Engelli olmak veya engellenmek


''So viel wie nötig, so wenig wie Möglich“ (Gerektiği kadar çok, mümkün olduğu kadar az) ilkesi engellilere bakım alanında da geçerli bir kural olarak karşımıza çıkıyor. Kapsamlı olması, bireyin konumu ve özgünlüklerine göre farklılıklar taşıması nedeniyle konu, kendi içinde birçok detayı da barındırıyor.
Federal Alman Anayasası'nda yer alan 3. madde ''Hiç kimse engelli olması nedeniyle ayrımcılığa tabi tutulamaz'' ilkesi engellilerin haklarını korumayı esas alır. Buna göre, eşit muamele ve fırsat eşitliği, engelli ve engelli olma tehdidi altındaki insanların kendi kaderini tayin hakkı; yani kendi yaşamlarının aktörü olmaları ve topluma katılımları Federal Hükümetin engelli politikasının temel bir koşulu olarak yer almakta. Almanya'da sosyal devlet olmanın gereğince, yasal olarak engelli insanlar için çok sayıda farklı imkanlar ve yardımlar mevcut olsa da hizmetlerin çeşitliliği, karmaşıklığı sosyal hukuk hakkında genel bir fikir sahibi olmak isteyen biri için adeta bir labirentte gibi karmaşık ve zorlayıcı olabiliyor. Bunların detaylarına geçmeden önce öncelikle ''engellilik“ kavramını açıklamak yararlı olabilir.
Yasalara göre engellilik nedir?
BM Engellilik Sözleşmesi ve Federal Sosyal Yasası’nın IX. Kitabı'na (SGB IX) göre engelli olmak; kişinin fiziksel fonksiyon, zihinsel kapasitesi ya da psikolojik sağlığı, yaş durumunun farklılığı nedeniyle toplumsal yaşama katılımının engellenmesidir. Bu durumun en az altı ay veya daha uzun bir süre devam etme ihtimalinin yüksek olması gerekir. Bununla birlikte BM Engellilik Sözleşmesi, engellerin sadece engelli olmaktan kaynaklı değil ağırlıklı olarak çevresel ve yasal engellerin, engelli insanların topluma eşit katılımını zorlaştıran faktörler olduğunu da açıkça belirtir.
Engellilere özel hizmetler ve haklar
Resmi istatistiklere göre, Almanya’da 7,1 milyonu ağır engelli olmak üzere yaklaşık 9,6 milyon engelli vatandaş bulunmakta. Bu da Almanya'da yaşayan her 11 kişiden birinin engelli olması anlamına geliyor. 2. Dünya Savaşı'nda, Nazi Almanyası'nda Yahudiler başta olmak üzere Sintiler,
Çingeneler, Romenler, Nazi karşıtı Almanlar, eşcinsellerin yanında engellilerin de bu soykırıma maruz kaldığı biliniyor. Belki de tarihlerindeki bu ayıp yüzünden Almanya'da engelliler hassas gruplar olarak yasal güvence altındadır.
Sosyal hizmetler ve sağlık alanında genellikle diğer Avrupa ülkelerinden farklı bir yol izlenen Almanya'da sosyal yardım, sağlık ve emeklilik merkezi bir sistemle değil, bağımsız, bölgesel ve yerel hizmet veren devlet kuruluşlarının yanında yarı-özel ve gönüllü kuruluşlar tarafından veriliyor. Diğer sosyal-politik alanlarda olduğu gibi engellilere yönelik politikalar, merkezi olarak belirlenip uygulanmıyor. Engellilere yönelik sosyal politikalar fiziksel, zihinsel veya duygusal engelli kişilerin toplumsal yaşama eşit katılımı ekseninde belirlenmekte ve birey teşvik edilmektedir. Ağır engelli birey pozitif ayrımcılık ilkesiyle özel olarak güvence altına alınıyor. Örneğin, iş ve meslek yaşamında iş sözleşmesinin feshi durumunda özel koruma hakkına sahip bulunuyor.
