dê Miho

Çoban yıldızının şavkı vurur bize.

Evlerimiz yan yana, gelsene.

Canım oğlan, bana bir öpücük bahşet de mutlu olayım.

Gel Miho, wî wî wî wî....

Miho gümbür gümbür kaval çalar

Kavalı sarı bıyıklarının arasında kıpırdar

Benim Mihocuğumu bilen bilir,

Bilmeyenlere söylüyorum,

parmağında yeşim taşlı bir yüzük var.

Ah bi bakin, Miho elinde orakla ot biçiyor.

Ah şu kırmızı ay varken, gel de seni göreyim.

Hem sen de kadınsız kalmazsın.

Ben beraber gittiğimiz samanlığa gidiyorum

Sen de gel Miho.

Herkese söylüyorum.

Mihoyu gören benim orda olduğumu haber versin.

Haydi gel miho.

Bu kilamın bir kadın tarafından üretilmiş olma ihtimali çok yüksektir. Çünkü bu kez, kilamın kamerası Miho’nun üzerindedir. Miho sarışındır. Bıyıkları var. Kaval çalıyor. Zaman zaman tarlada çalışırken görülüyor. Yeşim taşlı bir yüzüğü var. Lawikê Metînî’nin aksine burda kadın aktiftir. Çaresizce Miho’yu beklemez. Miho’yu ayrıntılı bir şekilde betimler ki, herkes bilsin. Kalkar buluşma noktasına gider. Evinde sandalyede bekleyip annesine ağlamaz. Miho gelsin diye beklemez. Öte yandan kilamın her satırında tekrar eden bir ünlem vardır. Bu ünlem yalnızca kadınlar tarafından kullanılan “Wî wî wî” dir. Kürtçede bu ünlem, erkekler tarafından kullanılmaz. Yani Dê Miho Kürt müziğinde en önemli ve en eski kadın logos’larından biridir. Gayet bireysel, özel bir iletişim biçimi vardır kilamın. Hikayeyi anlatan kadının ağırlığını hissederiz.

İcracılar ile üreticiler

Şimdi modern alana geçelim. Üzülerek söylüyorum ki, günümüzde Kürt kadını icracı olarak konumlanır. Bu nedenle beste yapan kadına pek rastlanmaz. Üretici konumunda değildir çünkü bir şekilde geleneksel olanın içine hapsedilmiştir. Modern dönem Kürt müziğinde kadın söz’ü kadın logos’u yok denecek kadar azdır. Bu noktada alandaki önemli şahsiyetleri anmakta fayda var.

Ayşe Şan kendi zamanına göre büyük adımlar atmıştır. Bunun cefasını da çekmiştir. Müzik yaptığı için, ailesi tarafından aforoz edilmiştir. Ailesi Ayşe Şan’ın Diyarbakır’a girmesine bile izin vermemiştir. Öldükten sonra bile mezarının Diyarbakır’da olmasını engellemişlerdir. Ayşe Şan, geleneksel şarkıların yanı sıra kişisel besteler de yapmıştır. Çocuğundan ayrı düştükten sonra, ”Dayê” şarkısını bestelemiştir. Özetle,

Diyarbakır’in deresi

akar yine,

Hacı Hanim bugün yine annemi hatırladım

Yüreğim yanar

Yabancıyım, kimsesizim

Annem acılar içinde

kıvranıyor

Benim haberim yok.

Lütfen bi telefon

açın da

Eyşan (Ayşe Şan) gelsin.

Beni bir 

doktora götürsün....

Görüldüğü üzere Ayşe Şan’ın şarkısı kişisel bilgilerle doludur. İçi boş değildir. Aynı şekilde Ayşe Şan’in ”Bêmal” şarkısı da ona ait klasikleşmiş bestelerdendir. “Bêmal” evsiz anlamına gelir. Başına gelenlerden sonra böyle bir şarkı yapması şaşırtıcı değildir.

Şehribana Kurdî de geleneksel şarkılar söyler. ”Ez keç im, keça Kurdan im” şarkısını yazmıştır.

   

Geleneksel ezgilerle ve ulusal kadın kimliğini birleştirmiştir. Şehriban da şarkılarıyla Şivan Perwer gibi Kürt ulus inşasına katkıda bulunmuştur. Keç û Xort şarkısında dağa çıkan gençlerin ağzından konuşur. Şöyle der: “Anne ben gidiyorum. Kızım eşkiya oldu deme sakın. Peşmerge oluyorum. Dağa çıkıyorum.” İlginç olan, modern dönemde üretilmiş olan bu ve bunun gibi şarkıların bireye dair bir şey söyleyemeyişidir. De Miho kilamı kolektif bir üretim olmasına rağmen çok kişiseldir, bireyseldir. Yani De Miho kilamındaki yeşim taşlı yüzük ayrıntısı yoktur Şehriban’da. Şarkılar herkes içindir. Şarkıdaki logos, biricik veya özel değildir.

