GÜNAY ASLAN: Yeni Ülke’nin hazırlanması

O dönemler Ulusal Basın Ajansı ile Cumhuriyet’e part-time muhabirlik yapıyor, Van ve yöresinden haberler gönderiyordum. Cumhuriyet’in o zamanlar Genel Yayın Yönetmeni Hasan Cemal’di. Cemal, dosyamın yayınlanmasını istememişti. Dosyamı geri aldıktan sonra doğruca Toplumsal Diriliş Dergisi’nin Sultanahmet civarındaki bürosuna gittim.
Toplumsal Diriliş’i ülkeden bir arkadaşım önermişti. Şimdi günlük gazeteleri, haber ajansları, dergileri, radyoları ve televizyonlarıyla artık ciddi bir ‘sektör’ haline gelmiş özgür basın geleneğinin 12 Eylül sonrasının ilk yayın organıydı.
Orada derginin yöneticileri Cemal Yalvaç ve Hasan Uşak’la görüştüm. Dosyamı onlara teslim ettim. Birlikte çalışma konusunda anlaştık ve ben Van’a öyle döndüm.
Ne var ki aradan birkaç hafta geçmeden İstanbul’da yapılan bir operasyonda derginin bürosu basıldı. Yöneticilerinin bir kısmı yakalandı, bir kısmı da yurt dışına çıkmak zorunda kaldı ve dergi kapatıldı. (Hasan Uşak’la aradan 20 sene geçtikten sonra Avrupa’da karşılaştık.)
Toplumsal Diriliş macerası başlamadan bitti ama önüme bu kez haftalık bir dergi; 2000’e Doğru Dergisi fırsatı çıktı. 1986 sonlarına doğru İstanbul’a bu kez 2000’e Doğru’yla görüşmeye gittim. Derginin Cağaloğlu’ndaki Talas Han’da bulunan merkez binasında hummalı bir çalışma yaşanıyordu. Kendimi birden hazırlık çalışmanın içinde buldum. Dergi 1 Ocak 1987’de yayına başladı. Orada 1989 yılını Mart ayına kadar çalıştım.
Çalışma alanım Kürdistan’dı. Dêrsim’den Hakkari’ye, Şırnak’tan Maraş’a dolaşıyor, dergiye Kürt ve Kürdistan meselesiyle ilgili haberler gönderiyor, yorumlar yazıyordum.
Halkın gerçeği: Halk Gerçeği
2000’e Doğru Dergisi Kürt meselesinin ve PKK’nin Türkiye ve dünya kamuoyuna anlatılmasında önemli bir rol oynadı. Baskılara ve yasaklara karşı direndi ve Kürt realitesinden vazgeçmedi. Bu çizgi dergiye itibar ve destek sağladığı gibi beni de kamuoyunda görünür hale getirdi.
Kürt ve Kürdistan haberlerinin altında genellikle benim imzam vardı. Durmadan çalışıyor, engellere rağmen Türkiye ve dünya kamuoyunda yankılanan haberlere imza atıyordum.
Birçok çevre gibi Özgürlük Hareketi de biri bile tekzip edilmeyen, çoğu insanın inanmakta güçlük çektiği ve ayrıca egemen medyanın da vermek istemediği haberlerimi izliyordu. Zaman zaman bazı haberlerle ilgili olarak görüş alışverişi yapıyor, bilgileri karşılıklı olarak paylaşıyordu.
Bu arada Toplumsal Diriliş Dergisi’nden sonra bir grup Kürt Türkiyeli devrimci birkaç örgütle birlikte Halk Gerçeği adında bir dergi çıkarmaya başlamıştı. Halk Gerçeği’nin yüzü Kürdistan’a dönüktü. Başında ise gazeteci Hüseyin Aykol vardı.
2000’e Doğru’dan ayrıldıktan sonra birkaç ay yine haftalık olarak yayınlanan Tuğrul Eryılmaz’ın yönettiği Sokak Dergisi’nde bölge temsilcisi olarak çalıştım. Bu arada Van’dan İstanbul’a taşındım ama bir ayağım sürekli olarak Kürdistan’daydı.
1989 sonlarında Halk Gerçeği’den teklif aldım ve orada çalışmaya başladım. Oraya gittiğimde dergi 8’inci sayısını tamamlamıştı. 9’uncu sayının hazırlıklarına başladık. Halk Gerçeği’nde Yayın Koordinatörü görevini üstlendim.
Ancak, deyim yerindeyse ayağım oraya da uğursuz (!) geldi. Silopi’den getirdiğim yakılmış köylere ait bir haberi resimleriyle birlikte manşete çekince DGM savcılığı harekete geçti. Dergi kapatıldı, hakkımızda dava açıldı.
