Bir çöküş belgesi olarak bütçe

Sezai TEMELLİ yazdı —

15 Aralık 2021 Çarşamba - 23:30

  • Ekonomik ve siyasi krizin esas belirleyici dinamiklerinden biri, ısrarla sürdürülen savaş politikaları ve savaş ekonomisidir. Faşizm savaştan beslenmeye devam ediyor. Son on yılda 850 milyar dolarlık bir kaynağı savaşa ayırarak bu çöküşün mimarı olan faşist iktidar, ülkeyi ciddi bir borç sarmalına, yoksulluğun derinleşmesine, çoklu krizlere ve nihayetinde çöküşe sürüklemiştir.

Halkın ve Meclisin iradesinden kaçırılarak hazırlanan bütçe hukuktan, ekonomiden ve siyasetten yoksun bir içeriğe sahip.

Aslında bütçeden çok cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi gibi gerçeklikten uzak bir sistemin akıl dışı hesap bültenine benziyor.

Demokratik siyaseti ve onun kurumlarını yok sayan, hukuk devleti yerine örtülü OHAL anlayışıyla hukuku askıya alan, istisna hallini normalleştiren ve otoriterliği yaygın bir şiddetle dayatan bu iktidar iktisadi gerçeklikten de o denli kopmuştur ki, "ekonomik model" diye bir zırvalığı dayatarak hem ekonomiyi ve hem de ülkeyi büyük bir çöküşe sürüklemiştir.

Hiçbir mevzuata, yasaya, teamüle, içtihada uymaksızın "biz yaptık, oldu" mantığıyla çalakalem hazırlanan saray tefrikası, adeta tüm hukuksuzluklara davetiye çıkarır niteliktedir.

Bütçede Anayasa Mahkemesinin bütçesi var ama Anayasa Mahkemesini kapatmak isteyen bir zihniyet hazırlamış bütçeyi. Bütçenin tüm hukuki aklını yok sayarak HDP’yi kapatmak adına anayasa mahkemesini hedefe koyan, tehdit eden iktidar, adeta bir şantaj duygusuyla hareket etmektedir.

Yargı kurumlarının bütçesi var ama yargı kurumlarının bağımsızlı ve tarafsızlığı ortadan kalkmış durumda.

Kobane davası olarak kurgulanan tarihin en büyük kumpas davası yargı bağımsızlığının tükenişini sergilerken, çöken yargı ülkenin çöküşünü de hızlandırmaktadır.

Sürekli yargı reformuyla ülke en büyük insan hakları ihlal merkezi haline dönüştü.

Bugün cezaevlerinde işkence ve her türlü şiddet yaygın ve sistemli bir şekilde sürmektedir.

Garibe Gezer’in ölümü yıllardır süren bir adaletsizliğin, bitmez bir zulmün son vakasıdır. 

Tecrid varsa o ülkede zaten bir müzakere zemini yaratamazsınız. Müzakere zemininin olmadığı yerde bütçe de olmaz.

Bugün tecrid anlayışı aslında meclisin müzakere iradesini yok sayan bir iktidar anlayışıdır. Neden bütçe yapamayacağımızın bir delili de tecrittir.

İnsan hakları ihlalinin en uç sınırına tekabül eden İmralı tecridi tüm hukuksuzlukların beslendiği bir süreçtir.

Kendisi bir müzakere zemini olan meclisin müzakere aklından yoksun bir hukuksuzluk dayatmasına karşı çıkamadığı yerde, hukuk ve demokrasi adına hiçbir zaman adres olmayacağını da anlamamız gerekir.

İmralı tecritini aşamadığımız sürece başat bir meselemiz olan Kürt meselesinin çözümünde demokratik bir müzakerenin zeminine asla kavuşamayacağız.

İki temel, yapısal meselemiz var: Kürt meselesi ve yoksulluk meselesi.

Bu iki meselenin çözümünü birlikte ve bütünlüklü olarak var edemediğimiz sürece çöküş döngüleri içinde yaşamaya devam edeceğiz.

Bu sorunları çözmek yerine bu sorunların çözümsüzlüğünden beslenen bugünkü iktidarın bütçeyi bir kez daha savaş ve rant bütçesi olarak karşımıza getirmesi, sistemin kronikleşmiş hastalığının bir sonucudur.

Ekonomik ve siyasi krizin esas belirleyici dinamiklerinden biri, ısrarla sürdürülen savaş politikaları ve savaş ekonomisidir. Faşizm savaştan beslenmeye devam ediyor. Son on yılda 850 milyar dolarlık bir kaynağı savaşa ayırarak bu çöküşün mimarı olan faşist iktidar, ülkeyi ciddi bir borç sarmalına, yoksulluğun derinleşmesine, çoklu krizlere ve nihayetinde çöküşe sürüklemiştir.

Böyle bir bütçenin alternatifi demokratik halk bütçesidir. Bugün sadece kapitalizmi mevcut krizinden çıkartmak ve onu yeni krizlere hazırlamak gibi bir kısır döngüye mahkûm olmak istemiyorsak, demokratik ulus, demokratik bir cumhuriyet için demokratik ekonomiyi de yaratmalıyız.

Radikal demokrasi anlayışımızla demokratik ekonomi programına uygun, yerel bütçelerin özerkliğinin koruyan, savaş ekonomisine karşı barış ekonomisini savunan bütçeleri var edebilmek adına ekmek ve özgürlük mücadelemizi yükseltmeliyiz.

Acze düşmüş iktidarın şimdi "yeni ekonomik model" diye sunduğu zırvalıklar yaşadığımız çöküşü topyekûn yıkıma dönüştürecektir.

Yıkımı gölgelemek adına iktidarın savaşı, ırkçılığı ve saldırganlığı yoğunlaştırmaktan başka bir seçeneği kalmamıştır.

Muhalefetin hala kendiliğinden gelişmelere bel bağlamış hali, sokağa yabancı, mücadeleye kayıtsız eylemsizlik duruşu tarihsel momentin ıskalanmasına neden olabilir.

Bütçe sürecinin fotoğrafı bir yanıyla da bizi kaygılandırmaktadır. Bu denli büyük bir çöküşe rağmen, sadece harareti bol ama rutine sıkışmış görüşmelerle yetinmek, döviz kurunun iktidarı düşürmek için yeterli olacağını düşünmek, toplumsal grev ve direniş adına halkın beklentilerini karşılayamamak, tarihsel momentin araladığı kapıyı ısrarla görmemek olsa gerek. Kapıyı zorlamak gerek…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.