Gökten yağan cesetler

Arzu DEMİR yazdı —

23 Eylül 2020 Çarşamba - 23:00

  • 40. yıl dönümü vesilesiyle 12 Eylül faşist darbesini bir kez daha hatırladığımız günlere denk gelen iki köylünün helikopterden atılması, iktidarın hem darbeci hem de 1990’ların sömürgeci politikasından bir milim sapmadığını bir kez daha hatırlatıyor.

"1992'nin Temmuz ayında Kars-Kağızman'daki 7. Mekanize Tugayı 1. Mekanize Taburu 1. Mekanize Bölüğü'nde yeni görevime başladım. 4.04.1993 günü öğle saatlerinde iki Ağrı Dağı arasında, PKK militanları ile tabura ait askerler arasında çıkan çatışmada yaralı olarak ele geçen aslen Malatyalı, İnönü Üniversitesi 2. sınıftan terk, Doğan isimli militan, Erzurum'a götürülmek üzere çatışmanın ertesi günü bir helikopterle askeri yetkililer tarafından alındı. Fakat hem sivil hem askeri kaynaklardan öğrendim; Doğan çözülmediği için Tendürek Dağı'nda helikopterden atılmış, ölmüştü."

Bu alıntı Kasım Çakan isimli eski bir astsubayın 2006 yılında Tevn Yayınları’ndan çıkardığı “Astsubayken Er Olmak” adlı kitabından. “Hıristiyan” ve “bölücü” olduğu gerekçesiyle atıldığı TSK’ya ilişkin kişisel hikayesini anlatırken, Türk devletinin işlediği suçlara dair tanıklıklarını da yazmış.(1)

Belge Yayınları’nın 1996 yılında Türkçe yayınladığı İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün 1995 tarihli “Savaş ve İnsan, Türkiye’de Silah Transferleri ve Savaş Yasaları İhlali” raporunda yer alan sayısız savaş suçundan biri de yine helikopterden atarak katletme suçudur.

"Özet: 33 yaşındaki bir tanık İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne 1 Haziran 1995’te yapılan görüşmede, kendisinin 10 Mayıs 1994'te, Jandarma birliklerinin üç PKK gerillası zanlısını aşağı attıkları helikopterde olduğunu söyledi. Bir adam ve iki kadının, Diyarbakır ilinin Lice ve Kulp ilçeleri arasındaki Yolçatı köyü üzerinde, helikopterden atılarak öldüklerini söyledi. Helikopter olayından önce tanık ve üç zanlı yoğun işkence görmüşlerdi.”(2)

1992 yılının Temmuz’undan bugüne; 2020 yılının Eylül ayına, Saray rejimi günlerine geliyoruz. Bu kez, Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesine bağlı Çığlıca köyü Yoğurtlu mezrasında iki köylü; 55 yaşındaki Servet Turgut ile 50 yaşındaki Osman Şiban askerler tarafından gözaltına alınıyorlar. İki gün sonra Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin yoğun bakım ünitesinde ortaya çıkıyorlar. Ölümün kıyısına getirilmiş bir haldeler. İşkence ile bu hale getirildikleri konusunda şüphemiz yok. Ancak sonradan detayları görüyoruz ki, devletin, 1990’lı yıllarda yaptığı gibi iki köylü helikopterden atılmış.

Tanıkların ifadesi, raporlar, her şey bu insanlık suçunu gözler önüne seriyor. Konu gündem olunca, Van Valiliği, suçüstü yakalanmanın telaşı ile yalanları birbiri ardına sıralıyor. Ne köylülerin “terörist”likleri kalıyor ne de “dur” ihtarına uymayıp kaçmaya yeltenmeleri. İlk raporlar “yüksekten düşme” diyerek, helikopterden atılma gerçeğine işaret ettiği için de, Saray valisi, Servet Turgut için “kayalıktan düştü” yalanına sarılıyor. 100 yıldır sarıldıkları bir yalandan başka ne kaldı ki ellerinde. Katlettikleri sayısız devrimci için aynı yalana sayısız kez sarıldılar. İşkence ile konuşturamadıkları devrimcileri, polis binalarından atarak katlettiklerinde de “düştü” dediler. Evrensel Gazetesi muhabiri Metin Göktepe için de aynı yalana sarılmışlardı; “duvardan düştü.”

40. yıl dönümü vesilesiyle 12 Eylül faşist darbesini bir kez daha hatırladığımız günlere denk gelen iki köylünün helikopterden atılması, iktidarın hem darbeci hem de 1990’ların sömürgeci politikasından bir milim sapmadığını bir kez daha hatırlatıyor.

Helikopterlerden atma, Latin Amerika halklarının, özellikle Arjantin halkının, maruz kaldığı bir işkence ve yok etme yöntemiydi. Arjantin’de 1976-1983 yılları arasındaki cunta döneminde, kaybedilen insanların -en az 30 bin- birçoğu ya öldürülmüş halde ya da işkence yapıldıktan sonra bayıltılmış halde uçaklardan atıldı.

Gazeteci Fabian Magnotta, “El Lugar perfecto” kitabında tanıklar üzerinden cuntanın işlediği bu suçu anlatır.(3) Tanıklar, başkent Buenos Aires’e 200 kilometre uzaklıktaki Parana Deltası’ndaki bu katliamlar için “Gökten yağan cesetler”, “ağaçlarda sallanan cesetler” tanımını yapar.

1970’lerin Arjantin’inden 2020’lerin Türkiye’sine… 12 Eylül darbecileri ile hesaplaşma iddiasıyla hükümet olan AKP, 2002’den bu yana gerçekleştirdiği sayısız Saray darbesinin yanı sıra, askeri faşist darbe döneminin tüm yöntemlerini rutinleştirmek istiyor. 12 Eylül darbesi günlerinde Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nde uygulanan köpekli işkenceyi de, hortlattılar. Kürt kadın devrimci Rojbin Çetin, ev baskını sırasında köpekle işkenceye maruz kalmıştı. Şimdi de helikopterden atma.

Haklara yönelik artan bu faşist ve sömürgeci saldırganlığın gösterdiği tek şey var; bu vahşete karşı her biçimiyle direnmek bir haktır. Faşist iktidarı yıkacak bu direnişin de birleşik karakteri, olmazsa olmazdır.

1) https://m.bianet.org/bianet/siyaset/109283-sivilden-sonra-askerden-de-helikopterden-insan-atma-iddiasi
2) https://m.bianet.org/bianet/siyaset/109283-sivilden-sonra-askerden-de-helikopterden-insan-atma-iddiasi
3) https://www.bbc.com/turkce/haberler/2013/03/130325_arjantin_kayiplar

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.