1 Mayıs sonrası sınıfa yeniden bakmak

Sezai TEMELLİ yazdı —

4 Mayıs 2021 Salı - 22:31

  • Uzun neoliberal dönem boyunca kapitalist modernitenin çözülüşü, devletlerin kusurlu demokrasi içinde merkez ve çevre formlarını da yeniden biçimlendirdi. Özellikle soğuk savaş sonrası küreselleşen kapitalist sistem içinde devletin rolünü ulus devlet sınırları dışında biçimlendiren üretim/finans ilişkileri kuşkusuz ulus devletleri ortadan kaldırmadı ama ulus devletlerin ulus-üstü ilişkilerdeki rolünü değişime uğrattı. Bu değişim emek dünyasının yeniden düzenlenmesi açısından da önemli bir etki yarattı.

Salgın nedeniyle işçilere ‘sıkı’, işçi olmayanlara tam kapanma günlerinde 1 Mayıs’ı kutladık. İktidarın işçiye, emekçiye, halklarımıza kötücül ve ayrımcı yaklaşımının en açık halini bu son uygulamayla bir kez daha görmüş olduk. İktidarın bu yaklaşımı aslında kapitalist devlet anlayışının bir sonucu. Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada kapitalist sistem derin ve çoklu kriz içinde yeniden üretim süreçlerini düzenleme gayretinde. Bu düzenleme sürecinde devletlerin de giderek otoriterleştiğini, emekçilere karşı çok daha katı üretim ve dolaşım sistemlerini hayata geçirme peşinde olduklarını izliyoruz. Geniş bir çerçeveden bakarsak, pandemi ve kapanma ilişkisi bu açıdan ‘yeni normal’in inşasının önemli bir göstereni olma özelliğiyle yeni üretim ilişkilerini tüm çıplaklığıyla sergileyen bir tarihsel kesit.

Neoliberal dönem aslında pandemik kapitalizm dönemi olarak da okunabilir. Endüstriyel işçi sınıfı ile sermaye arasında uzlaşıya dayalı fordist üretim mekanizmalarının krize sürüklenmesiyle yıkılan sosyal demokrasi, beraberinde devleti ve onun kamusal alan düzenlemesini de krize sürükledi. Yıkılan uzlaşı dönemi endüstriyel işçi sınıfının odağında yer aldığı fabrika merkezli kamusallığı veya toplumsallığı da hızla dönüşüme uğrattı. Bu sınıfsallık düzleminde kurgulanan gelecek tahayyüllerinin de yeniden düşünülmesi artık kaçınılmaz hale geldi…

Uzun neoliberal dönem boyunca kapitalist modernitenin çözülüşü, devletlerin kusurlu demokrasi içinde merkez ve çevre formlarını da yeniden biçimlendirdi. Özellikle soğuk savaş sonrası küreselleşen kapitalist sistem içinde devletin rolünü ulus devlet sınırları dışında biçimlendiren üretim/finans ilişkileri kuşkusuz ulus devletleri ortadan kaldırmadı ama ulus devletlerin ulus-üstü ilişkilerdeki rolünü değişime uğrattı. Bu değişim emek dünyasının yeniden düzenlenmesi açısından da önemli bir etki yarattı. Buna ilave bilgi teknolojilerindeki büyük ve hızlı gelişme sadece çalışma formlarını değiştirmekle kalmadı, toplumsal ilişkileri de yeniden düzenledi. Bu düzenleme kuşkusuz fabrika toplumunun aşılmasıydı veya fabrika merkezli kapitalist sistemin kent merkezli bir sisteme dönüşümüydü.

İşçi sınıfın bu dönüşüm karşısında endüstriyel bir karakterden sıyrılıp, daha önce sınıf dışı yapılar olarak adlandırılan kesimlerle olan melezleşmesi hızlandı. Bugün nasıl kapitalist sistem ve devlet dönüşmüşse bu hegemonik ilişki karşısında sınıfın yapısı da dönüşmüş, karmaşıklaşmış ve genişlemiştir. Proletaryanın bu dönüşümü, genişleyen sınıf yapısı doğal olarak sınıf bileşimini, mücadelesini ve sınıf içi ilişkileri de yeniden düşünmemize neden olmuştur. Bugün bu farklılaşma teoride ve eylemsellikte nasıl yeniden sınıf mücadelesinin düşünülmesi gerekliliği hakkında bize yol gösteriyor.

Kapitalist sisteme ve devlete yaklaşım ve buna karşı mücadelede bugünün koşullarında yeni yollar bulmak, yollar açmak için her şeyden önce sınıf mücadelesini yeniden örgütlemekten geçiyor. Bu 1 Mayıs tüm dünyada ve Türkiye’de bize bunun çağrısını ‘sessizce’ yaptı. Toplumsal emeğin tüm karmaşıklığında ve zenginliğinde yeni bir örgütlenme ve mücadele zemini bizi bekliyor. Endüstriyel işçi sınıfının toplumsal emeğe dönüştüğü, tüm emek formlarının karmaşık ilişkiler içinde de olsa sisteme karşı ortaklaşabileceği bir siyasetin var edilme zorunluluğu bizi yeniden, yeniden düşünmeye davet ediyor.

Tam da bu noktada liberal dogmalardan arındırılmış, Öcalan’ın tezleriyle yapılandırılmış radikal demokrasi hem ulus devlete karşı ortaya koyduğu demokratik ulus yaklaşımıyla, hem sınıfa olan yaklaşımındaki çoğulculuğuyla, ki burada çokluğu siyasete davet ediyor, hem de mücadele alanlarını ortaklaştırmasıyla yeni bir yol açıyor. Radikal demokrasi anti kapitalist karakteriyle ekonomik alanda ortaya koyduğu demokratikleşme mücadelesiyle eşitlikçi, devlete karşı ortaya koyduğu demokratikleşme mücadelesiyle özgürlükçü, çokluğu ortaklaşmaya çağırmasıyla dayanışmacı bir dünyayı inşa etme yolunda. Unutmayalım ki Rojava’da başlayan şey büyük ütopyanın yol haritasıdır…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.