Erdoğan'ın ‘buzdolapları’ da ekonomiyi kurtaramayacak!

Arzu DEMİR yazdı —

13 Ağustos 2020 Perşembe - 09:00

  • Ekonomi dibe vurdukça, iktidar, bölgedeki savaş ve saldırganlık politikasında çıtasını biraz daha yükseltiyor. Güney Kürdistan, Suriye ve Rojava’nın ardından Libya geldi, onu bir bütün olarak Doğu Akdeniz gerginliği ile Yunanistan ile Ege’de gerginlik takip etti.

 

20 Haziran 2018.... "15 sene önce evlerde buzdolabı yoktu."

7 Ağustos 2020... "Buzdolabı satışlarına bakıyoruz. 2002'de 1 milyon 88 bindi. 2017 itibariyle 3 milyon 107 bin, 2019'da ise 2 milyon 486 bin adede çıktı."

10 Ağustos 2020... "Buzdolabı satışı, 1 milyon 88 bin adetten 2 buçuk milyona çıktı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi satışı da arttı."

Konuşan beyaz eşya sektörünün temsilcileri değil, Erdoğan. Belli ki elinde, dibe vurmuş ekonomiyi "kurtarmak" için buzdolabı satış rakamlarından başka bir şey kalmamış. Anlayacağınız, Saray karışık. Daha da dertlenecekler, çünkü, dillerine pelesenk ettikleri o buzdolapları, ekonomik krizi dondurmaya dahi yaramayacak.

Halkın refah düzeyinin ne kadar yüksek olduğuna dair açıklamaların, yalan olduğunu dağ taş biliyor. Erdoğan'ın kameraların karşısında ağzını her açtığında söylediği yalanlardan biri. Refah meselesinin tek bir doğru yanı olabilir. O da Erdoğan ve ailesi ile Saray şürekasının kişisel servetlerine servet kattıkları. Bin odalı o Saraylar boşuna yapılmadı. İstanbul'dan Hakkari'ye yağmalanmadık, çalınıp çırpılmadık tek bir yer bırakmadılar. Halka “bir lokma, bir hırkayı” vaaz edip, kendileri saltanat içinde batıyorlar.

Erdoğan'ın kabine toplantısı sonrasında Saray'da "Ekonomi uçuyor" açıklaması yaptığı sırada, bir vatandaş, Taksim Tünel'de çıktığı kulenin tepesinden "Cebimde beş kuruş param yok" diye bağırarak intihar girişiminde bulunuyordu. Hatırlayın; çok olmadı, yoksulluk ve işsizlik nedeniyle peş peşe emekçiler, toplu halde yaşamlarına son verdiler.

Aynı gün, işsizlik rakamları da açıklandı. Saray’ın propaganda birimlerinden biri haline gelen İstatistik Kurumu’nun rakamları yine evlere şenlikti. Mayıs ayında işsizlik oranı yüzde 12.9'muş. İşsizlerin sayısı da 4 milyon 166 bin kişiymiş. Bu rakamların gerçeğin yarısı bile olmadığı aşikar. DİSK-AR'ın aynı gün yayınladığı rapora göre, geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 50. Her iki çalışandan biri işsiz. Özellikle Covid-19 nedeniyle çalışanlar kitlesel bir şekilde işten çıkartıldı. Mayıs 2019'a göre işsiz sayısı 7 milyon 123 bin artarak 17 milyon 237 bine yükseldi. Yani, bir yıl içinde 7 milyon kişi daha işsiz kaldı.

Emekçiler çalıştıkları, bir iş sahibi oldukları durumda da, Erdoğan'ın uçan ekonomisine yetişemiyor ki. Asgari ücretli bir işçinin eline 2 bin 324 lira 70 kuruş geliyor. Bu rakam, bırakın yoksulluk sınırını açlık sınırının bile altında. TÜRK-İş'e göre, Temmuz 2020'de açlık sınırı 2 bin 406 lira 46 kuruş. Yoksulluk sınırı ise 7 bin 838 62 lira. Bu rakamlar zaten "asgari" rakamlar; yani, açlıktan öldürmeyen, sermayenin işçinin emeğini sömüreceği kadar yaşatan rakamlar. 4 kişilik bir aile Türkiye'nin şu anki ortamında 8 bin lira maaş alsa da, bir eli yağda bir eli balda olmayacak maalesef.

Türk lirasının dolar ve euro karşısında değer kaybı da rutine girmiş durumda. İktidarın, artık döviz kurlarındaki bu yükselişi, “dış mihrakların hain emellerine” bağlama ihtimali de ortadan kalkınca, elde buzdolapları kaldı.

Erdoğan, 10 Ağustos günkü konuşmasında “Türkiye’nin gelişmesini çekemeyenler” arasında Gezi direnişçilerini yine saydı. İşte Türkiye “Gezi olaylarından başlayarak bugüne kadar saldırılara karşı mücadele halindeymiş. Ulaştığı bu refah düzeyine bu saldırılara rağmen ulaşmış.”

Ekonomi dibe vurdukça, iktidar, bölgedeki savaş ve saldırganlık politikasında çıtasını biraz daha yükseltiyor. Güney Kürdistan, Suriye ve Rojava’nın ardından Libya geldi, onu bir bütün olarak Doğu Akdeniz gerginliği ile Yunanistan ile Ege’de gerginlik takip etti. Savaş politikası ile bir yandan ekonomiyi kurtarmaya çalışıyor. Faşist şeflik rejiminin taşrada dayanağı olan orta burjuvazi, KOBİ’ler, ürettikleri parçalarla savaş sanayisinin bir parçası. Haliyle de savaş sanayisi tekellerin dışında daha geniş bir kesimi zengin ediyor. Diğer yandan, Erdoğan’ın Efrîn işgali sırasında sarf ettiği, “Bir mermi kaç para?” sözünü hatırlarsak, savaş ortamında üretilen “kahramanlık, vatanseverlik” mitleri ile savaşın cephe gerisi örgütleniyor, faşist rejim tahkim ediliyor. Ancak hem bu savaş politikalarına toplumsal rızayı örgütlemek, hem de açlığın yerine “kahramanlığı” koymak giderek zorlaşıyor.

Erdoğan’ın en son yine Gezi kabusunu görmesi ya da AKP kurucularından Yeni Şafak gazetesi yazarı Ayşe Böhürler’in İstanbul Sözleşmesi’ne gelen tepkiler için “Ne oldu da bu kadar kısa sürede bu konu gündeme oturdu. Gezi direnişinin ağacı haline geldi” demesi boşuna değil.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.