Halk Gerçeği kapatıldı ama bu kez ara verilmedi. Ekibi dağıtmadan, yeni bir gazete için hazırlıklara başladık. Yayın Yönetmeni Hüseyin Aykol, İdare Müdürü Kenan Azizoğlu ve bazı arkadaşlarla birlikte derhal işe koyulduk.
Kısa sürede Yeni Halk Gerçeği’ni çıkardık. Halk Gerçeği tabloid ebatındaydı ama Yeni Halk Gerçeği’ni normal gazete ebatında hazırladık. İçeriği aynı kaldı ama mizanpajı kökten değiştirdik. Kadromuz da değişmedi. Aynı ekip ara vermeden yola devam ettik.
Ancak baskılar da daha da arttı. ANAP Hükümeti ünlü Sansür ve Sürgün Kararnamesi’ni çıkarmıştı. Bu yüzden Kenan Azizoğlu gazeteyi matbaaya basmaya götürdüğü her defasında, basılmış ancak sayfaları da boşalmış olarak getiriyordu.
Basın Savcılığı neredeyse her haberi ve köşe yazısını sansürlüyordu. Ayrıca matbaa da sorunlar çıkarıyordu. Sanırsam tehdit alıyordu ancak Kenan, her defasında bunları aşmanın bir yolunu buluyordu.
Davalar da birbirini izliyordu. 1990 yılına gelindiğinde zamanımızın çoğu artık DGM salonlarında geçiyordu. Baktık olmuyor. Gazetede durumu değerlendiren geniş katılımlı bir toplantı yaptık. Toplantıda gazetenin kapatılması kararı çıktı. Pratik olarak zaten savcılık kapatmıştı. Elbette meydan boş bırakılmayacaktı fakat zamana ihtiyaç vardı.
Gazete ihtiyacı yakıcı hale gelmişti
O tarihlerde Avrupa’dan gazetemize destek amacıyla gelmiş bir arkadaş uzun soluklu bir yayın için benden hazırlık yapmamı istedi. Ayrıca beni Avrupa’ya davet etti.
1990 yazında özel bir nedenle Almanya’ya gittim. Almanya’da bulunduğum sırada bir gün Hüseyin Çelebi beni görmeye geldi. Nasıl olmuşsa orada olduğumu öğrenmiş.
Hüseyin’le iki gün boyunca ağırlıklı olarak gazete meselesini konuştuk. Hüseyin Çelebi, Türkiye’de Kürtlerin bağımsız bir yayın organı olması gerektiğini düşünüyor, Kürt gazetecileri bu anlamda önemsiyor, onlarla ilişki kurmak, yakınlaşmak ve geleceğe dair bazı projeleri paylaşmak istiyordu.
Hüseyin’in önerisiyle genel bir sohbet yapmak amacıyla Almanya’dan Hollanda’ya geçtim. Orada gittiğim evde şimdi KCK Yürütme Konseyi Başkanı olan Murat Karayılan’la karşılaştım. Bir gün de onun konuğu oldum.
Sayın Karayılan da beni haberlerimden biliyordu. Siyaset ve gazete üzerine onunla da epey sohbet ettik. Hatta sabaha kadar oturduk. Sabah sökerken sürpriz bir telefon geldi.
Arayan PKK Lideri Öcalan’dı. Sayın Öcalan’ın Kürt gazetecileri yakın izlediği anlaşılıyordu. Telefonu etmesinin nedeni buydu. Düşüncelerini paylaşmak istiyordu.
Kürt medyası olmadan Kürt özgürlük savaşını anlatmanın ve kavratmanın imkansız olacağını söylüyordu. Kürt halkının kendi medyasını er veya geç yaratacağını ancak bunun için çok bedel ödeyeceğini belirtiyordu. Gazetelerimizin başına gelenleri de biliyordu. Dediğim gibi süreci yakından takip ettiği anlaşılıyordu. Kendisiyle Kürt gazeteciliği üzerine yararlı bir görüşme yaptım.
PKK Lideri çabalarımızı önemsiyor, devam etmesini öneriyor, Kürt medyası ve gazeteciliğini hayata geçirmemiz için moral destek veriyordu.
Kürt halkı gibi Özgürlük Hareketi’nin de Kürt medyası konusundaki bu beklentileri ve özlemleri insanı ister istemez motive ediyordu. Bu tarihsel sürece yanıt olmak gerektiği düşüncesi benim gibi birçok insanı da etkiliyordu.
Ancak yığınla da imkansızlık yaşanıyordu. Yeni bir gazete çıkarmak ve bunun devamını sağlamak kolay değildi.
Fakat yine de Serhat Bucak, Zübeyir Aydar, İsmet Ateş gibi çoğu avukat olan bir grup Kürt yurtseveri bu adımı atmış, İstanbul’da İMC adında bir yayın şirketi kurmuşlardı.
