Galaksimizde yaşamın olabileceği 5 gezegen

Haberleri —

Bilim-Teknik / GÜNDEMİ / HAZIRLAYAN: DOÐAN BARIŞ ABBASOÐLU



LHS 1140b’de yaşam mümkün

LHS 1140b Galaksimizde Dünyaya benzeyen gezegenlerden biri. Harvard Smithsonian Astrofizik Merkezi’nin keşfini duyurduğu gezegen kayalık bir zemine sahip ve küçük bir yıldızın yörüngesinde. 

Bugüne kadar keşfettiğimiz gezegenlerin büyük bir çoğunluğu ya çok sıcak ya da çok soğuk. Ancak LHS 1140b gibi az sayıda gezegen ılıman bir iklime sahip. Ilıman iklime sahip olması bildiğimiz türden yaşamın var olması ya da desteklenmesi için önemli. Zira dünyamızdaki yaşam suyun sıvı halde bulunabileceği sıcaklık ve basıncın var olması esasına dayalı. 

Dünyanın 1.4 katı büyüklükte ve 6.6 daha fazla bir kütleye sahip olan bu gezegen, yıldızının etrafındaki dönüşünü sadece 25 günde tamamlıyor. Dünyanın güneşten aldığı ışığın sadece yarısını alan gezegenin yıldızı kızıl bir cüce. Bu nedenle daha az radyasyona maruz kalıyor. 

Bütün bunların yanında LHS 1140b sadece 40 ışık yılı uzaklıkta. Sıklıkla yıldızı ile dünyamız arasından geçtiği için de atmosferi ile ilgili değerlendirmelerin yapılması mümkün. Önümüzdeki günlerde LHS 1140b’nin yaşama uygun olup olmadığı konusunda çok sayıda mesaj görebileceğiz. 


Proxima B’de bir yıl sadece 11 gün

Proxima B, Dünya’ya en yakın kayalık gezegen. Sadece 4.2 ışık yılı uzaklıkta bulunan gezegenin tam boyutu henüz tespit edilebilmiş değil ancak astronomlar Proxima Centauri yıldızının yörüngesindeki bu gezegenin Dünya’dan sadece biraz daha büyük olabileceğini düşünüyor. 

Yıldızı etrafında sadece 11 günde dönüşünü tamamlayan yıldızın kendi etrafındaki dönüşü ise olağanüstü bir şekilde yavaş. Bu da gezegenin bir yüzeyinin sürekli olarak yıldıza baktığını, diğer yüzünün ise karanlıkta kaldığını gösteriyor. Yıldızına biraz daha yakın olan gezegenin radyasyona maruz kalma oranı da yüksek. 

Ancak bilim insanları Proxima B’nin bir atmosferi olması durumunda gelen ısının gezegene eşit bir şekilde dağıtılabileceğini ve bu şekilde özellikle kutup noktalarına yakın bölgelerde yaşama uygun yerler oluşturulabileceğini düşünüyor. 


GJ 1132b’de su var!

Bilim insanları halihazırda su barındıran bir gezegen keşfetmiş durumda: Gj 1132B. Dünyanın yaklaşık 1.5 katı olan bu gezegenin atmosferinde su molekülleri tespit edildi. Bu gezegenin oldukça ılıman bir iklime sahip olduğunu ortaya koyuyor.  Bir yılı sadece 38 saat olan bu gezegen yıldızına oldukça yakın. Bilim insanları dünyadan daha çok Venüs’e benzediğini düşünüyor. Yıldızı ile Dünyamız arasından geçen bu gezegenin yapısı konusunda gözlemler sürüyor. 


Kepler 186f oldukça soğuk

Kepler 186f gezegeni dünyamıza 500 ışık yılı uzaklıkta. Bu uzaklıktan bir gezegenin atmosferinin olup olmadığını tespit etmek oldukça zor. Hatta yeni kuşak teleskopların dahi bu yeteneklerinin olmayacağı tahmin ediliyor.  Kepler 186f, Dünyamızdan sadece yüzde 10 daha büyük. Ancak kütlesi konusunda henüz bir bilgimiz yok o yüzden içeriğinde neler taşıdığını bilemiyoruz.  Bir yılık 130 gün olduğu gezegende yüzey sıcaklığının -85 derece olduğu tespit edildi. Bu oldukça soğuk bir iklim olsa da bazı mikrop türleri bu koşullarda da yaşayabiliyor.  Kepler 186f’nin avantajı ise aynı Dünyamızınkine benzer bir manyetik alana sahip olması. Dünyamız bu manyetik alan sayesinde Güneş’ten gelen zararlı ışınlara karşı korunuyor. 


