Devlet, Anayasa ve AİHM kararı

Sezai TEMELLİ yazdı —

29 Aralık 2020 Salı - 22:59

  • Bir anayasanızın olması sizin anayasal bir devlete sahip olduğunuz anlamına gelmez. Anayasalar burjuva liberal demokrasisi açısından büyük bir öneme sahip gibi görünse de aslında, kapitalist sistemin anayasa ile kurduğu ilişki mülkiyet ve egemenlik ekseninde biçimlenir.

 

Modern kapitalizmin sürekli kriz döngüleri içindeki yolculuğu anayasal devletin aslına rücu eden karakterini sıklıkla, belirgin biçimde açığa çıkartır. Özellikle ekonomik ve siyasal krizin birlikte hareket ettiği dönemlerde ulus devletin burjuva liberal sınırlara içkin olan otoriterleşme eğilimi hızla yükselir. Otoriterleşmeyle birlikte anayasal devlet egemen ilişkiler ve sermaye sınıfı adına siyasal kabuğunu hızla üstünden atarak ‘anayasalı devlet’ formuna, tüm hukuk devleti söylemleriyle oluşmuş algısal dünyaya rağmen, oldukça kolay geçebilir.

Bu hem anayasalara hem de siyaset hukuk ilişkisine, toplumsal sözleşme söyleminin veya mutabakat yaklaşımının ötesinden bakma zaruretini de beraberinde getiriyor. Anayasaların toplumsal mutabakatın yarattığı sözleşmeyle değil, topluma rağmen egemen ilişkiler tarafından üretilmesiyle doğrudan ilişkisi öncelikle açıklığa kavuşturulması gereken bir konu. Sermayenin ekonomik kriziyle ulus devletin siyasal krizinin buluştuğu momentte egemenin kendi korunaklarını tam da bu anayasalar içine gizlediğini görmemiz mümkün. İstisna halinin güvenlik veya ekonomik kriz adına yaratımı, olağanüstü hâl, sıkıyönetim gibi düzenlemelerin anayasallığı, devletin anayasalı ama toplumsal mutabakattan yoksun olduğuna dair savımızı güçlendiriyor.

12 Eylül anayasası bu anlayışın en ‘başarılı’ örneklerinden biri sayılabilir. 12 Eylül anayasası devleti vatandaşa karşı koruyan, kuvvetler birliğini örtük olarak kurgulayan bir anayasa. Defalarca reforma ve değişikliğe tabi tutulmasına rağmen bu temel belirleyici karakterine dokunulmadığı gibi, son anayasa değişikliğiyle darbecilerin bile cesaret edemediği bir sistem dönüşümü gerçekleşmiş oldu. Partili cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle örtülü kuvvetler birliğinin açık bir form haline gelmesi, tüm insan hakları ihlallerini güvenlik anlayışıyla olağanüstü yasalara tabi kılınması, sermayenin kriz maliyetleri toplumsallaşırken, talan ve ranta dayalı bir iktisadi düzenin sürdürülebilmesi olanaklı hale gelmiştir.

Topluma karşı her türlü siyasal hokkabazlıkla hak ihlallerinin ve hukuk dışılığın sergilendiği bir süreci yaşıyoruz. Çöktürme planının hukuk düzlemine yansıması istisna halini süreklileştirmiş, tecrid başta olmak üzere iktidarın muhalefete müdahalesinin en etkin aracı yargı mekanizması olmuştur.

Önce yasaları, sonra anayasayı ve nihayetinde son Demirtaş kararı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını da tanımayacak bir noktaya gelen iktidar, otoriter devletçiliğin sınırlarını genişletmeye devam ediyor. Yeni faşizmin kurumsal inşasına yönelik uzun süredir atılan adımların sonrasında bu karara karşı gösterilen tepkiden anladığımız, kalıcı yarı (temsili de denebilir) diktatörlüğün yapılandırılmasına yönelik hazırlıkların yapılmasıdır. 

Bölgesel emperyal güç olma ve bu gücün pazarlık aracı olarak diplomatik alanda ve uluslararası hukukta belirleyici olmasını sağlamak iktidarın Suriye savaşından beri hayalinin kurduğu bir politik hat. Kürt coğrafyası üzerinde sömürge hakkını kabul ettirerek bu alana dair bir özel hukuk yaratmak, hem sermayenin yeni dönem militarist birikim rejimi için hem de ulus devletin içine sürüklendiği siyasal krizi aşma adına ‘rasyonalize’ edilmeye çalışılmaktadır. Savaş ve şiddet yoğunluklu zor aygıtlarıyla bütünleşmiş bir rıza mekanizmasıyla topluma dayatılmak istenen bu yeni model ülkeyi çökertmeye devam ediyor.

Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliğinin Demirtaş kararı sonrası Türkiye’deki iktidara karşı nasıl tavır alacağı herkesin merakı. Avrupa Birliği içinde kararları belirleyen mekanizmaların da kapitalist modernite ve onun yaşadığı kriz ikliminden yalıtılmış olduğunu düşünmüyoruz. Yine de olasılık dahilinde olduğu için soralım; Avrupa anayasal devletler birliği olarak mı yoksa anayasalı devletlerin birliği olarak mı hareket edecek? Avrupa’nın Kürtlerle imtihanı sürüyor…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.