15 ŞUBAT’A AZ KALDI

Haberleri —

Yeni bir yılın eski bir şubatına doğru yol alıyoruz. Ortasına varmış bir ömrün gördüğü nice saldırılar, nice ahlaksız tehditler, kadın, gençlik kıyımları, nice entelektüel soykırımlar, inkârlar, yalanlar, işkenceler, katliamlar ve hepsinin bileşkesi olan dünyalar savaşında çarmıha gerilmiş, bütün bir canlılık âleminin acısını içine hapsetmiş bir güneş var kâinatta. Yapılamamış sonun yeni başlangıcı olan komplolar, tarih içerisinde devam ediyor.

Bu gün hava soğuk ve birileri bodrum altlarında direniş ahlakıyla yaşama zafer işaretleriyle acısını bal eyleyerek ruhunun toplumsallığına gömülmek istiyor. Zindanlarda uluslararası komplolarla, süreçten gündüzden kopartılmak istenen bir güneş. Aynı zamanın orta çağın nefesi bu gün devlet terörünün yarattığı astım krizinde. Biri doksanlar mı dedi. Doksan noksandır artık, yaşanan orta çağın engizisyon mahkemelerinden Sokrates’in yargılandığı mahkemelerden, cadı avcılığından çok daha adaletsizliklerle dolu geri bir devlet ideolojinin gerçekliğidir. Yılın 46. gününe doğru 15 Şubata doğru gidiyoruz. Yılın 46. Gününe doğru giderken 90’lardan çok daha iyi olan tarihlere bir bakalım. Evet, bazı zamanları kısaca kıyaslayacağız. Zaten 2 aylarını çoktan doldurmuş daha çok uzun sürecek iktidar karşıtı, kendi olma savaşı olan özyönetim direnişleri var. Ruhlarının özgürlük içgüdüleri çoktan enkaz altından çıkmış tarih dersleri veriyorlar bize.  

  Yapılan bu günle dünün Engizisyonuna bakalım; engizisyonun kelime anlamı Latince soruşturma demektir. Katolik kilisesinin uyguladığı bir mahkeme sistemidir. Burada en zalim işkence yöntemleri ele alınarak suçlu gördüğü kişiyi suçunu mutlaka itiraf ettirmek için işkenceye devam edilen bir dini sistemdir. Kilisenin tehdit olarak gördüğü (o dönemin partileri de diyebiliriz) tarikatları, büyücüleri hatta şifacıları bile vahşice uyguladığı yöntemlerle cezalandırmaktaydı. Bunu da tanrının adaleti adına mahkemelere sıkıştırdığı ‘’adalet aşkına’’ yapıyordu. Gelelim tarihin şimdiki anında ki adı ‘’Adalet’’ olan Adalet ve kalkınma partisine. Zındandaki yaşayan İsa boşuna söylememişti tarih şimdidir diye. Doğmamış çocukları bile öldüren, camileri yakıp sonrada teröristler yaptı diyerek bas bas bağıran, özel savaşın en ahlaksız psikolojik harbiyle yaptığı, adaleti kurban ettiği ajitasyon ve propagandayla engizisyondan ne mi farkı olur çoook daha geri bir farkı olur. Bu konuda gerçekten diğer iktidarlardan farkını ortaya koymaktadır. Tek din naralarındaki ‘’İslam barışı’’ Hristiyanlığın engizisyonu aratır olmuştur. DAIŞ nice gurur duysa azdır. Bu vahşet karşısından AKP yi kıskanır olmuştur. Biri doksanlar mı dedi.

  Gelelim cadı avına;  anlaşılan o ki AKP Siyasi Dinciliği ya da DAIŞ’çiliği bütün özgürlük arayışçılarını, muhalifleri, sanatçıları, aydınları, akademisyenleri cadı olarak görüyor. Ama şunu söyleyelim herkesi cahil olarak gören bilmediğini bilmeyen ukala AKP’ye. Cadı Eski Farsçada güzel gözlü insan demektir. Eski Yunancada tedavi eden iyileştiren, şifa veren insan anlamına gelmektedir. Böyle anlamı olan kadınla bütünleşmiş tanımlamaları yalanlarla tıpkı dünün cadı avıyla devletçi dinciliğin yakma ayinleriyle yaptığı saptırmalarla, tarihin nice Sakineler gibi üç kadınlarla ve bu günün nice üç kadından sonra ki üç devrimci kadınlara yapılanları, yapılan linç etme, yakma, parçalama teşhir etme şimdiki zaman diliminde AKP eliyle devam etmektedir. Fikirleri  ‘’topluma’’( aslında toplum süsü verilmiş Devlete) tehdit olarak görülen linç, yakma, teşhir etme kampanyasının da ötesinde strateji boyutunda belki de tarihte görülmemiş dolaysız açık bir soykırım gerçekleşiyor. Batı dünyasında 1480-1750’lerde başlayan ve 40 bin ile 60 bin arası insanın idam edilerek öldürüldüğü tahmin edilen cadılık, 1700’lü yıllarda suç olarak kaldırıldı. Bu gün baktığımızda Batının cadı avı kanun artıkları AKP  ‘Yeni’Anayasasının baş maddesi konumundadır. Ve oluşturmak istediği yeni Anayasanın tek devlet tek dil, tek bayrak ve teklerle devam eden başlıca maddeleriyle Cadı avı maddesi Anayasanın İlk üç maddesi olarak kalıp; değiştirilemez, değiştirilmesi teklif bile edilemez anlayışıyla devam ettirmeye çalışacaklardır gayri.  