Gulistan Perwer’in ‘Lo Berde’ şarkısı, bireysellik noktasında bir adım ilerdedir. Şöyle bir ayrıntı vardır şarkıda: “Gecenin bir yarısı, ay ışığının altında elime dokundu.” Dinleyende bireysel bir deneyimden haberdar oluyormuş hissi uyandırabiliyor. Gülistan da şarkılarıya Kürt ulus inşacılarındandır. Niştimanperwer (yurtsever) isimli bir albüm yapmıştır. Gülistan’ın müzikal referansı ise Şehriban’ınki gibi tamamen gelenekseldir. 90’larda kadın müzisyenlerin durumu kısaca böyle. Bahsettiğimiz müzisyenler, Kürtçe bilen, ara sıra Kürtçe besteler yapan kadınlardı. 2000’lerde Kürtçe bilmeyen Kürt müziği icracıları ortaya çıkmaya başladı. Kadın alanında en ön planda Aynur Doğan vardı.

Aynur Doğan, harika parçalar seslendirdi. Kürt müziğini Türkiye ve Dünya kamuoyuna duyurdu. Ne var ki yeterince Kürtçe bilmeyen Aynur Doğan’dan Kürtçe beste beklemek de imkansızdı. İşin kötü tarafı, Aynur Doğan’dan sonra geleneksel şarkıların re-prodüsyonu moda oldu.

   

Rojda, bu dönemde tanıdığımız kadın müzisyenler arasında istisnadır. Çünkü Kürtçe bilir. MKM’de yetişen Rojda, müzikal anlamda yeniliklere açık olsa da içerik olarak uzun süre gelenekselin arkasına saklandı. Yapısal anlamda, rock ve pop formlarını kullanan Rojda, nihayet son albümünde 3 besteye yer vermiştir. Bunlar: Ezim Ezim, Tu Şîrînî, Hey Lê Lê. Öte yandan son dönemlerde Rûşen Alkar ve Rewşan Çeliker gibi Kürt müziğini modern müzik ile buluşturan müzisyenler çıktı.

Rûşen Alkar, şu an ikinci albümünü yapıyor.

   

İlk albümünde 10 şarkı vardı. 8 tanesi beste. Bestelerin 4 tanesi Kürtçe. Roboskî için yaptığı ”34 Heb” şarkısı gerçekten başarılı. ”Rabe” şarkısı oldukça bireysel bir şarkıdır. Hayvanlarla ilgili olan bu şarkı Rûşen’in logos’udur. Ona aittir, biriciktir. Kürt kadın müzisyeninin müzikal ve içerik anlamında bireyleştiği andır bu. Caz ile Kürtçe’yi buluşturan Rûşen, iki tane de geleneksel şarkı seslendirdi. Sonuç olarak, piyasa deyimi ile geleneksel şarkılar tuttu. Şu an ikinci albümünü ağırlıklı olarak geleneksel şarkılarla oluşturuyor. Onları yeniden yorumluyor. Yani Rûşen kendi logos’u kendi söz’ü ile yaptığı müziği bırakıp geleneksel olana yönlendirilmiş oldu.

   

Rewşan Çeliker de son albümü ile iyi bir çıkış yaptı. Çeliker’in şarkı seçimleri ilginç; Ayşe Şan’dan ”Kirasê te Meles e”, Gülistan Perwer’den ”Lo Berde”, Leyla İşxan’dan ”Ax Lê Wesê”. Çeliker, Kürt kadın müziğinin tarihsel bir gelişimi olduğunun farkında. Müzikal referansı modern olan Rewşan, içerik olarak gelenekseli tercih ediyor. Bu şarkılardan Rewşan’ın kim olduğu, ne hissettiği anlaşılmıyor. Bize onun kendi söz’ü, logos’u lazım.

Kendimizden besteler üretme zamanı

Sonuç olarak, genel anlamda Kürt kadın müzisyenler farkındalık sahibiler. Kadın müzisyenler, kadın ağızlı şarkıları tercih ediyor, kadınları görünür kılmaya çalışıyor. Ve bu süreç çok eski zamanlarda başladı. Bu yazıda, dengbêj kilamları, bu tarihselliği somutlaştırmak için kullanıldı. Kadınlar var olan konjonktürden etkilendi. Kürt ulus inşasına dahil oldular. Modern müzik formlarını denediler.

Şu anda Kürt kadın müzisyenler şöyle bir sorun ile karşı karşıya; gelenekselin içine sıkışma... Aynur Doğan’dan sonra Kürt müziği Türk kamuoyuna ulaşmaya başladı. Bu aslında iyi bir şey gibi görünüyor. Ama değil. Arz talep dengesinde, müzik alanında Kürtlerden sürekli geleneksel olan, otantik olan talep edilmeye başlandı. Bu talebe karşı arz oluştururken, bireyselliğimizi ortaya koymayı unuttuk. Modern bireyler olarak, bugüne dair hikayelerimizi, kendi sözümüzü, kendi logos’umuzu üretebilmeliyiz. Kendimize dair, kendimizden doğru şarkılar, besteler üretme zamanı geldi.

Kürt kadın müzisyenler “muhteşem ses”ten daha öte bir şeydir. “Söz”dür. Türk kamuoyuna hitap etmeye çalıştığımız sürece “söz” olmaktan çıkıp sadece “ses” oluyoruz. Müzikal anlamda birey olmak için, dengbêjin Miho’yu ararkenki kişisel hikayesine ihtiyacımız var.

paylaş

Haberler


   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.