Bisvingci Ferhad

AZAD AGIR

 

On sekizine yeni basmıştı Ferhad ve nihayet gerilla saflarına katılmayı başarabilmişti. Gözleri ışıl ışıl bakıyordu. Heyecanını saklayamıyor, her halinden belli ediyordu. Kimsenin duyamayacağı bir tepeye çıkıp avazı çıktığı kadar “Ben gerilla oldum” diye bağırası geliyor ama kendini zor tutuyordu. Nihayet olması istediği yerdeydi. Uzun ve çelimsiz vücudu, hayatında balta tutmamış nazik elleriyle pek de şavaşçı gibi görünmüyordu Ferhad. Ama bu durum zamanla tecrübe kazanarak gerilla olmasına engel değildi. Fiziğinin ya da yeni olmasının savaşamayacağı anlamına gelmediğini herkese göstermek istiyordu. Gerilla olarak kendini arkadaşlarına ispat etmenin en iyi yolu savaşmaktan geçiyordu. 

97 yazıydı. Öyle bir savaşmalıydı ki dost düşman herkesin saygısını kazanmalıydı. Hemen hemen her yeni gerilla kendine bir idol belirler; Ferhad da kendine idol olarak Şero arkadaşı seçmişti. Şero 1.90 boylarında, uzun boylu, kıvırcık saçlı, Mardinli bir arkadaştı. Duruşu ve etrafında yarattığı etkiyle herkesi kendine çekebiliyordu. Ayrıca Türkçe bir metni anında Kürtçeye çevirebiliyordu. Metni çevirirken şağa sola sallanması dinleyenleri adeta hipnotize ediyordu.

Ferhat onun her hareketini dikkatle inceliyordu. Yürüşü, odun kırma tarzı, şûtik bağlayışı dahil her hareketini taklit ediyordu. Şero’nın mangasında oldukça mutluydu. Ferhad’ın Şero arkadaşa bu ilgisi komutanlarının da dikkatini çekmiş, Ferhad’ın başkasının etkisi altında kalarak kendini gerçekleştirememesinin  önüne geçmeye çalışmışlardı. Onu, Leheng arkadaşın mangasına verdiler. Ferhad bir süre bu durumu kabullenemedi. Sonrasında Leheng arkadaşı tanıdıkça kişilerin önemli olmadığını, önemli olanın yoldaşlık ilişkisi olduğunu fark etti ve bu yer değişikliğine karşı tepkisi sona erdi. Leheng arkadaşın esmer bıyıklı sevecen bir yapısı vardı. Arı gibi sürekli bir görevden diğer bir göreve koşturur, bir dakika yerinde durmazdı. Bu koşuşturmacayı da hiç sorun etmiyordu. Ferhad bu durumu görünce Leheng arkadaşa büyük saygı duymaya başladı.

Mangasında Bisving (B7) silahını taşıyan Kendal arkadaş sürekli sorun çıkarıyordu. B7 silahını onun dışında kimse taşımayı kabullenmediği için yaptığı tüm kuralsızlığa göz yumuluyor ve ses çıkarılmıyordu. Bu kibir ve kuralsızlık manga komutanına saygısızlık etme raddesine gelmişti. Ferhad, Leheng arkadaşın çaresizliğini görünce  “B7 silahını ben alırım" dedi. Böylece bu kuralsızlığa mecbur olunmadığı mesajını verdi Kendal’a. Kendal neye uğradığını şaşırmış, elindeki tek kozun alınmasının çaresizliğini yaşıyordu.

Nihayet '97 baharı gelip çattı. Ferhad B7 silahını saatlerce savaş alanına, zayıf vücuduna rağmen taşıyordu. Tecrübeli arkadaşları da roketleri patlatıyordu. Ferhad bir roket bile patlatmadan boş roket çantası ve B7 silahıyla gerisin geriye saatlerce yürümek zorunda kalıyordu. Ferhad’ın roket patlatmasına izin verilmiyordu. Peki Ferhad bu şekilde kendini nasıl ispat edebilirdi ki? Gel zaman, git zaman nihayet istediği oldu. Yağmurlu bir günde başarılı bir eylem sonunda saatlerce taşıdığı roketlerden bir tanesini patlatmasına izin verildi. İçi içine sığmıyordu. Patlattığı roketin basıncıyla uzun bir süre kulağında çınlayan garip ses ve uğultu bile sevincini gölgeleyemedi.

1997 yılının ortalarında artık B7 silahı üzerine tamamen ustalaşmıştı. Onun katıldığı tüm eylemlerde tepeler bir şekilde ele geçiriliyordu. Eylemler başarıyla sonuçlanıyordu. Fakat onu diğer B7 kullananlardan ayıran şey roketi patlatmadan önce gür sesiyle savurduğu küfürlerdi. Küfretmek gerilla kurallarına aykırı olsa da eylem sırasında arkadaşlara moral, düşmana da korku yayıyordu. Bu nedenle kimse ona ses etmiyordu. Artık Ferhad B7 kullanacaksa o iş tamam havası oluşmuştu herkeste. 

Berrak yıldızların ve dolunayın aydınlattığı bir gece, ki böyle geceler gerillalar için pek uygun değildi, ele geçirilmesi çok zor bir tepe seçilmişti. Ele geçirilmesinin zor olmasının nedeni arazide gerillanın mevzi olarak kullanabileceği ufak bir taşın dahi bulunmamasıydı. Gerilla bu arazide neredeyse savunmasız, neredeyse çıplaktı. Buna rağmen bölük komutanı Ferhad’a “Seni takip edeceğim" diyerek gözünün üzerinde olduğunu ima etmişti. Saldırı grubu da “Öyle hızlı gideceğiz ki, bütün roketlerini patlatmadan geri taşımak zorunda kalacaksın“ diyerek onu sıkıştırmak istemişti.

Eylem yerine gidildiğinde tepenin altında bir ateş gördüler. Bu ateşin ne ateşi olduğunu anlayamayan komutan “Hele o ateşe bir roket at” dedi. Ferhad nişanını aldı ve tam ateşin üstüne patlattı roketi. Roketin düştüğü yerde hiçbir hareketlilik yoktu. Artık eylem başlamış, saldırı grubu da ilerlemeye koyulmuştu. Ferhad, ikinci roketini patlattı ve roket yaz sıcağından korunabilecek kadar tepede, gölgelik için kurulan çadırımsı yapıya isabet etti. Roketin bu gölgeliğe çarpmasıyla tepe adeta alev aldı. Alevler saniyeler içinde bütün tepeyi sardı. Alevler düşmanın tepeyi can havliyle boşaltmasını sağladı. Ferhad, yalnızca bir roketle tepeyi düşürmüştü. Aslında bu işin bu kadar kolay olmasına kendisi de epey şaşırmıştı. Sonuçta bu pek rastlanılan bir durum değildi. Kaldı ki, saldırı grubu daha yolun yarısına bile ulaşamadan olanlar olmuş, tepe ele geçirilmişti. O gece iki katır yükü kadar kalaşnikof ele geçirildi. Nihayet Ferhad, fiziğin değil Şirin’e ulaşmak için dağları delebilecek bir yüreğin, yani iradenin yeterli olduğunu herkese ispatlamıştı. Gencecik bedeni, narin elleri ve incelikli duygusuyla Ferhad kibirden arınıp yoldaşlığa sarılınca, mücadeleye olan tutkusuyla koca bir tepeyi tek bir atışla indirmişti. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.