Dilimi dünyanın tınılarıyla buluşturdum

Haberleri —

Mehmet Akbaş’ın uzun bir aradan sonra çıkardığı yeni albümü ‘P!A’ müzikseverlerle buluştu. Vengê Sodirî’den tanıdığımız Akbaş’ın yeni albümü 2 CD’lik hacimli bir çalışma. Uzun bir aradan sonra ilk solo albümü olan ‘P!A’da Akbaş yeni soundlar ve deneysel çalışmalara imza atıyor. Albümde kensine ait çok sayıda bestesi de var. Her iki CD de birbirinden farklı müzikal alt yapıya sahip. Albümlerin ilki deneysel bir çalışma. İkinci çalışma ise melodik olmakla birlikte vokalin daha önde olduğu dinleyicinin daha rahat anlayabileceği şarkılardan oluşuyor. Akbaş, Furuğ Ferruğzad’dan bestelediği ‘Hediye’ adlı şarkısında İranlı sanatçı Sussan Deyhim‘le düet yapıyor. Kürt sanatçı Hanî’yle 70’lerin çok dinlenen şarkısı ‘Berde’yi birlikte söylüyor. Albüm, Avrupa genelinde World Müzik listelerine alındı. Bununla birlikte ‘Şadi’ isimli şarkı da Alman devlet radyosu WDR’nin play listesinde çalmaya devam ediyor. Akbaş‘la yeni albümüne ilişkin görüştük.

Hacimli iki CD’lik solo bir albümle müzikseverlerin karşısına çıktın. ‘P!A’nın oluşum sürecini anlatır mısın?

P!A 2009’dan 2012’ye kadar süren uzun soluklu bir çalışma oldu. „The İstanbul Session“ ve „The Cologne Session“ olarak adlandırdıgımız iki CD’lik bu albüm isimlerinden de anlaşılacağı gibi İstanbul’da ve Köln’de iki ayrı prodüktörle ayrı zamanlarda yapıldı. Benim için hem zor hem de ciddi tecrübeler edindiğim bir süreç oldu.

İki çalışmayı birleştiren ve ayrıştıran unsurlar nelerdir, neden double albüm?

Erdem Helvacıoğlunun prodüktörlüğünde hazırlanan, world, ambient, elektronica, belcanto vb. soundların gelenekselle buluştuğu hatta deneysele kaçan ‘The Istanbul Session’ için 2009’da kayıtlara başladık. Bu albüm 2010’da bitti. Gerek soundu ve gerekse şarkı formu olarak ticari kaygıdan oldukça uzak ve alışılmışın dışında arayışlarımızın olduğu bir proje ortaya çıkardık. Bu durum albüme firma bulma zorluğunu beraberinde getirdi. Bundan olumsuz etkilenmedim doğru bir iş yaptığımı biliyordum. Yılmadım tam tersine  bu olay beni  kamçıladı. Ortada çok ciddi bir emek vardı. Bu ilk çalışmayı rafa kaldırdım, değerini yitirmeyeceğinin de bilincindeydim. 2011’in mayısından itibaren yeni bir albüm hazırlamaya  giriştik. Alman müzisyen Philipp Bardenberg’le şarkı formu olarak biraz daha rahat anlaşılabilir, vokalin önde olduğu orient pop /rock soundunda olan The Cologne Session projesini yapmaya karar verdik. Sonra iki albümün demolarıyla Kalan müziğin kapısını çaldım ve ordan da double albüm olarak yayımlama önerisi gelince P!A gecikmeli de olsa geçen aydan itibaren müzikseverlerle buluştu.

İki çalışma arasında anlam ve tema itibariyle bir kategori tercihinden söz edebilir miyiz?

Bir kategorize durumu yok. Doğal olarak kendi yaşadıklarımdan yola çıkarak hazırladım. Bestelerim, yaşamdan aldıklarımı, duyarlılıklarımı yansıtıyorlar. Bunun yanı sıra diğer bestelleri ve geleneksel şarkıları seçerken dünyama yakın olan, yorumlayabileceğim ve kendi kostümümü giydirebileceğim şarkıları tercih ettim.

Albümde Kürtçe’nin lehçelerinin yanında farklı diller de yer alıyor... 

Her şeyden önce Kurdi, İrani diller dediğimiz bir dil familyası var. Kürtçe’nin bir çok lehçesi bulunuyor. Bu bir anlamda bölünmüşlüğü de beraberinde getiriyor. Biz müzisyenler her şeyden önce birlik hissini taşıyoruz. Müziğimizle bu yakınlaştırmayı sağlamaya çalışıyoruz, bu içgüdüsel bir durum. Aynı zamanda repertuarı kurgularken günlük hayatta konuşabildiğim, anlayabildiğim dilleri de gözönünde bulundurdum ve bu benim için bir başka zenginliği beraberinde getirdi tabii ki.