İMC haftalık bir gazete çıkarmaya karar vermişti. Biz Yeni Halk Gerçeği ekibi olarak İMC’yle anlaştık. Orada iş bölümü yaptık ve işe koyulduk.
Serhat Ağabey gazetenin imtiyaz sahibi, ben Yayın Yönetmeni, Hüseyin Aykol Yayın Koordinatörü, Kenan Azizoğlu İdare Müdürü, Hüseyin Kalkan Haber Müdürü, Özkan Kılıç Sorumlu Yazı İşleri Müdürü olacaktı. Mehmet Aktaş, Metin Çiyayi, Faysal Dağlı, Hacer Yıldırım, Yurdagül Erkoca gibi isimler de ekipteydi. Ayrıca her zaman olduğu gibi Ragıp Duran da bir yol gösterici olarak yanımızdaydı.
Yeni bir ülke; herkesin özgür olacağı
Yazar kadrosunun kurulması, matbaa, basım ve dağıtım ağının kurulması, Diyarbakır ve Ankara’da bürolarının açılması gerekiyordu. Genel düzenlemeleri yapmak ve yazar kadrosunu oluşturmak görevi bana, Serhat Bucak Ağabey’e ve İsmet Ateş’e verilmişti. Matbaa, basım dağıtım ve idari işler Kenan Azizoğlu’ndaydı. Hüseyinler de iç mekanizma ve muhabir ağıyla ilgileneceklerdi.
Diyarbakır’da işi Mustafa Gürbüz, Baki Karadeniz, Mehmet Önder ve Mehmet Şenol üstlendiler. Leyla Zana’nın sorumlu olduğu bir büroyu kısa sürede hayata geçirdiler.
Biz Türk ve Kürt yazarlarından oluşan geniş bir liste hazırladık ve bunlarla tek tek görüştük. Cezaevlerinde olan Mehdi Zana, Recep Maraşlı, Cemil Gündoğan, Hasan Asgar Gürgöz gibi yazarlara da mektuplar gönderdik.
Hiç unutmam Ahmed Arif’e Serhat Ağabey’le birlikte gittik. Onu evinde ziyaret ettik. Çok sevindi. Bize yazacağını söyledi. Evlerinin Önü Hüzün başlıklı bir makalesini de ilk sayı için çıkarıp verdi.
Kısa sürede İsmail Beşikçi, Ahmed Arif, Şerafettin Elçi, Musa Anter, İsmet Şerif Vanlı, Tarık Ziya Ekinci, Ahmet Zeki Okçuoğlu, Cenan Bıçakçı, Tayfun Gönül, Uğur Cankoçak, Mehdi Zana, Recep Maraşlı, Cemil Gündoğan, Hasan Asgar Gürgöz gibi Türkiye ve Kürdistan’dan değişik eğilimdeki yazarları gazetemize kazandık.
Gazetenin ismini Ülke olarak düşünmüştük ama bu ismin bir başka şirket adına tescilli olduğunu öğrendik. Bir akşam evde isim üzerinde düşünürken Van’daki ağabeyimden telefon geldi. Bunu fırsat bildim ve ondan bana isim önermesini istedim. ‘Yeni Ülke’ dedi ve ekledi: ’Herkesin özgür olacağı...’
Yeni Ülke böyle başladı. Gazetenin ilk sayısını büyük bir heyecanla hazırladık. Gazete 20 Eylül 1990 günü halkın karşısına çıktı ve coşkuyla karşılandı. 16’ncı sayıdan sonra Yeni Ülke’den ayrılmak zorunda kaldım. Gazetenin başına Hüseyin Aykol geçti.
Gazeteye bir yıl içinde 55 dava açıldı. 18 kez de toplatıldı. Buna karşın kervana yeni isimler katıldı. Ramazan Ülek, Hüseyin Deniz, Mehmet Oğuz bunlardan bir kaçıydı. Yusuf Cacım ise Özkan’dan Sorumlu Yazı İşler Müdürü bayrağını devraldı ve bu görevi en uzun süre yaptı. Karşılığında ise onlarca yıl hapis cezası aldı.
Yeni Ülke 110 sayı yayınlandı ancak, bunun 40 sayısı da toplatıldı. Gazetenin Batman muhabiri Cengiz Altun 24 Şubat 1992 tarihinde katledildi. Özgür Gündem hayata geçirilince Yeni Ülke misyonunu tamamlamış olarak yayın hayatından çekildi ama, özgür basın geleneği çok ağır bedeller ödeyerek yoluna devam etti. Ödenen bedellerin; şehit Kürt gazetecilerin sayesinde de bugüne gelebildi.
