70’li yılların diasporasında Kürt müziği

4 Eylül 2020 Cuma - 13:11

  • Avrupa’da 70’li yıllarda kaseti stüdyoda kayda alıp çoğaltma, maddi külfeti dışında çok zor bir olay değildi. Fakat iş, kasetin prodüksiyonu ile bitmiyordu. Dağıtım, satış ve tanıtımı için örgütlü bir yapının desteğine ihtiyaç vardı.

 

İBRAHİM BULAK

 

20. yüzyılın ikinci yarısından sonra Kürtlerin kentlere göçü ve politik arenada görünür olması ile beraber Kürt müziğinde bir kıpırdama yaşanır. Özellikle 60’lı yıllarda ve 70’li yılların başında Ayşe Şan, Mahmut Kızıl, Hüseyin Tutal (Huseynê Farê), Kemal Örkün gibi sanatçılar politik yapıların desteği olmadan Türkiye’deki müzik piyasasında Kürtçe plakları ile kendilerine yer açmaya çalıştı. 70’li yılların ikinci yarısından sonra ise Kürt örgütlerinin dönemin dünya sol hareketlerinden etkilenmesi ile beraber Kürt müziğinde ve icracılarında da gözle görülür bir değişim yaşandı. Bu yıllarda Kürt örgütleri, kitlelere ulaşmada müziğin gücünden faydalanmaya çalışırlar. Türkiye’de Kürtçe müziğin o dönemlerde bir pazar ve piyasaya sahip olmadığı düşünüldüğünde, bu ilişkiden sadece örgütlerin değil müzisyenlerinde yarar sağladığını söyleyebiliriz. Zira müzisyen için de kitlelere ulaşmada Kürt örgütlerinin araçları ve kanalları büyük kolaylıklar sağlıyordu. Hatta bazı durumlarda müzisyen, örgütün aktif bir üyesi ya da yöneticisi de olabiliyordu. O yılların yoğun politik atmosferi düşünüldüğünde Kürtçe müzik yapanların bir biçimde politik yapılarla ilişki içinde olmaları oldukça doğaldı.

Bu yazıda 70’li yıllarda Avrupa’da özellikle Almanya’da Kürt müzik piyasasının varlığı, mevcut durumu, nasıl işlediği gibi sorulara dönemin kurum ve kişileri üzerinden, aynı zamanda o yılların politik atmosferinin genel bir resmi çizilerek cevap verilmeye çalışılacak.

Dağıtım, satış ve tanıtım nasıl oluyordu?

70’li yıllarda Avrupa’da bulunan Kürtler, üç gruptan oluşuyordu; işçi (eşi ve çocukları), öğrenci ve mülteci. Zaman içerisinde geçişkenlikler ve değişkenlikler yaşanmış olabileceğini de hesaba katarak, bu üç grubun 70’li yıllarda Avrupa’da bulunan Kürtlerin kahir ekseriyetini oluşturduğunu söyleyebiliriz. KDP’nin Kürt öğrencileri arasındaki faaliyetleri dışında* Türkiyeli Kürt işçi, mülteci ve öğrenci nüfusu arasında en önemli iki kurum DDKD’ye yakın Komelên Karkerên Demokratên Kurdistan (KKDK) ve Federasyona Komelên Karkerên Kurdistanê li Elmanya (KOMKAR). O dönemki adıyla TKSP’ye (Türkiye Kürdistan Sosyalist Partisi, sonrasında PSK) bağlı olan dernek,  ilk olarak 1974 yılında Berlin’de açıldı. Almanya’nın birkaç kentinde daha açılan derneklerden sonra, 1979 yılında bir çatı örgütü olan KOMKAR adını aldı. KKDK ise 1976 yılında Doktor Şivan’ın ardılları ve DDKD’nin Avrupa’daki sempatizanları tarafından Almanya’da kuruldu. O yıllarda Kürt müzik piyasası da büyük oranda bu kurumların elindedir. Avrupa’da o yıllarda kaseti stüdyoda kayda alıp çoğaltma, maddi külfeti dışında çok zor bir olay değildi. Fakat iş, kasetin prodüksiyonu ile bitmiyordu. Dağıtım, satış ve tanıtımı için örgütlü bir yapının desteğine ihtiyaç vardı. Tanıtımda örgütün yayınları, dağıtımda kurumları ve satışında da düzenlenen geceler, dönemin müzisyenlerine büyük bir fırsat sunuyordu. Kürdistan’da olduğu gibi diasporada da bazı müzisyenler direkt bu örgütlerin sanatçısı olarak tanınırken bazı sanatçılar da bu örgütlerle temas halinde olmuşlardır.

Kasetler diaspora ile de sınırlı kalmıyordu. Örgütsel kanallar dışında işçilerin yıllık izinlerini memleketlerinde geçirmek için yaptıkları seyahatler aracılığıyla Türkiye ve Kürdistan’a kadar ulaşıyordu. Kasetler kimi kez derneklerin adına basılırken kimi kez de müzisyenler kendi imkanlarıyla çıkartabilmiştir.