Albümün söz ve müzik olarak modern bir duruşu var, bunun yanında bir de geleneksel halk ozanlarının şarkı ve eserlerini yorumluyorsun...

Otantik müzik yapıyorum, onu koruyorum gibi misyon yüklenme durumum olmadı. Kendi köklerimden besleniyorum ama 21. yüzyılda beton yığınları arasında modern bir çağda yaşıyoruz. Kulağımıza binbir ses geliyor ve doğal olarak bu müziğimize yansıyor. Aşık Veysel’in bir şarkısını ve Fuzuli’nin bir eserini besteleyerek yorumladım. Fuzuli’nin bir eseri ilk defa Zazaca okundu. Leyla ile Mecnun’da yer alan bir dörtlükten besteledim. Yeni bir bölüm de yazdım. Mistik bir şarkı, dünyanın gelip geçiciliğini, vefasızlığını anlatıyor.

Müziğinde modern ile gelenekseli birleştiriyorum diyor musun?

Kendi tınılarımızı başka soundlarla buluşturma çabası var tabii ki. Ama bunu iyi yapmak, evrensel normları yakalamak gerektiğine inanıyorum. Çünkü dünyada world fusion adına çok güzel örnekler var. Kendi müziğimi yapmaya çalışıyorum kimlik edinme çabam var her şeyden önce.

Peki müziğine tanım yapıyor musun?

Yani ille de bir yere oturtmak gerekmiyor diye düşünüyorum. Farklı müzik  disiplinlerinden besleniyoruz. O formları da kullanıyoruz yeri geldiğinde. Yani belli şablonlara sıkışıp kalmayı tercih etmiyorum.

Politik göndermeleri olan şarkıları da dinliyoruz. Özellikle ‘Hewno Gran’ ve ‘Mirad’ şarkıları birbirini tamamlıyor. Bu şarkılarda savaşın acımasızlığı ile birlikte ölen canlara değiniyorsun...

Biz bu coğrafyada sadece kendi değerleriyle yaşamak isteyen bir halkız. Ne yazık ki hala bunun mücadelesini vermek zorunda kalıyoruz ve bunun da bedelleri var. 30 yıldır devam eden bir savaşın büyüttüğü çocuklarız ve hayatımız boyunca yükünü taşımak zorunda olduğumuz travmalar geçirdik geçiriyoruz. Bu durum doğal olarak müziğime de yansıyor.

Yoğunluklu olarak Kirmanckî (Zazaca) söylüyorsun. Kirmanckî’nin söz ve müzik olarak kendine has bir özelliği var mı?

Kurdi dillerin tümünde ciddi bir müzikal ahenk var. Bence tüm dillerin ayrı bir güzelliği ve derinliği var. Zazaca bilmeyen insanlardan güzel tepkiler alıyoruz etkileyici ve başka geliyor bize diyorlar. Belki de az bir nüfus tarafından konuşulduğu için gizemli geliyor insanlara. Herkesin bu dili anlamasını isterdim.

Sussan Deyhim ile düet

‘Pia’ için Dêrsim dışında da Kirmanckî’nin ifade edildiğini gösteren bir albüm diyebilir miyiz?

Birkaç örnek dışında Zazaca çıkan ürünlerin geneli Dêrsim tandanslı oldu şimdiye kadar. Müzikal ifadeleri güçlü fakat dil açısından lokal kalındı.  Zazaca’nın tüm renklerini yansıtmak gerektiğine inanıyorum. Kendi yazdığım şarkılarda kendi yöremin dilini değil de tüm Zazaların anlayabileceği bir dil oluşturma gayreti gösterdim. ‘Pia’ ile kendi müziğimi, dilimi dünyanın farklı tınılarıyla buluşturmaya çalıştım.

İki düet şarkı da var. İranlı müzisyen Sussan Deyhim ile Kürt müzisyen Hanî. Düet fikri nasıl ortaya çıktı?

Sussan Deyhim’in müziği ile 2002’de bir arkadaşımın verdiği albüm sayesinde tanıştım. Çok beğendim. Avangard bir soundu vardı ve gelenekseli çok iyi işliyordu. Benim için bir idol oldu. Albüm için Furuğ Ferruğzad’ın ‘Hediye’ adlı şiirini besteledim. Sonra aklıma Sussan geldi. Onunla iletişime geçtik. Yazdık, şarkıyı dinlemek istediler. Sonra olumlu cevap geldi,  ABD’de stüdyo kayıtlarını yapıp bize gönderdiler, öyle bir birliktelik oldu. Kürt müzisten Hanî ile ‘Berde’ şarkısında düet yaptık. Hanî önemli bir Kürt kadın sesi. 70’lerin Güney Kürdistan’ından bugüne kadar yerini koruyan bir  şarkıyı yorumladık. Bu şarkının da çok ses getireceğine inanıyorum

ÖNDER ELALDI

paylaş

Haberler


   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.