  Yılın 46. Günü 15 Şubata günler kaldı ve PKK Önderi Abdullah Öcalan’dan Hala bir haber yok. Halbuki Devlet, AKP göstermelikte olsa, zor durumda kalınca, tansiyonu yatıştırmak için görüşme yaptırtıyor, hatta müzakerelere geçiyormuş gibi taktik manevralar yapıyordu. Ortalık kıyamet ve hala Devletten tansiyonu yatıştıracak bir ses yok. Acaba bu sefer saldırdığı güç mü istemiyor. Yoksa devlet bu seferde Kürt halkını yine kandırabilecek mi. Ama direnişçilerin artık karnı tok galiba. Bizden Devlete bir sır yalan, oyalama politikalarının modası geçmiş sanırım. Devlet bu sefer bitirmeye ant içmiş gibi bir cesaretlenmiş ki sormayım. Ama durun bir dakika, e PKK de inanılmaz cesaretli ve kararlı. Anlaşılan katliamlar, saldırılar giderek artacak bunun yanında direnişler ve şahadetler artacak. Devrimlerin kolay kazanılmadığını tarihin kanlı sayfalarından bilmekteyiz. Sovyet devriminden, Çin devriminden, Küba, Vietnam ve diğer dünya savaşlarında sayısızca insan bu uğurda can verdi. Devrimler kolay kazanılmayacaktır bunu bilmemiz gerekiyor. Gün olacak belki de yüzlerce insan yaşamını yitirecek. Umudu artırmanın zamanıdır. Negatif üsluptan, moral bozucu yaklaşımlardan kaçınmamız gerekiyor. Dönem kazanımcılık dönemidir. Unutmayın 15 Şubata az kaldı.

  İlginçtir ki Gregoryen takvimine göre 15 Şubat MÖ.399 Sokrates’in ölüm cezasına çarptırıldığı gündür.  Onun için çeşitli sözler söylenmiştir; Kant,’aklın ideali’, Hegel ‘’bir insanlık kahramanı, felsefesini yazmayan ama yaşayan gerçek filozof’’,  Nitzhce ise onun için ölüm korkusu nedir bilmeyen, yaşayan biri olarak değil de salt akıl olarak ölen biri olarak tarif etmiştir. Bu ahlak filozofu şehrin tanrılarına inanmadığı (özünde iktidarlarına) onların yerine başka şeyleri koyduğundan gençleri zehirlemekle suçlanır. Sokrates derin bir savunma yapmış olsa da insanlık onuru için yaşamını feda etmiştir. Şimdinin dünkü iktidarı AKP Devleti bu gün dayattığı noktada bu olmaktadır. Öz-Ruh mücadelesiyle dünyayı yenebilecek gücümüz olsa da hiç kimseye saldırmayacağız, bütün dünya birleşip üzerimize de gelse de meşru haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz demişti PKK Önderi Abdullah Öcalan.  Dönemin ruhunu okuyan, belirleyen temel söz ve büyülü anlamlı duruş bu şekilde olmalıdır. Tarihin özgürlük sevdalıları, iktidar, faşizm karşıtları, dünün Cadılarının, Dervişlerinin, çilekeşlerinin, fedailerinin, Hakikat arayışçılarının Ruhunu taşıyan, bu günkü Sanatçılar, Akademisyenler, Aydınlar, Kürt, Türk, Arap Alevileri, Ermeniler, inanç gurupları, kendine solcuyum diyen insanlar dünkü adanmışlara kulağınızı vererek ‘’Varlığını koruma, Özgürlüğünü Kazanma’’ direnişine katkı sağlayacak dağlar kadar yüksek görevler, işler sizleri beklemektedir. Korkmayın insanlığın içgüdülerinde ölmek yok yaşamak var, kölelik yok özgürlük var. AKP Ortadoğu’da kaybetti dünyada önemini yitirdiği için Kürtlerden intikam alıyor. Maskeler düşmüş balonlar patlamıştır. Cenevre’ye DAIŞ katılmadığı için PYD’nin katılmamasını istemektedir. Birileri hala 90’larmı diyor. Unutmayın 15 Şubat yaklaşıyor. AKP Nazizmine karşı birleşik bir varlığını koruma ve Özgürlüğünü sağlama Hareketinin tam zamanıdır. Önceki herkesi aldılar ve öldürdüler. Arkana bakma artık en önde sensin sesini çıkar, yanında Kürtler var yanında Ahlak Hareketi var, yanında büyük bir şahadet ordusu var. Unutma 15 Şubat yaklaşıyor.

 

                                                                                        

                                                                                                  

paylaş

Haberler


   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.