AV. REHŞAN BATARAY*: Katledilen çocuklar ve korunan katiller

Savaş süreçlerinin en büyük ve en savunmasız mağdurları hep çocuklar olmuştur. Kürdistan coğrafyasında, özellikle son 30 yıllık dönemde yaşanan savaş sürecinde katledilen veya “terörist” olarak kayıtlara geçen, yaşından fazla mermi ile öldürülen çocukların hikayeleri; olayların benzer şekilde ve artarak yaşanmaya devam etmesi nedeni ile hafızalarımızda hep çok canlı. 12 yaşındaki küçük bedenine 13 kurşun sıkılan Uğur ve boyu ile eşdeğer bir silah yanına bırakılarak kayıtlara ‘kadın terörist’ olarak geçirilen 11 yaşındaki Fatma’nın hikayeleri, ölümlerinden sonraki süreç, devletin çocuk katliamlarındaki tavrını ve yaklaşımını çok net bir şekilde gösteriyor. Devlet eliyle veya devlet görevlileri tarafından işlenen suçlara karşı, özellikle Kürdistan’da işlenen suçlara karşı yürütülen sistemli cezasızlık politikasının çocukların katledildiği olaylarda da nasıl tavizsiz uygulandığını görüyoruz. İnsan Hakları Derneği’nin hazırlamış olduğu raporlara göre 1988 ve 2014 yılının ilk ayında 580 çocuk devlet eliyle katledildi. Bu rakamlara karşın, hiçbir yetkilinin yargılanmamış ve ceza almamış olması, cezasızlık politikasının boyutlarını ve devletin soruna yaklaşımını ortaya koymaktadır. Bu olayların büyük çoğunluğu AİHM önüne taşındı ve Türkiye açılan tüm dosyalardan mahkum edildi. Ancak ihlal kararlarına karşın, ''tazminatı da öderim, suç işlemeye de devam ederim'' dercesine olaylar artarak yaşanmaya devam etti.
Katledilirken teröristleştirilen çocuklar!
12 yaşındaki Uğur’un küçük bedenine 13 kurşun sıkacak kadar öfke ve nefret dolu devlet güçleri bunu yaparken hiçbir ceza almayacaklarından ve görevlerine aynen devam edeceklerinden eminlerdi. Uğur Kaymaz’ın katilleri beraat ettiler ve görevlerine de kademe atlayarak devam ettiler. Devlet güçlerinin bu rahat ve pervasızca tavırları devletin yıllardır uyguladığı bu cezasızlık politikasına olan güvenden kaynağını alıyor. Çocuk katliamlarındaki artışın en büyük nedeni faillerin cezasız kalmasıdır. AKP Hükümeti dönemindeki çocuk ölümlerinde yaşanan artışın en önemli nedeni ise tabii ki Başbakanın “Çocuk da olsa…” tavrıdır. Başbakanın bu tavrından sonra yaşanan olaylar ve müdahale şekli birçok çocuğun ölümüne neden olmuştur. 28 Mart döneminde devlet güçlerinin kitlelere ve vatandaşlara silahlı saldırısı sonucunda çok sayıda çocuk ve yetişkin yaşamını yitirdi, ancak cezalandırılan hiçbir yetkili olmadı.
2009 yılında koyunlarını otlatırken vücuduna isabet eden patlayıcı sonucunda feci bir şekilde yaşamını yitiren küçük Ceylan'ın parçalanan cenazesini annesi eteğinde toplayarak savcının önüne götürmek zorunda kalmıştı. Çünkü savcı, Ceylan'ın parçalanarak öldürülmesini, olay yerine gitmeye değerde bir olay olarak görmemişti. Ceylan’ı öldürenler tespit edilemediği gibi, ölümünden kendisi ve ailesi sorumlu tutuldu. Devletin iddialarına göre; keza Ceylan kendisi bir patlayıcı ile oynarken yaşamını yitirmişti ve ailesinde de zaten birçok “terörist” vardı. Ceylan ve ailesi terörize edilerek olayın üzeri kapatılmaya çalışılmış, ''aslında bunu hak ettiler'' sonucuna ulaşılmıştır. Ceylan’ın ölümünün üzerinden yaklaşık 5 yıl geçti ancak soruşturma hala sonuçlanmadı, Savcılığın tozlu raflarında zamanaşımının dolmasını bekliyor.
Adalet gibi bir beklentileri olmayan Fatma Erkan’ın ailesinin 20 yıl aradan sonra İnsan Hakları Derneği’ne yaptığı başvuru sonucunda Fatma’nın hikayesini öğrenme şansımız oldu. Devlet kayıtlarında “kadın terörist “ olarak geçen 11 yaşındaki Fatma’nın hikayesi, ''Acaba bilmediğimiz daha kaç katliam var'' sorusunu yöneltmemize neden oldu. Fatma’yı öldürenler hiçbir şekilde ceza almayacaklarından o kadar eminlerdi ki; 11 yaşında, ayağında terlikleri, üzerindeki pembe pijaması ile cenazesinin yanına bıraktıkları boyu kadar bir silah ile çektikleri fotoğraf ile Fatma’yı kayıtlara “kadın terörist “ olarak geçirebildiler. Fatma’nın cenazesini inceleyen ve otopsisini yapan savcı, ''Ayağında çorap bile olmayan, pembe pijamalı, küçük bir kadın terörist mi'' diye sormadan dosyayı bu şekilde kapattı. Devletin yargı ve diğer kurumları ile uyguladığı cezasızlığı bilmelerinden ve adalete inançları olmamalarındandır 20 yıl boyunca hiçbir başvuru yapmamaları. Fatma’nın ölümüne ilişkin 20 yıllık zaman aşımının dolmasına sadece 1 ay kaldı, ancak henüz yürütülen bir soruşturma bile yok.
