Hebûn! Seninki bir halkın acısıdır

MIHEME PORGEBOL

 

“İlk zamanlar bu acı bir tek sana aitmiş gibi geliyor, acıyı yaşadıkça bir halkın acısı olduğunu görüyorsun. İşte o zaman daha çok yaşıyorsun, acı daha derinleşiyor.”

 

Yeni Özgür Politika’da yayımlanan “Jîn bu kayanın dibinde vuruldu”* başlıklı haberden sonra gerek mail üzerinden gerekse de dijital platformlardan birçok benzer hikâyeye dair mesajlar ve mailler aldık. Bu mesajlardan birini Jiyan gönderdi. Mesajında “Ben de abimin parçalanmış kıyafetlerini on beş yıldır annemden saklıyorum. İnanıyorum ki bir gün tıpkı Serhat’ın dediği gibi kahramanlarımızın eşyaları sakladığımız yerlerde değil, hak ettikleri gibi müzelerde, şehitliklerde onurlu yerlerini alacak” yazıyordu. Jiyan’a vakit kaybetmeden kıyafetlerin hikayesini sordum. Tıpkı Serhat’ta olduğu gibi Jiyan’la da bir anda “güvenlik kaygısı”nı konuşuyor buldum kendimi. “Güvenliği hiç dert etmiyorum. Kurulan her sözün bedelinin ödetildiğini biliyoruz ama biz yine de konuşmalıyız” dedi Jiyan ve başladı anlatmaya. 

 

“Çocuktum ama hissettiğim gururu hatırlıyorum”

1987 yılında yurtsever bir ailede doğan Hebûn Pîro (Yusuf Taş), uzun süre Amed’deki gençlik çalışmalarında yer aldıktan sonra 2003 yılının başında birkaç arkadaşıyla birlikte gerillaya katılım kararı alır. Yola çıktıktan sonra ihbar üzerine takibe takılan arkadaş grubu Mardin’de yakalanır. İşkenceden geçirilir. Ardından da tutuklanarak “Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi”ne gönderilir. Jiyan, o sıralar henüz ilkokula giden 13 yaşında bir çocuk. Ağabeyinin görüşüne okul önlüğüyle gidiyor. İşkencelerden sonra Hebûn’u gördüğü ilk anda neler hissettiğini soruyorum Jiyan’a, şöyle yanıtlıyor Jiyan: “Bunu tarif etmem çok zor. Çocuktum ama hissettiğim gururu hatırlıyorum.” 

 

Bir hikâye: Botan Aşkı

Jiyan’ın anlatımlarına göre Hebûn hiç kimseye yaşadığı işkencelerden bahsetmezdi. Hep güleç biriydi, zindandaki arkadaşları ona ‘Şêrîn’ lakabını takmışlardı ancak işkence izleri ağır bir yük gibi gösteriyordu kendini Hebûn’un şirinliğinde. Jiyan anlatmaya devam ediyor: “O cezaevinde okuma yazma öğreniyordu, ben de okulda. Böylelikle ortak bir payda bulmuştuk. Hikâye kitaplarımı ona da götürüyordum.” Hebûn, aylar sonra cezaevinden çıktığında hikâye kitapları üzerinden kurdukları ilişki sürüyor. “Anılarımızdan birini çok iyi hatırlıyorum” diyor Jiyan, “Gerilla anılarından bir kitap getirmişti. Kendisi okuyordu. Ben ona göre daha geç söküyordum okumayı. Bir gece elektrikler kesilince mumu aldı, beni de yanına oturtup o kitabı okumaya başladı. Kitabın adını hatırlamıyorum ama okuduğu hikâyenin adı ‘Botan Aşkı’ydı. Yıllar sonra üniversiteye giderken minibüste birinin elinde gördüm aynı kitabı. Kapağından tanıdım. Ne yapıp ne ettiysem de sahibi kitabı bana vermedi. Tabii o kısacık minibüs yolculuğunda kitabın benim için önemini anlatamazdım. Anlatsam belki verirdi. Zaten sonrasında da kitabı bir daha bulamadım.”  

 

Canice bir infaz

Tarih 14 Mayıs 2003’ü gösterdiğinde kafasına koyduğunu yapıyor bu kez Hebûn. Gerillaya katılıyor. Bir daha da haber alınamıyor ondan ta 2007’ye kadar. 14 Temmuz’u selamlamak için bir grup gerillayla Şemzînan’a bağlı Gundê Nerkulê mevkiine gelen Hebûn, 11 Temmuz 2007 akşamı yoldaşlarıyla birlikte işgalciye karşı büyük bir eylem gerçekleştirir. Başarılı eylemin ardından yoldaşı Tekoşer’le birlikte güvenli bir alana geçerler. 12 Temmuz’u 13 Temmuz’a bağlayan gece alan taraması yapan askerleri görüp bir eylem daha gerçekleştirirler. Türk askeriyle girdikleri çatışmada Tekoşer yaralanır. Yoldaşı yaralanınca onu sırtına alıp güvenli bir yere taşımaya çalışırken Hebûn da yaralanır. Hebûn’un yaralanmasıyla iki arkadaş yamaçtan aşağıya yuvarlanırlar. Düştükleri yerde askerin kuşatmasında kalıp esir düşerler. Askerler, iki arkadaşı birbirine sırt sırta bağlayıp aralarına bir el bombası koyar ve bu şekilde infaz eder. “Bunu anlatması zor ama bilinmesi gerek” diyerek anlatıyor Jiyan, “İkisinin de vücut bütünlüğü yoktu.” 

 

Kardeşini arayan bir kız çocuğu

Hebûn’un şehadet haberini aldıktan sonra cenazeyi almak için Şemzînan’a gidiyor Jiyan babasıyla. Şehit düştüğü yeri de görmek istedikleri için Gundê Nerkulê’ye gidiyorlar. Köye vardıklarında etraflarına toplanan köylülerden yaşananlara dair bilgi alıyorlar. “Yaşım küçüktü tabi ama çok güçlü bir bağım vardı onunla. Zaten gidenler hep en kıymetlilerimizdir, bilirsin. Babam durumdan çok etkilenmişti. Duygusallaşmıştı, ara ara durup ağlıyordu. Ben ise yaşıma göre biraz girişkendim. Sanki bir daha böyle bir fırsatım olmayacakmış gibi köylülere sorular soruyordum. ‘Nasıl olur da bir şey yapmamışlar’ diye köylülere kızgındım. Nihayet belki ondan bir parça buluruz diye düştüğümüz yolda ondan bir parçaya ulaştım” diyor Jiyan. Burada köylülerle konuşurlarken Hebûn’a çok benzeyen bir genç yaklaşıyor yanlarına. Meğerse bu genç, Hebûn’un cenazesini bulup gömen kişiymiş. Daha önce köye gidip gelirken tanışmışlar Hebûn’la. Çok seviyorlarmış birbirlerini. Hatta Hebûn, kol saatini hediye etmiş bu gence. Genç, saati hâlâ taşıyormuş. 

 

Kurşunlanmış bir ağaç, kuru

Konuşma arasında “Belki bir gün ailesine ulaştırabiliriz diye kıyafetlerini de aldım, gömdüm, sakladım” diyor genç. Jiyan heyecanlanıyor. Kıyafetleri görmek istiyor ancak ayak üstü yaptıkları istişarede şu sonuca varıyorlar: “Colemêrg’den Amed’e yol uzun. Yol boyu aramalar var. Yanımızda taşırsak ne olacağı belli.” Ardından kıyafetleri nasıl Amed’e taşıyacaklarına dair yol, yöntem arayışına giriyorlar. Jiyan, “Kargoyla gönderebilir misin? Böylece kimse açıp bakamaz” diyor ağabeyine benzeyen gence. Kargo için gerekli bilgileri verdikten sonra ayrılıyorlar köyden. Hebûn’un şehit düştüğü yere doğru yola çıkıyorlar. “Oraya vardığında neler hissettiğini hatırlıyor musun?” diye soruyorum Jiyan’a, “Tuhaftır, yol boyunca dağları izledim. Hebûn nerelerden geçmiştir, nerelere dokunmuştur, arkadaşlarını da görebilecek miyim diye geçiriyordum içimden. Her yolun, her dağın resmini çektim. Köyün içinden geçip o yola doğru yürümeye başladık. Vardığımızda cılız bir ağaç gördüm, kurşun izleri ile doluydu ağacın gövdesi. Kurumuştu” diye yanıtlıyor beni. Hebûn’un şehit düştüğü yerde her taşa dokunuyorlar. Yaşananların izlerini yokluyorlar elleriyle, gözleriyle, iç çekişleriyle. 