Engelli insanlara yönelik hizmetler kendi arasında, çalışma hayatına katılım, toplumsal yaşama katılım ve tıbbi rehabilitasyon şeklinde ayrılır. Rehabilitasyon, engelli kimselerin topluma uyum sağlayabilmesine hizmet eden önlemlerin tümüdür. Ağır engelliler için de ayrıca ek yardımlar mevcuttur. Kişisel bütçe, rehabilitasyon hizmetleri, emeklilik, bakım hizmetleri, işsizlik yardımı, sosyal hizmetler, işveren vergi indirimi için destek gibi.
Yasalar çerçevesinde bu da aşamalı olarak uygulanır. Öncelikli olarak, bireyler sağlık sigortası veya emeklilik sigortasından yararlanır. Bu kurumlardan tıbbi tedavi ve rehabilitasyon için ödeme yapılır. Eğer bakıma muhtaçlık durumu gelişirse, bakım sigortası devreye girer. Engelli olma durumunun iş kazası veya meslek hastalığı kaynaklı gelişmesinde ise kaza sigortası devreye girer. İş yaşamına katılımı sağlamakla görevli kurum iş ve işçi bulma kurumudur. Bunun da yetersiz kalması durumunda kişi sosyal yardım aylığına bağlanır.
Bürokrasinin engelleri
Bu aşamalara bakıldığında genel olarak olumlu bir tablo olduğu düşünülse de, yetkili kurumların çokluğu ve yardımların çeşitliliği, engellilerin bağımsız ve kendi yaşamının aktörü olmasını mümkün kıldığı anlamına gelmiyor. Kişi iş yaşamına, dolayısıyla sosyal yaşama katılmaya, entegre olmaya başladığı noktada, bu hizmetlerde kesinti yapılmaya başlanarak, sağlık, bakım, rehabilitasyonla ilgili giderleri kendisinin karşılaması bekleniyor. Bir nevi önlerine yeni bariyerler konuluyor.
Ayrıca bu haklardan yararlanabilmesi için öncelikle kişinin engellilik ve iş görememezlik derecesini Alman bakım dairesinden başlayarak farklı testlerden, muayenelerden ve bürokratik bir prosedürden geçerek belgeleme süreci var. Sunulan imkanlar burada belirlenen dereceye göre belirleniyor. Bu durumda muhattap olunan devlet memurlarının bireysel yaklaşımları etkili olabiliyor, imkanlar yetersiz sunulabiliyor ve o çok dile getirilen toplumsal yaşama katılım önünde bir engel de yaratılabiliyor.
Özellikle çocuklarda biraz emek ve çabayla düzelebilecek bir engellilik durumu, özel eğitim adı altında, sadece engelli çocukların eğitim gördüğü okullara gönderilerek, orada da yetersiz ilgi ve kapasitesinin çok altında eğitim verilmesi nedeniyle, çocukların yetenek ve sahip oldukları kapasite köreltilebiliyor. Almanca dilini az bildikleri için bazı yabancı çocuklarının 'zeka engelli' denilerek özel okullara yönlendirildiği de oldukça sık rastlanan bir durum.
Ayrıca maddi hizmetlerde de kesintiye gidilebiliyor. Devletten aldıkları finansal yardım, engelli kişiye bakan aile bireyine maaş bağlanması, evde engelli kişinin kullanımına elverişli düzenlemeler yapmak için gerekli masrafın devlet tarafından karşılaması gibi imkanlar olumlu adımlar olsa da engellilerin banka hesaplarında biriken miktarın belirlenen düzeyin üzerinde olması durumda, devlet tarafından sağlanan bazı maddi hizmetlerde kısıtlamalar yapılıyor.
Engellilerin istihdamı ve eğitim
Almanya'da engelliler için gelişmiş düzeyde sosyal haklar olmasına rağmen, bunların yetersiz olması veya bunların kullanımının herhangi bir sebeple elverişsizleşmesi pratikte sorunlar olduğunu gösteriyor. Bu sorunlar bazen engelli kişi için hayati sorun oluşturabiliyor. Yasal boyutuyla bunlar yaşanırken, çevresel boyutuyla kamusal alanda yer alan, istihdam edilen engelli olsa da, ne yazık ki gerçek göründüğü gibi değil.
Federal Sosyal Yasası (SGB) engelli bireylerin sosyal haklarını detaylı bir şekilde dile getirir ve garanti altına alır. Engelli bireyler toplumsal yaşama katılımı garanti altına almak için bu kitaba göre tıbbı rehabilitasyon, mesleki rehabilitasyon, işyeri destek, yardım ve katılım desteği alabilmektedir. Buna rağmen araştırmalara göre, engelli vatandaşların büyük bir çoğunluğu çalışma hayatı dışında tutuluyor.
Engellilerin eğitimiyle ilgili olarak da kaynaştırma eğitiminin ilke olarak benimsenmekle birlikte uygulamada hayat bulmuyor. Genel eğitim sisteminde engellilere yönelik eğitimin, hala ayrıştırmalı sistem üzerinden sürdürülüyor. Okullaşma konusunda ise engellilerin okula gitme oranlarının toplumun geneline göre daha düşük seviyede kaldığı, okul terk etme oranının yüksek olduğu ve eğitim düzeylerinin daha alt seviyelerde sonlandığı görülüyor. İstatistiklere göre engelli bireylerin %62’si ilköğretim, %12’si lise mezunu iken, üniversite giriş sınavına girmeye hak kazanan birey oranı ise %3,2 gibi oldukça düşük bir düzeyde.
Günlük yaşamdaki engeller
Erişilebilirlik açısından sorunlar giderilmiş değil. Acil arama numaralarının her engelli grubuna göre erişilebilir durumda olmadığı, metinli telefonla erişime uygun olmadığı görülmektedir. Ulusal televizyon kuruluşlarının programların %20’sini altyazı, işaret dili seçenekleri ile erişilebilir hale getirdiği tespit edilmiştir. Ancak özel kanallarda bu uygulama yer almıyor. Bankacılık sektöründe ise çok az banka ATM'lerini ulaşılabilir kılıyor. Kamu kurumlarının internet sayfalarının erişilebilirlik kriterleri de çok yetersiz kalıyor. Her ne kadar toplu taşıma araçlarında araç kullanan şoförlerin yardım etme zorunluluğu olsa da birçok tramvay ve otobüs engellilerin kullanabileceği yeterlilikte değil. Tuvalet ve telefon kulübeleri, araba parkları yetersiz veya diğer insanlar tarafından zaman zaman gasp ediliyor. Bunlara engelli olmayan bazı insanların empatiden yoksun bireyci yaklaşımları da eklenince, topluma karışmak onlar için bir işkence haline gelebiliyor.
Engelle(mele)r sadece fiziksel olmak da sınırlı değil. Görünürde engelli olmayanların, engellileri göz ardı etmesi yüzünden etraflarına örülen ama görünmeyen duvarlar asıl engeli oluşturuyor. Bunu günlük yaşamın birçok alanında görmek mümkün. Teknoloji çağı olarak tanımlanan bu dönemde halen toplu taşıma araçları engelli insanların sorunsuz olarak, istedikleri yere gitmesini sağlayacak şekilde yapılabilmiş değil. Yine engelliler için oldukça önemli olan, yaşamlarını kolaylaştıracak bilgi ve belgeler onların anlayabileceği bir dille yazılmıyor.
''Onlar değil, asıl biz engelliyiz“ klişesini dile getirmektense, aslında hepimizin bir şekilde, bir alanda engelli olduğumuz, olabileceğimiz ve çoğu zaman engelleyenler olduğumuz gerçeğini görmemiz önemli. Örneğin uzağı görememe engelini fiziki olarak bir gözlük yardımıyla kaldırabiliyoruz belki, ama insanları anlamak için bir empati mekanizmasını devreye koymayı başaramayacak kadar duygusal engelli olabiliyor ve onları engelleyebiliyoruz. Engellilik belki her zaman tedavi edilemeyebilir ama engellemek tedavi edilebilir bir durum. Engellilerin yaşamını kolaylaştırmak en çok da anlayış ve vicdanlarımızdaki engelleri aşmaktan geçiyor.
Bütün engellerin ve sınırların kalkacağı günleri görmenin umuduyla…
AYGÜL ATASOY / Sosyal Hizmet Uzmanı
