DEM’in Batı seçimiyle imtihanı
Hasan KILIÇ Haberleri —
- 28 Mayıs’ta “etkisi kalmadığı” iddia edilen DEM Parti bir kez daha objektiflerin üzerine yoğunlaştığı parti oldu.
- Muhalif bir Türk politikacının siyasal durum değerlendirmesi “tek adam” gibi özne üzerinden olabilir. Ama bir Kürt politikacının sistemi ve tarihi es geçen, “kurucu öteki” halini görmeyen bir analizi yapmaya lüksü yoktur.
- DEM Parti’nin özellikle CHP ile iş birliği/güç birliği kurmasının yaratacağı riskleri iyi görmesi gerekiyor. Bu riskler CHP ile iş birliği durumunda AKP’nin kayyım atayacağı ifadesinde kendisini bulan bir düzeyde değil, siyasal ve sosyolojik etkileri açısından ele alınmak durumunda.
31 Mart 2024 tarihli yerel yönetim seçimleri yaklaşıyor. Seçim ulusal düzeyde tek bir yöntem ve usule göre yapılacaksa da siyasal ölçek ve anlam açısından iki seçim yaşanacak. Birincisi Kurdistan’da, diğer Türkiye’nin Batısı’nda.
Kurdistan’da AKP öncülüğündeki devlet koalisyonuyla DEM Parti arasında yarış geçecek. 31 Mart 2019 ile 14 Mayıs 2023 tarihindeki seçim sonuçlarına bakıldığında DEM Parti’nin önde olduğu 10-15 belediyeyi AKP ve devlet koalisyonu gözüne kestirmiş durumda. Seçmen taşıma dahil her türlü yol ve yöntemi uygulayarak bu belediyeleri almaya çalışacaklar. Bu açıdan il olarak Siirt, Kars, Iğdır temel hedef haline gelmiş durumda. Nitekim sistemin aşırı sağında bulunan partilerin bu kentlerde AKP öncülüğündeki devlet koalisyonuna gönüllü katılım beyanları bu illerin sistem için önemini gösteriyor.
Kıyının diğer tarafından baktığımızda ise Kurdistan’da 31 Mart 2019 tarihli yerel seçimlerin başarısız geçtiği açık. 14 Mayıs seçim sonuçlarını esas alarak baktığımızda 80-90 arası belediyenin DEM Parti’ye geçmemesi önündeki tek engel partinin kendisi olabilir. Örneğin Şırnak’ta 14 Mayıs seçim sonuçlarına bakıldığında burayı almamanın "yerel dinamikler"i aşan bir gerçekliği görünüyor. Muş’un birçok beldesinde yüzde 80 ve üzeri oy alınmış. Genel seçimlerde bu oy oranlarına ulaşıp yerel seçimlerde kaybeden yeryüzündeki tek parti olabilir. Elbette yerel seçimlerin dinamikleri farklıdır ama yüzde 80 ve üstü oy alınan yerlerde kaybetmek sadece farklı dinamiklerle açıklanamaz. Bu cephede saflar, pozisyonlar ve hedefler net.
Özeleştirinin siyasallığı
Siyasal ölçek ve anlamı farklı olan diğer seçim Türkiye’nin batısında olacak. Bu seçim daha karmaşık denklemlere ve öznelere sahip. Fakat burada da özellikle büyükşehirlerde ve çok sayıda ilçede belirleyici DEM Parti olacak. Bu sebeple, uzun süredir kameraların uzak durduğu, 28 Mayıs’ta “etkisi kalmadığı” iddia edilen DEM Parti bir kez daha objektiflerin üzerine yoğunlaştığı parti oldu. DEM Parti geleneğini bu noktaya getiren şey kuşkusuz siyasal durumu doğru analiz edememesiydi.
Öncelikle sistem okumasını -belli sol çevrelerin etkisiyle- “tek adam” üzerinden okuma hatası, sonrasını çorap söküğü gibi getirdi. Şu gerçek ki, muhalif bir Türk politikacının siyasal durum değerlendirmesi “tek adam” gibi özne üzerinden olabilir. Bir yanılgıdır ama sosyolojik-tarihsel açıdan imkân dahilindedir. Ama bir Kürt politikacının sistemi ve tarihi es geçen, “kurucu öteki” halini görmeyen bir analizi yapmaya lüksü yoktur. Bir arkadaşın deyimiyle söz konusu Kürtler olunca “bu rejimi tek adama vermezler. Mustafa Kemal’e bile vermediler.”
İkincisi ise, Üçüncü Yol’da ısrarın esnetilmesidir. Çözüm Süreci’nde Rojava topraklarında büyük bir savaş sürüyor olmasına rağmen Üçüncü Yol’da ve meşakkatli bir seçenekte ısrar eden Kürt Özgürlük Hareketi’nin Türkiye’de seçimlere olduğundan fazla anlam atfederek esnemesi ciddi bir hatalar silsilesini beraberinde getirdi.
2024 seçimi ve sonrasındaki politik hat, 2017-2023 yılları arasında yapılan hatalara dair öz eleştirinin siyasallığına bağlı.
DEM Batı’da!
2024 yılı seçimleri için DEM Parti, Batı seçimleri için stratejisini “Kent Uzlaşısı” olarak açıkladı. Fakat DEM Parti’nin Kent Uzlaşısı’nın yanında -ki bu stratejiye uygun olarak- CHP ile görüşmeler yaptığı basına yansıdı. Siyaseti yakın-uzak tarihle yoğurmadan bir çıkış sağlamaya çalışmak, kuşkusuz hüsranı çağırır. Bu sebeple DEM Parti’nin Batı seçimleriyle imtihanında birkaç noktaya dikkat çekmek gerekiyor.
Öncelikle DEM Parti geleneğinin 2017 yılından beri seçimlerde muhalefet blokuyla birlikte hareket etmesi risk-fırsat denklemi yarattı. Fırsat şuydu: Seçimlerdeki yakınlaşma ile toplumsal kesimler arasındaki mesafeler azaldı. Bu kesimleri örgütleme fırsatı vardı. Ama siyaset tarzındaki örgütsüzlük, liberalleşme, de-politize olma hali bu fırsatın berhava edilmesine neden oldu. Geriye risk kaldı. DEM Parti’nin geleneksel tabanından bazı topluluklar CHP’ye oy vermeyi “olağan” olarak görmeye başladı. Nitekim 14 Mayıs seçim sonuçlarına baktığımızda DEM Parti’nin özellikle ikinci halka seçmeni olan Türkler, kentliler, Aleviler, Hıristiyanlar vb. bazı topluluklar CHP ve TİP’e doğru kaydı. Bir kısım Sünni Kürt ise sandıkla arasına mesafe koydu. Dolayısıyla bugünün sorunu, söz konusu kaymaya çare üretecek bir tutum ve politika seti üretmekle ilgilidir.
İkinci olarak, bu ülkenin tarihsel-sosyolojik gerçekliğidir. Kürtler yaşadıkları topraklardan sürülerek Batı metropollerine gitmiştir. Bu Kürt toplulukları yerleştikleri yerlerde çok sayıda ayrımcılığa maruz kalmış, kimi yerlerde ölülerini bile defin edememiştir. Fakat buna rağmen aradan geçen 30-40 yıllık süreçte hem sosyo-ekonomik güç hem de nüfus olarak belirli bir gelişme sağlamış ve kendisini birçok merkezde kabul ettirmiştir. Geldiğimiz noktada, Kürtlerin sadece Kurdistan coğrafyasında değil, Batı’da da kendilerini yerel yönetimlerde temsil etmesinin zorunlu bir hal aldığı açık. Bu zorunluluk “sosyolojik gelişmeye ayak uyduran siyasal temsil” gerektiriyor. Üçüncü olarak, Batı ile imtihanda verilecek her kararın Kurdistan coğrafyasına moral ve siyasal etkileri olacak. Bu etkiler iyi analiz edilmeden sadece “kayyım karşıtlığı” üzerinden bir politik hava yaratmak oldukça eksik kalacaktır. Kurdistan coğrafyası seçmeninin bir gözü partinin Batı için vereceği kararda olacak.
Üçüncü Yol’da esnemenin riskleri
Velhasıl, DEM Parti’nin özellikle CHP ile iş birliği/güç birliği kurmasının yaratacağı riskleri iyi görmesi gerekiyor. Bu riskler CHP ile iş birliği durumunda AKP’nin kayyım atayacağı ifadesinde kendisini bulan bir düzeyde değil, siyasal ve sosyolojik etkileri açısından ele alınmak durumunda.
Böylesi bir iş birliğinin Üçüncü Yol stratejisine halel getirip getirmeyeceği ve Batı’ya dair kararın Kurdistan coğrafyasında etkileriyle yeni bir sağcı dalgaya hizmet edip etmeyeceği hesaba katılarak alınmalıdır. Nitekim bu kararın Üçüncü Yol’dan uzaklaşmanın yeni bir tartışma konusu haline geleceğini, Kurdistan’da sağ-islamcı ve devlet destekli çıkışlara bazı açılardan malzeme vereceğini öngörmek zor olmasa gerek.