Trappist gezegenleri yaşama ev sahipliği yapabilir

Dünyamızdan 40 ışık yılı ötedeki Trappist-1 sisteminde bulunan üç gezegen yıldızlarına yaşamı destekleyebilecek uzaklıkta. Yıldızın 7 gezegeni Mars ve Dünya boyutunda ve yörüngeleri de Merkür’ün Güneş etrafındaki yörüngesinden biraz uzun.  Henüz bu gezegenlerin atmosferleri konusunda bir araştırma yapılabilmiş değil. Ancak yıldızları oldukça aktif ve sürekli olarak büyük X-Ray ve UV radyasyon fırtınalarını uzaya salıyor. Bu gezegenlerin yaşama ev sahipliği yapmasının tek yolu kalın bir atmosfere sahip olmaları. Hubble teleskobu bir süredir Trappist-1 sistemi içindeki bu gezegenlerin atmosferlerinin içeriğini bulmaya çalışıyor. 


Karadeliğin ilk fotoğrafı

Olay Ufku Teleskobu çalışmaya başlıyor! İlk defa gerçekleştirilecek girişim ile İspanya, ABD ve Antarktika’da bulunan sekiz radyo teleskobu aynı anda Güneş Sisteminin merkezindeki dev karadeliği gözlemledi.  Teleskoplar 5 Nisan’dan sonra havanın her alanda açık olduğu anlarda galaksimizin merkezinin fotoğraflarını çekti. Sagittarius A olarak adlandırılan karadeliğin bulunduğu noktayı gözlemleyen teleskoplar ortak çalışarak dünyanın en büyük teleskobunu oluşturdu. Bu sanal teleskobun büyüklüğü neredeyse dünyanın büyüklüğüne eşit. Her teleskobu her çalıştığı gece 2 perabyte veri ürettiği düşünülürse bilim insanlarının bu verileri inceleyip sonuçlar çıkarması için baya bir zaman gerekecek. Bilim insanları her kara deliğin etrafında olan “olay ufku” boyunca uzanan ışık süzmesini hayal ediyor. Bu hayalin gerçek olup olmadığını önümüzdeki aylar gösterecek. 


Mars Jüpiter yüzünden cüce kaldı

Güneş Sistemi’nin en büyük gezegeni olan Jüpiter, Mars’ın küçük bir gezegen olmasının en büyük nedeni. Güneş Sistemi’nin oluşumunu bilgisayar ortamında modelleyen uzmanlara göre Mars’ın bugünkü boyutundan 1.5 ya da 2 kat daha büyük olması gerekiyor. Ancak Mars’ın kütlesi Dünyamızın 10’da biri kadar. Bilim insanlarına göre Mars’ın boyutunun beklenenden çok daha küçük olmasının nedeni Jüpiter. Çok büyük bir gaz devi olan Jüpiter’in Mars’ın oluşumundaki kayalıkları kendi yerçekimi alanına alarak uydularını oluşturduğu düşünülüyor. Bilim insanları bu teoriyi test etmek için önümüzdeki günlerde yeni bir simülasyon üzerine çalışacak. Jüpiter adeta Güneş Sistemi içinde kendi ayrı sistemine sahip. Gezegenin 62 tane uydusu bulunuyor. Gezegenin yerçekimi alanında ayrıca bir meteor kuşağı da bulunuyor. 


Evrendeki en eski toz keşfedildi


Evrende her şey önce bir gaz ve toz bulutuydu. Evren oluşalı 13.79 milyar yıl geçmiş olsa da halen ortalıkta gaz ve toz bulutları dolaşıyor. Bilim insanları geçtiğimiz günlerde evrendeki en eski gaz ve toz bulutunu keşfetti. A2744_YD4 olarak adlandırılan bir galaksinin çevresinde kısa ömre sahip dev yıldızların patlaması sonucu oluşan toz bulutlarını inceleyen bilim insanları bunların 13 milyar yılı aşkın süredir varlığını sürdürdüğünü tespit etti. Londra Üniversitesi’nden uzmanlar söz konusu gaz ve toz bulutunun ilk oluştuğu anda 600 milyon yıl yaşında olduğunu tahmin ediyor. Bilim insanları bu bulguların evrenin ilk oluşumu sırasındaki dinamiği anlamak için değerlendirilebileceğini ifade ediyor. 


paylaş

Haberler


   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.