Gladyo’nun saray muhafızı Sedat Peker

Doksanları hatırlayanlar bilir. Nitelik kaygısı olmayan bulvar gazeteciliğinin en pespaye örneklerinden Tan gazetesi sık sık yeni palazlanan Karadenizli genç bir çete liderinin "adalet dağıttığı" haberlerine yer verirdi sayfalarında. Bu haberler ağır işkencelerden geçirilmiş bazı insanların resimleri ve işkenceli sorgularda elde edilmiş "itirafları" ile "süslenirdi". Sedat Peker adındaki bu çete lideri uyuşturucu sattığını iddia etti bazı insanları kaçırıyor işkence ediyor sonra da teşhir ediyordu. Adını ilk olarak bu yolla duyurmaya başlayan Peker’in kendisi de bir uyuşturucu bağımlısıydı. Peker adeta bu şiddet pornografisi ile kendi bağımlılığını gizliyordu. Bugün Erdoğan’ın safında "vatan millet" adına barış isteyen akademisyenlerin kanı ile duş yapacağını söyleyen Peker aslında uyuşturucu bağımlısı olduğu gerekçesiyle askerlik de yapmamıştı.
Peker’in 1999 yılında gazeteci Duygu Asena’ya verdiği röportajda bu konuda ikili arasında geçen diyalog şöyle:
Duygu Asena: "Uyuşturucu kullandığınız, hatta bunun için askere gitmediğiniz söylendi.
Sedat Peker: "Kendimin dini inançlarımın kuvvetli olması, ailemden aldığım terbiyemden dolayı ben uyuşturucuyu bırakabilmiştim ama bırakamayan arkadaşlarım ölmüşlerdi. Zaten bir insanın birilerine düşman olabilmesi için ortada bir sebep gerekir. Ben bu insanları sevmek zorunda değilim. Evet bazılarının öldürüldüğü, dövüldüğü söylendi. Beni tanıyan insanlar uyuşturucu satıcılarını dövmüşse, öldürmüşse ben bundan suçlu olamam ki. Tesadüf. Ben böyle bir suçu işleyen insanın ziyaretine de giderim, avukat da tutarım, TCK'da bu suç değil ki. Beni tanıyan insanlar gitmiş uyuşturucu satanları dövmüşler, iyi yapmışlar."
İşkence hatta adam öldürmeler konusunda dahi rahatlıkla konuşan Peker, uyuşturucu kullandığını da kabul ediyor ancak sorunun "askere gitmemişsiniz" bölümüne cevap vermiyor.
Doksanlı yılların sonuna doğru aynı dönem Karadeniz'de görev yapan General Veli Küçük'ün himayesinde olduğu ortaya çıkacak olan Peker "nataşalar" vakası olarak bilinen kadın ticareti de dahil birçok kirli işi general Küçük'ün himayesinde yaptı. Elbette gelirin büyük payını general alırken Peker devletle ortak iş tutmanın dokunulmazlığını elde ediyordu. Devletin koruması altındaki Küçük ve çetesi bu yolla elde ettikleri parayı kişisel servete dönüştürmenin yanı sıra en kirli savaş yöntemlerini finanse etmek için de kullandılar.
Susurluk davası olarak bilinen derin devlet ilişkileri içinde mafya ayağını oluşturan Abdullah Çatlı da Susurluk’taki kazada ölene kadar general Küçük’ün emrinde hizmet veriyordu. Nitekim kaza sonrası Çatlı’nın en son telefon görüşmesini general Küçük ile yaptığı ortaya çıktı.
Peker, Veli Küçük’ün Karadeniz’de görevde olduğu 1997’de Rize’de Abdullah Topçu isimli bir şahsı öldürdü. Ancak bu davada adamları ceza alırken kendisi ceza almadan kurtuldu.
Bu dönem başta İstanbul olmak üzere Kürt kabadayıların sokaklardaki varlığına devlet eli ile son verilip yine aynı devlet eli ile kendini "pantürkist-turanist" olarak tanımlayan Sedat Peker'in piyasaya sürülmesinin başlangıcı oldu.
Erdoğan'ın barış isteyen akademisyenleri hedef gösterdiği saldırı talimatı içeren açıklamaları ardından ilk tepkinin Peker’den gelmesi bu nedenle hiç şaşırtıcı değil, yeni işbirliğinin gereği olarak okunmalı. Akademisyenlerin "kanlarıyla duş yapacaklarını" söyleyen Peker devlet içinde general Küçük ile ifade bulan Türk gladyosunun Erdoğan ile olan bağlantısında okyanustaki buzdağının görünen yüzü olarak anlaşılmalı. Çok daha derinlere indiği anlaşılan ilişkide Peker’in rolü sokak şiddetini yöneten-yönlendiren "halkın duyarlılıklarını, halkın haklı öfkesini" yansıtan "kahraman" olarak tayin edilmiş. Peker’in bizzat Erdoğan tarafından pazarlanması da bundan. Sedat Peker çetesi Veli Küçük’ün de dahil olduğu -bugün TSK içerisinde muvazzaf olarak başında kimin bulunduğunu bilmediğimiz- gladyonun "saray muhafızları" olarak yeni iktidarın hizmetine giriş biçimidir. Bu hizmetin bir ortaklığı barındırdığı da kesin.
Dikkat edilirse Peker’in piyasaya yeniden sürümü bizzat Erdoğan ailesi tarafından yapılmakta. Basının görmesi için özel olarak ayarlanan görüşme hem de Emine Erdoğan’ın özel kalem müdürünün düğününde gerçekleşiyor. Peker’i kameraların huzurunda kabul ederek samimi görüntüler veren Erdoğan adeta ailenin yeni ferdi için özel bir imaj yenileme çalışması yürütüyor. Nitekim Peker de bir açıklamasında bu durumu, "Benim özgeçmişime sahip bir insanın yazılarının okununurluluğunun yüksekliği, başka ülkede olsa inanın üniversitelerde tez konusu yaparlar. Ancak bizim ülkemizde bazılarının komplekslerinden dolayı, gazetelerde televizyonlarda haber bile yapmıyorlar. Sayın Cumhurbaşkanı’nın insanların içinde beni kabul ederek elimi sıkıp sıcak bir şekilde birkaç kelime söylemesi tabi ki kendisi açısından bakıldığında birileri tarafından siyasi bir risk olarak görünebilir. Ancak benim fikrimi sorarsanız Sayın Cumhurbaşkanımız şahsımla ilgili bazı art niyetlilerin özellikle görmek istemediği toplumdaki yerimi görmüştür. Bu fotoğraftaki an, benim toplumdaki normalleşme konumum için önemli bir kırılma anıydı. (17.06.2015 Milliyet)" diye ifade ederek işbirliğinin yeni boyutunu ilan ediyor.
Peker, cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan herhangi bir kişinin kendisi gibi bir profille görüntülenmesinin siyasal riskler taşıyacağının da farkında. Ancak Erdoğan’ın bu riski de göze alarak kendisinin toplumdaki yerini gördüğünü anlatıyor Peker. Belli ki bu görüş ikili tarafından da ele alınmış. TRT’de Tayyip Erdoğan’ın özel emri ve kontrolü ile yayınlanan ve kendisinin "Ertuğrul Gazi" karakterinde canlandırıldığı "Diriliş Ertuğrul" dizisinde Peker’in oğlunun rol alması da sanırım Saray’ın yeni torun kontenjanına giriyor.
Bundan sonra da bu ikilinin birçok ortak icraatına tanık olacağımız muhakkak.
