AKP faşizmi ve baroların genel kurulları

Arzu DEMİR yazdı —

21 Ekim 2020 Çarşamba - 16:23

  • İktidarın, “Çoklu Baro Yasası” diye tarif ettiği yasanın ardından İstanbul’da ikinci baro kuruldu. Ankara’dakinin kurulması için hazırlıklar sürüyormuş.

Saray rejiminin, kendi hukukunu dahi tanımadığı ve tanımayacağı en son baroların genel kurullarına ilişkin yaşanan gelişmelerde bir kez daha görüldü. Avukatlık Kanunu’na göre, baro seçimlerinin iki yılda bir Ekim, Türkiye Barolar Birliği’nin de iki yılda bir, Aralık ayında yapılması gerekiyor. Bu bir yasal zorunluluk. Ancak iktidar, bu yasayı da uygulamıyor. İçişleri Bakanlığı 2 Ekim’de bir genelge yayınlayarak, 1 Aralık’a kadar meslek örgütlerinin genel kurullarını yapmalarını yasakladı. Gerekçe, “koronavirüs salgını” olarak açıklandı. Ancak partiler ve sendikalar kapsam dışı tutuldu. Ardından da Yüksek Seçim Kurulu’ndan bir genelge geldi. Sadece meslek örgütü ile sendika ve siyasi parti ayrımı bile koronavirüs salgınının bir gerekçe, asıl niyetin başka olduğunu göstermeye yetiyor.
İstanbul Barosu’nun 6 adayı arasında tek kadın başkan adayı olan Sezin Uçar da aynı noktaya işaret ediyor. Salgının başladığı Mart ayından bu yana pek çok eylem ve etkinliğin yasaklandığını hatırlatarak, “Bu yasaklar bir nevi rejimin yönetme ve kendini yeniden organize etme biçimiydi” diyor. Baro genel kurullarının iptal edilmesinin de aynı amaca hizmet ettiğinin altını çiziyor. “Kayyum siyasetinin bir başka versiyonu” yorumunu da yapıyor.
Peki neden?
Özgürlükçü Demokrat Avukatlar Grubu’nun adayı Sezin Uçar’a göre, yargı sistemi içinde, avukatlar, egemenler karşısında halkı, ezilenleri temsil ediyor. “Bu nedenle barolara yönelik bu müdahaleler, sadece bir mesleği yerine getirenlere yönelik olmuyor. Toplamda, savunma hakkı gasp edilen ezilenlere bir mesaj veriliyor” diyor. İktidar bu genel amacını gerçekleştirmeye çalışırken, bir yandan TTB Başkanı Metin Feyzioğlu’nun görev süresini uzatmak, diğer yandan da büyükşehirlerde kurmak istediği “ikinci baro”lara zaman kazandırmak istiyor. Geçerken hatırlatalım, Feyzioğlu, kimseyi şaşırtmadığı üzere, bakanlığın yasakçı genelgesini “hukuka uygun” buldu.
İktidarın, “Çoklu Baro Yasası” diye tarif ettiği yasanın ardından İstanbul’da ikinci baro kuruldu. Ankara’dakinin kurulması için hazırlıklar sürüyormuş. Özellikle kamuda çalışan avukatlara, iktidarın kurduğu barolara üye olmaları konusunda baskı yapıldığı biliniyor. Genel kurulların ertelenmesi ile Saray barolarına ihtiyaç duydukları süre de tanınmış oluyor.
AKP iktidarı, 15 Temmuz darbe girişimini de gerekçe yaparak, uzunca bir süre KHK’lar ile yönetti. İçişleri Bakanlığı’nın genelgesi de bir nevi KHK. Çünkü, bir yasanın uygulaması bakanlık genelgesi ile ortadan kaldırılıyor. Sezin Uçar’ın da işaret ettiği gibi “hukuktaki normlar hiyerarşisi”ne aykırı.
Ancak memlekette elbette hukuk da hukuktaki normlar hiyerarşisi de işlemiyor. İzmir Barosu, bakanlık genelgesinin iptali ve yürütmesinin durdurulması için idare mahkemesine dava açmıştı. İzmir 1. İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurdu. Peki, ne oldu? Konak 1. İlçe Seçim Kurulu, mahkemenin bu kararına rağmen, İzmir Barosu’nun genel kurul başvurusunu reddetti. Avukatlar, genel kurulu toplamak istediği Kültür Park’taki salona alınmadı. Muğla Barosu’nun başvurusu üzerine de 3. İdare Mahkemesi, genel kurulun il hıfzıssıhha kurulu kararıyla ertelenmesinin “açıkça hukuka aykırı olduğu" gerekçesiyle yürütmesinin durdurulmasına karar verdi. Urfa Barosu yasak kararını tanımayarak genel kurul toplantısını yaptığı açıkladı. İstanbul Barosu da yargıya gitti ancak henüz bir sonuç yok.
TBB verilerine göre, İstanbul Barosu’nun 46 bin 52 üyesi var. Türkiye’nin en büyük barosu olduğu için bu yasak karşısında ne yapacağı önemli. Bu konuda Sezin Uçar’a kulak verelim: “İstanbul Barosu bütün çalışmalarını yasal başvurularla sınırlandırmış durumda. Problem olan da bu. İzmir’de gördüğümüz gibi, mahkeme, yasak genelgesinin uygulamasını durdurdu. Ancak bu kez seçim kurulu engeli çıktı. İstanbul’da da mahkeme yasağı iptal etse bile, durum farklı olmayabilir. Genel kurulu fiili olarak yapmayı zorlamak dışında başka bir seçenek kalmıyor. İstanbul Barosu yönetimi, ‘Çoklu Baro Yasası’nı sadece baro başkan ve yönetimlerine yönelik bir saldırı olarak değerlendirdi, avukatların tamamını harekete geçirecek bir pratik izlemediler. Böyle olunca, şimdi de başka bir saldırı ile karşı karşıya kaldık.”
Çok açık ki, AKP’nin ele geçiremediği büyük baroları bölmeye ve TBB’yi tamamen ele geçirmeye yönelik “çoklu baro yasası” engellenmiş olsaydı, barolar ikinci bir tasfiye saldırısı ile karşılaşmamış olacaktı.
Türk devlet tarihinin hiçbir aşamasında hukuk ile siyaset ayrı olmadı. Çünkü bu, “hukuk” gibi ideolojik bir kurumun karakterine aykırı. Ancak AKP ile birlikte hukuk ve iktidar ilişkisi daha organik bir hal aldı. HSYK yapısı, AYM bileşimi değiştirildi. Adliyeler de, Erdoğan’ın ağzının içine bakan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Akın Gürlek gibi hakimlerle dolduruldu. Dolayısıyla baroların genel kurulunun yapılmasının önünde AKP faşizmi engel olarak duruyor. Çünkü, bu faşist düzen yıkılmadıkça ne hukuk olur ne de yasa uygulanır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.