Halam Geldi

Haberleri —

Geçen hafta güncelliğini hala koruyan ve bizim kanayan  yaralarımızdan bir konuyu işleyen çarpıcı bir film izledim.  Türkiye’de "Halam Geldi" adıyla vizyona giren film Fransa’da 'benden af dilemeyin' adıyla vizyona girdi. Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Diyarbakırlı bir ailenin on üç yaşındaki üç kızının içiçe geçen trajik hayat hikayesini anlatıyor film. Henüz çocukluğunu bile yaşamayan evlatlarına 'karı’lık dayatan ve bu aşağılamayı büsbütün destekleyen sistemin dalkavukluk hikayesi aslında bu film. Evladını bir an önce kocaya verip namusuna laf getirmek istemeyen baba da, on üç yaşındaki kıza regl olduğunda geri zekalı raporu veren doktor da, bu raporu para karşılığı alıp kızın tasdiknamesini veren okul müdürü de ve mahalle baskısı kuran ahali de bu günah girdabının birer parçasıdır.

Filmdeki bireylerin her biri Türkiye Cumhuriyeti’nin birer kurumunu simgeler nitelikte işlenmiş. Herkes üzerine düşeni eksiksiz yerine getiriyor. Baba cehalete itelenmiş bir gerici, doktor ve müdür rüşvetçi, anne ise savrulan ve bütün bu zulüm makineleri altında ezilen bir obje konumunda. Altmış yıl önce yaşanmış gerçek bir hikayeden yola çıkan film, aslında güncelliğini olduğu gibi koruyor. Daha dün, on ikisinde evlendirilen, on üçünde çocuk yapan ve on dördünde başından silahla vurulan Kader Erten’in dramını gördük.
Bizim günahlarımızın üzerine filizlenmiş körpe bedenlerin, günahsız çocuklarımızın hazin dramıdır bu. Buna seyirci kalan siyaset kurumunun suçu hiç mi yoktur acaba? Kadın ve aileden sorumlu bir bakanın çıkıp 'çocuk evlilikleri masumane’ dediği bir ülkede bu tür trajedilere ne derece zemin hazırladığını tahmin etmek zor olmaz sanırım. Çocuklarıyla gerçekten evcilik oynama yaşındaki çocukların evliliğini 'masumane’ bulan kadın ve aileden sorumlu bakanları tayin eden zihniyetler bu vebalin altından nasıl çıkacaklar acaba? Neymiş efendim 'hiç bir anne ve baba evladının kötülüğünü istemez’miş diyor bakan hanım. Öyle ya bakan hanım! Bazen insanlar kendi zavallılıklarının farkında bile olmazlar; tıpkı sizin gibi!  
Film eleştirisine fazla girmek istemiyorum ama, Kürt bir ailenin anlatıldığı filmde sanki onların Kürt olduğunu belirtmek için kullanılan bir kaç Kürtçe diyalog izleyicinin gözüne sokularak verilmiş gibi geldi. Yani zorlama birçok sahne vardı filmde. Belli ki yine Batı’dan bir bakış hakimdi Kürt aile tipine. Çünkü, Diyarbakırlı aile, Kürt motiflerini taşımayan hatta Kıbrıslılar gibi konuşan ve yaşayan bir tarzda sunuluyor filmde.
En azından ben, anne, baba aralarında Kürtçe konuşana kadar öyle hissettim. Ama özü biçime feda etmemek gerekiyor. Ne olursa olsun bu eleştiriler, filmin konu itibarıyla düşündüren, sorgulayan ve duyarlılık uyandıran önemli bir çalışma olduğunu ortadan kaldırmaz. Güncelliğini koruyan bu pedofili hastalığı, siyasi kurumlarımızdan tutun da sosyal en küçük birimlerimizde kadar acilen ele alınması gereken önemli bir sorundur. Bu pedofili olma durumu, doğudan batıya, güneyden kuzeye Türkiye'nin her köşesinde gerçekleşen ruhsal bir hastalıktır. Bu duruma icazet veren zihniyet ile buna göz yummanın günahı aynıdır.
Umarım bu film, güncelliğini koruyan bu kangreni söküp atmamıza, en azından yeniden ele almamıza vesile olur.  Avrupa distribüsyonluğunu La Pluie Production’un yaptığı filmi, Avrupa’ya uzun yıllar önce göç etmiş ve kaybolma korkusuyla kültürünün radikal yanlarıyla kendisini ifade eden Türkiyelilerin izlemesini öneriyorum.

paylaş

Haberler


   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.