 

Anneden gizlenen kıyafetler

Gömüldüğü yerden alıyorlar cenazeyi, Amed’e getiriyorlar. Birkaç ay sonra da kıyafetler geliyor kargoyla. Kargonun geldiğini kimseye söylemiyor Jiyan, evin bir odasına geçip kapıyı arkasından kilitliyor. Sessizce ve yavaşça açıyor kutuyu. “Kıyafetler de parçalanmıştı. Şûtikten (gerillanın beline doladığı kuşak) parçalar vardı. Parçalanmış bir gömlek, gömleğin cebinde bir sigara kutusu, kutunun içinde bir sigara izmariti. Bir de gerillaların düşmanın eline geçmemek için hep kendilerine sakladıkları son kurşun. En kötüsü de bir kemik parçası. O kemik Hebûn’a mı ait, Tekoşer’e mi ait, bilmiyoruz” diyerek anlatıyor gelen eşyaları. Sonrasında da kıyafetleri koruma ve annesinden saklama süreci başlıyor Jiyan için. Babası birkaç kez kıyafetleri soruyor ama ona da eşyaları sakladıklarını söyleyip göstermiyor. Neden sakladığını da şöyle anlatıyor Jiyan, “İkisini de kötü etkilemek istemiyordum. Her şeyi ben sahipleniyordum bir bakıma. Annem Hebûn’u görmeyi çok istiyordu. Gerillacılık yaptığı süreçte zaten göremedi. Seneler sonra oğlunu vücut bütünlüğü bozulmuş halde görmesini istemedik. Naaşı aldığımızda da görmek istedi ama türlü gerekçelerle göstermedik. Sonrasında uzun bir yas süreci başladı annem için. Tabii bizim karşımızda güçlü görünmeye çalışıyordu ama ne halde olduğunu görebiliyorduk. Parçalanmış kıyafetleri göstermek onu daha da yıpratacaktı. Çünkü annem Hebûn evden çıkmadan evvel üstünü değiştirdiği kıyafetleri hâlâ özenle saklıyor. Arada o kıyafetleri koklayıp ağlar. Bir de bu kıyafetleri yük etmek istemedim ona. Annem de babam da hâlâ görmedi kıyafetleri.”

 

Bitmeyen bir acı bu

Bunca yaşanandan sonra hâlâ ilk günkü kadar öfkeli olduğunu söylüyor Jiyan. “İlk zamanlar bu acı bir tek sana aitmiş gibi geliyor, acıyı yaşadıkça bir halkın acısı olduğunu görüyorsun. İşte o zaman daha çok yaşıyorsun, acı daha derinleşiyor. Kürdün kahrı hep devam ediyor. Dün ağabeyimi bir mezar kenarında gömüldüğü yerden güç bela aldık, getirip gömdük. Bugün ise ailelere kargolanan naaşlar var, kutularda verilen cenazeler var. Kaldırım taşına gömülen cenazeler var. Bize yaşatılanlar hep devam ediyor. Ne zaman ki bunları unutur gibi olsak, yeni bir şekilde acımızın ortasına düşüyoruz. Biz bu yaşadıklarımızı her an yeniden yaşayabiliriz de. Bitmeyen bir acı bu. Aradan uzun zaman geçince alıştığını sanıyorsun ama her arkadaşın haberiyle o acının ilk günkü gibi orada durduğunu anlıyorsun. Aile nezdinde kaybettiklerin kan bağı dolayısıyla daha etkileyici olsa da son değil. Sıra arkadaşlarımız, yoldaşlarımız, mücadele arkadaşlarımız, kuzenlerimiz derken bu halka büyüyor ve bize onların anısına sadakat kalıyor.”

 

İki yoldaştan birinin kemiği: Kemik bizimdir

Hebûn Pîro’nun cenazesi infaz edildiği yerden Amed’e getirildikten sonra burada kendisi için yapılan mezar taşına sarı, kırmızı ve yeşil işlemelerle Kürtçe bir dörtlük yazılır. Hebûn’un babasına bu mezar taşından dava açıldığı yetmezmiş gibi bir de mezar taşı tahrip edilir. 2022 yılında yeni bir mezar taşı yaptırılır Hebûn için. Mezar taşının yapımını fırsat bilen Jiyan, kıyafetlerle gelen kemik parçasını da mezara gömer. O kemik parçasının yıllar sonra bir mezara kavuşmasına ilişkin de duygularını aktaran Jiyan “İnanır mısın o kemiğin evde olması, onu saklamamız bana hiç garip gelmiyordu. Tuhaf bir şey gibi gelmiyordu. Belki onun değil de arkadaşınındı o kemik ama yine de bizimdi ve korunması gerekiyordu. Tekrar toprağıyla buluşması büyük ölçüde anlamlıydı, herkesin istediği de buydu.”

 

 

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.