Gelecek uzun sürer…

Sezai TEMELLİ yazdı —

3 Kasım 2020 Salı - 22:21

  • Söz uçar, yazı kalır; o zaman yazmalı…

 

Dünya uzun ve çileli bir yıldan geçiyor. Senenin başında ortaya çıkan Covid-19 salgını siyasal, toplumsal ve ekonomik açıdan kriz döngülerini hızlandırdı. Salgının ülke ekonomileri, emekçiler ve yoksullar üzerindeki etkisi belirginleştikçe neo-liberalizmin uzun zamandır uyguladığı doğa ve özgürlükler karşıtı politikalarının da sona gelmekte olduğunu görmeye başladık. Nitekim geçtiğimiz günlerde Deutsche Bank’ın bir analizine dayandırılan habere göre “küreselleşme çağı”nın sona erdiği ve “karışıklık çağı”nın başladığı duyuruluyordu. Anlaşılan kapitalizmin kaleleri kaygılı…

Kuşkusuz ortaya çıkmakta olan gelişmeler dünya sisteminin bir kez daha büyük dönüşümüne işaret etmekte. Kapitalizmin son uzun ve yapışkan kriz süreci 2008’de büyük finansal krizle dip yapınca neo-liberal dönem ‘post neoliberal’ bir versiyona geçti diyebiliriz. Bu yeni versiyon kapitalizmin krizini çözemediği gibi, ekonomiyle birlikte siyasal ve toplumsal alanlarda da krizi derinleştirdi ve çoklu krize bağlı küresel bir çöküş süreci başladı. Bu büyük çöküş adeta 1929 büyük buhranı sonrası yaşananları çağrıştırmaktadır. Bu çöküş döneminde kapitalist modernite-faşizm ilişkisi finansallaşma, yoğun birikim ve çoklu krize bağlı olarak yeniden belirginleşmekte.

2008 sonrası ulus devletler yükselen otoriterleşmeye bağlı olarak yeniden finansal piyasaları düzenlerken, emek sömürüsünü de yeni teknolojik gelişmelere uygun hale getirmeyi amaçladılar. Küresel bürokrasi yerini hızla ulus devletlerin yeni merkantilist ilişkilerine terk etti. Emperyal sistem bölgesel merkezli paylaşım süreçlerindeki kontrol mekanizmalarını ve bunun çatışma-uzlaşma mekanizmalarını yeniden üretirken, eski emperyalist ve kutuplaşmış ilişkiler yerine kaotik ve süreğen bir kriz hâkim politik iklim haline geldi.

Giderek yaygınlaşan otoriter rejimler ve neo-faşizmin kurumsallaşması/yükselmesi sonucu finansallaşmanın yarattığı toksin maddelerin ekonomiyi zehirlemesi gibi doğa ve toplumlar bu süreçte hızla zehirlendi. Doğa katliamı-talanı, emeğin köleleştirilmesi, ezilen halkların ayrımcılığa ve şiddet-savaş girdabına sürüklenmesi bu zehirlenmenin en başat görüntüleri.

Bu politik iklimin kendisinin en belirgin hissettirdiği coğrafya kuşkusuz Ortadoğu. Vekalet savaşları, Kürt meselesi, mülteci sorunu gibi sorunlar ulusal ve bölgesel ölçekten küresel ölçeğe sıçrarken, bu meselelere kaotik kriz ikliminde otoriter, şefçi rejimlerin yaklaşımı da faşizmin yöntemlerinin yeniden üretilmesiyle oldu.

Bu çerçevede Türkiye’deki iktidarın Kürt meselesine çözümsüzlük yaklaşımı, emperyal düşle üretilmiş Suriye/Ortadoğu politikası, pazarlıkçı zihniyete sıkışmış mülteci sorunundaki rolü ve hak gaspına dayalı güvenlikçi politikaları hepimizi kaplayan karanlığın en zifiri yerini işaret ediyor.  Bu karanlığı yırtmalıyız…

Unutmamak gerekir; toplumun ve insanın, sermayenin ve siyasi iktidarın mutlak tahakkümü altında ezilmesine karşı direnç üretemeyenler, mücadele edemeyenler mutlak demokrasiye erişemez. Toplumun her bir öğesinin varlık ve yaşam koşullarının toplumun tümü tarafından güvence altına alındığı “yeni yaşam”ı inşa etmek için bu köhnemiş kapitalist sisteme ve ceberut devlete/iktidara karşı ‘Radikal Demokrasi’ye ihtiyacımız var. Kapitalizmin, tekçiliğin, erilliğin hükümranlığına karşı bizlerden dünyamızı, doğamızı miras alacaklara karşı büyük bir sorumluluğumuz var.

O nedenle gelecek uzun sürer ama mutlaka gelir!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.