Evinin balkonunda, annesinin kucağında kafasına isabet eden gaz fişeği sonucu yaşamını yitiren Mehmet Uytun henüz çocuk bile denilemeyecek kadar küçüktü. Mehmet’in kafasına gaz fişeğini atan askerler tespit edildi, ancak soruşturma izni verilmediği için sorumlular cezasız kaldı ve dosya kapatıldı.
Soruşturma(ma) süreci
Çocuk ölümlerinde, öldürülme şekilleri ve sonrasındaki soruşturma(ma) süreci çok benzer. Birçoğunda soruşturma bile yürütülmezken, soruşturma yürütülenlerde ise dosya tamamen olayın faili konumundaki devlet güçleri aracılığıyla yürütülmekte. Ceylan’ın öldürülmesine ilişkin dosyada savcı olayı gerçekleştirdikleri düşünülen karakola yazı yazarak, olayı aydınlatmalarını ve delilleri toplamalarını istemektedir. Devlet güçleri tarafından işlenen suçlara ilişkin soruşturma dosyalarındaki en önemli sorunlardan biri de soruşturmanın olayın şüphelileri tarafından yürütülüyor olması. Bu husus, faillerin tespit edilmesi önündeki en önemli engellerden biridir. Keza katilden delileri toplamasını isterseniz, tabi ki delilleri karartacak, kendisine göre delil yaratacaktır. Savcı, Fatma’yı öldürenlerin tuttukları tutanaklara dayanarak soruşturma yürütmüştür. Bu sistem, cezasızlık politikasının bir yöntemi olarak bilinçli bir şekilde uygulanmaktadır.
Hükümetin “çocuk da olsa…” tavrı ve cezasızlık politikaları çocuk katliamlarının artışındaki en önemli etkenler olup, köylere kısmi dönüş sürecinden sonra devletin gerekli güvenlik önlemlerini almaması ve dönüş koşullarını sağlamaması da çocuk ölümlerinde etkili olmuştur. Yine bu politikanın bir sonucu olarak köylerinde hayvanlarını otlatırken veya arkadaşları ile oynarken bir patlayıcı sonucu yaşamını yiten çocukların sayısında da önemli bir artış yaşanmıştır.
Cezasızlığı gerekçelendirme
Gerektiğinde bir çocuğun yaşını büyüterek idam sehpasına götüren devlet, öldürdüğü çocuğu da “terörist” olarak ilan edip sorumluluktan kurtarmaktadır görevlilerini. Uğur’un katilleri yargılanıp gerekli cezayı almış olsalardı, sonraki olaylar yaşanmayacaktı. Yine Uğur veya Mehmet yaşamını yitirdiğinde toplum gerekli duyarlılığı gösterseydi, özellikle Türkiye kesimi gerekli tepkiyi göstermiş olsaydı Berkin Elvan yaşamını yitirmeyecekti.
Çocuk katliamlarında yargının ve devletin diğer kurumlarının yaklaşımları, olaya yaklaşım şekilleri devletin Kürt toplumuna ve Kürt sorununa bakış açısını göstermesi yönü ile de çok önemli. Ceylan Önkol dosyasında jandarmanın düzenlediği araştırma tutanağında aile ve Ceylan’ı kusurlu göstermek için aile üzerinden Kürt halkı ile ilgili yapılan değerlendirmeler, devlet güçlerinin Kürt halkına, Kürt toplumuna bakış açısını göstermesi yönüyle çok önemlidir. Faillerin ısrarla yargı önüne çıkarılmaması, görevlerine devam etmeleri, olayların artarak yaşanmaya devam etmesi de devletin Kürt sorununa yaklaşımını ve çözüm konusundaki niyet ve samimiyetini göstermesi bakımından dikkat çekici. 1990'lı yıllarda işlenen savaş suçları, kayıp ve faili meçhul olayların büyük çoğunluğu zamanaşımı tehlikesi ile karşı karşıya olup, son dönemde yaşanan olaylara ilişkin soruşturmalar da ya takipsizlik ile sonuçlanmakta ya da savcılığın tozlu raflarında zamanaşımının dolmasını beklemektedir. Devlet yetkilileri tarafından Kürt toplumuna karşı yoğun bir şekilde işlenen insanlık suçları, savaş suçlarına ilişkin, faillerin ortaya çıkarılıp gerekli cezaların verilmesi, devletin bu konuda kusur ve sorumluluğunu kabul edip olayları tüm ayrıntılarıyla ortaya çıkarması, çözümün önündeki önemli engellerden birinin kalkmasını sağlayacaktır. Savaş süreçlerinden sonra barış görüşmelerinin yapıldığı ülkelerde, hakikatin ve sorumluların ortaya çıkarılması çözümün en önemli akyalarından birini oluşturmuştur. Hakikatin ortaya çıkarılmadığı deneyimlerde çözümün kalıcı olmadığı, kısa süre sonra sorunun büyüyerek patlak verdiği bilinmektedir. Bu yönü ile de çocuk katliamlarının ortaya çıkarılması, sorumluların cezalandırılması önem taşımaktadır.
*İHD Diyarbakır Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi
