Ekim devrimi kadın cinsinin kurtuluşunda tarihsel bir adımdır

Arzu DEMİR yazdı —

3 Kasım 2022 Perşembe - 08:40

  • Kadınların, “evsel köleliği”ni çözecek adımlar yarım kaldığında, sadece kadınlar değil, tüm devrim kaybediyor.

Ekim Devrimi 105 yaşında. Kutlu olsun!
20. yüzyıla damgasını vuran Ekim Devrimi, şüphesiz ki, “köleleştirilen ilk insan” olan kadın cinsinin kurtuluşunda tarihsel bir adımdır. Her şeyden önce kadın cinsinin köleleştirilmesinin tarihsel ve nesnel zemini olan özel mülkiyete saldırdı, böylece özgürleşmenin koşulunu yarattı, yolunu açtı.

Devrimin ilk günlerinde 8 saatlik çalışmanın yanı sıra “eşit işe eşit ücret” yasası kabul edildi. Sosyalist devletin bir asır önce attığı bu adıma rağmen, 21. yüzyılda bugün sermaye sınıfı kadınlara, sırf kadın oldukları için erkeklerden hala daha az ücret veriyor. Bu oran Avrupa ülkelerinde yüzde 15’i geçiyor ve makas azalmak yerine giderek açılıyor.

Ekim Devrimi ile işletmelerde belirli sayıda kadının çalıştırılması zorunlu olurken, 16-40 yaş arasındaki kadınlara da çalışma zorunluluğu getirildi. Kadınların evin dışına toplumsal üretime çekilmesi için bu çok önemli bir adımdı. Bu adıma, annelik ile kadınların ev içindeki faaliyetlerinin, bir işçinin fabrikadaki üretimine denk olarak tanımlanması eşlik etti.
Bugün ise emperyalist küreselleşme döneminde kadınlar hala ev içinde harcadıkları emeğin görünür kılınması mücadelesini veriyor. Bulaşık yıkamaktan çocuk bakımına, alışveriş yapmaktan hasta bakımına kadınların yaptıkları işleri, kapitalist sistem “işten” bile saymıyor.

Ekim Devrimi, evlenme ve boşanma yasalarında da değişiklik yaparak, kadını, evlilik kurumu ile bir ömür boyu erkeğin kölesi olmaktan kurtardı. 1918’de oluşturulan Aile Yasası ile kadın yasalar karşısında erkekle tam hak eşitliğine kavuşurken, evlilik basit bir kayıt işlemine dönüştürüldü. Karşılıklı rıza olması durumunda mahkeme kararına bile gerek duyulmadan tarafların kararıyla boşanma işlemi gerçekleştirildi.

1920 yılında kürtaj yasallaştırılarak, parasız, ulaşılabilir bir hak haline geldi. Bu dünyada bir ilkti. Bugün ise dünyanın pek çok ülkesinde kadınlar hala, kendi bedenleri ve gelecekleri hakkında söz sahibi olabilmek için kürtaj hakkı mücadelesi vermek zorunda.

Tüm bu yasal düzenlemelerin hayat bulmasının temel yolu ise, kadınların ev ve ev işlerinden kurtarılmasıydı. Engels bunu, "Kadının kurtuluşunun ilk koşulu bütün kadın cinsinin yeniden toplumsal üretime dönmesidir” diye ifade etmişti. Ancak kadınların toplumsal üretime katılması da, yasalar ile sağlanamazdı. Bunun yolu, çocuk bakımı, yemek yapılması gibi “ev işleri”nin toplumsallaştırılmasından geçiyor. Ortak çamaşırhanelerin, ortak mutfak ve kantinlerin, kreş ve değişik tipte çocuk bakımevlerinin, gençlik merkezlerinin açılması anlamına geliyordu.

Aleksandra Kollontay'ın sunduğu verilere göre, 1919-1920 yıllarında Petrograd nüfusunun yüzde 90'ı ortak yemekhaneleri kullanıyordu. Moskova’da bu oran yüzde 60’dı. Elbette, eşitsiz bir gelişim söz konusuydu.

Sovyetler Birliği’nde kadından yana bütün gelişmelerin takipçisi ise jenotyellerdi. 1918 yılında yerel parti örgütlerinde oluşturulan jenotyeller, bir yıl sonra Rusya Komünist Partisi’nin (Bolşevik) kongre kararıyla kurumsal bir kimlik kazandı. Bir yandan kadınlar arasında komünist propaganda yürütürken, kadınlara devrimle gelen haklarının anlatılmasından toplumsal üretime katılmalarına, okur-yazarlık kampanyalarından kadın ve çocuk sağlığının korunmasına, bekar annelerin barınma sorunundan kürtaj merkezleri oluşturulmasına kadar sayısız görevi yerine getirdi. Kadınlar arasındaki çalışmada ve erkek egemenliğine karşı mücadelede adeta kilit bir noktada duran jenotyeller, maalesef “daha üst bir örgütlenme aşamasına geçiş” iddiasıyla 1930’daki 16. parti kongresi kararıyla dağıtıldı. Ancak daha üst bir aşamaya geçmek bir yana, kadınlar bakımından geriye gidiş süreci başlamış oldu.

1934'teki 17. kongrede Stalin'in kadını "işçi ve anne" olarak tanımlaması önemli bir kırılma noktası oldu. Annelik ve gelecek nesillerin yetiştirilmesi kadınların asli işi olarak propaganda edilirken, “sovyetik aile” kavramı ile kadınlar bakımından yenilginin yolları da döşenmeye başlandı. Bu gerici adımlara devlete karşı işlenen suçlara “analık itibarını alçaltma”, resmi evliliklerin şart koşulması gibi uygulamalar da eklendi. 1936'da da kürtaj yasaklandı. Bu geriye gidişler kimi zaman, Sovyet toplumunun genç nüfusa duyduğu ihtiyaç ile açıklanmaya çalışıldı. Ancak, kadın özgürleşmesi bakımından yarım kalan bu süreç, sosyalist devrimin de sonunu getirdi.

Ekim Devrimi’nin yıl dönümünde çıkartılması gereken en önemli sonuç da bu. Kadınların, “evsel köleliği”ni çözecek adımlar yarım kaldığında, sadece kadınlar değil, tüm devrim kaybediyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.