• Hindistan’da yıllarca süren erkek çocuk tercihi, seçici kürtajlar, kız bebek cinayetleri ve milyonlarca “kayıp kız” gerçeğini ortaya çıkardı. “Hindistan-Çin: Kızların İntikamı” belgeseli ise hem bu ağır toplumsal sorunu hem de kız çocuklarına yönelik bakışın değişmeye başladığı umut veren hikayeleri gözler önüne seriyor.

 

Hindistan’da uzun yıllar boyunca kız çocuğu olarak doğmak birçok aile için adeta “lanet” olarak görülüyordu. Kızlar baba evine para getirmeyecek, evlenip başka bir aileye gidecek ve üstelik yüksek çeyiz masrafları çıkaracaktı. Bu anlayış, ultrason teknolojisinin yaygınlaşmasıyla birlikte kitlesel seçici kürtajlara, doğum sonrası bebek öldürmelere ve sistematik ihmallere yol açtı. Yetkililerin ve sivil toplum örgütlerinin yoğun çabalarına rağmen hâlâ devam eden bu sorun, ülkenin geleceğini derinden etkilemeye devam ediyor. Ancak son yıllarda bazı bölgelerde ve ailelerde önemli değişimler yaşanmaya başladı.

Bir şarkının anlattığı gerçek

Kuzey Hindistan’da çekilen bir videoda yaşlı bir büyükanne, geleneksel bir şarkıyı mırıldanırken şöyle diyor: “Bir oğul doğduğunda babanın kalbi sevinçle dolar; bir kız doğduğunda ise baba üzülür ve somurtur.” Şarkı devam ediyor: “Oğul okula gider, kız çim biçer. Oğul okuyacak, babasına para getirecek; kız ise evlendirilecek ve başka bir aileye gidecek. O halde neden ona para harcansın ki?”

Bu sözler, Hindistan’ın kırsal bölgelerinde hâlâ yaşayan derin ataerkil yapıyı özetliyor. Erkek çocuk “aile devamı” ve “yaşlılık güvencesi” olarak görülürken, kız çocuk “masraf” olarak algılanıyordu.

Popuri’nin belgeseli umut veriyor

3 Temmuz 2024’te Assam eyaletinde, Brahmaputra Nehri’nde bir teknede yeni doğmuş bir kız bebek, ebenin kucağında gülümsüyor. Bu bebek Lakshmi. Babası ve büyükannesi Aruna Popuri, onu büyük bir gurur ve sevinçle karşılıyor. Aruna Popuri ve Constantin Simon’ın yönettiği “Hindistan-Çin: Kızların İntikamı” adlı belgeselde bu sahne, izleyicilere güçlü bir umut mesajı veriyor. Babanın gözlerindeki ışıltı ve büyükannenin kocaman gülümsemesi, eskiden çok daha nadir görülen bir tabloyu yansıtıyor.

Erkek kardeşleriyle eşit şartlarda

Aruna Popuri kendisi de beş kız kardeşten oluşan bir ailede büyümüş. “Ben doğduğumda beş kızdık. Ailem biraz safça davrandı; ardı ardına çocuk yaptılar. Herkes gibi onlar da bir erkek çocuk istiyordu” diyor. Aile bir ara annesinin rahminin alınmasını bile düşünmüş, ancak doktor reddetmiş. Bugün Aruna, torunu Lakshmi’nin doktor ya da devlet memuru olmasını hayal ediyor ve onu erkek kardeşleriyle eşit şartlarda okula göndereceklerini söylüyor.

Kız bebekleri sistematik öldürüldü

Hindistan’da 1970’lerde yaygın olan bebek öldürme yöntemleri korkunçtu: Yeni doğan kız bebekler su dolu kaplara batırılıyor, toprak altına gömülüyor ya da ihmal edilerek ölüme terk ediliyordu. Bu uygulama tamamen ortadan kalkmadı. Eylül 2025’te çekilen bir belgesel sahnesinde, bir nehir kenarında yürüyen kişi topraktan sadece minik bir elin çıktığını fark ediyor. Hâlâ hayatta olan yaklaşık on günlük kız bebek, kurumuş ve titreyen bedeniyle kurtarılmaya çalışılıyor. Cep telefonlarıyla kaydedilen bu görüntü, olayın vahametini gözler önüne seriyor.

Aruna Popuri bu konuda şunları söylüyor: “Belki de bunu neden yaptıklarını düşünmemiz gerekiyor. Onlar normal insanlar. Çok büyük bir sosyal baskı var. Bir oğlunuz olmalı. Eğer oğlunuz yoksa, değersizsiniz.”

Seçici kürtaj ve ultrason karaborsası

1980’lerde ultrason taramalarının yaygınlaşmasıyla cinsiyet belirleme ve hemen ardından seçici kürtajlar patladı. 1994’te çıkarılan yasa bu uygulamayı yasaklasa da, yasağın üzerinden yıllar geçmesine rağmen gizli klinikler ve yüksek ücretli doktorlar aracılığıyla uygulama devam etti. Hatta ultrason ekipmanı için adeta bir karaborsa oluştu.

2011 nüfus sayımı sonuçları ülke genelinde şok etkisi yarattı. Milyonlarca “kayıp kız” gerçeği ortaya çıkınca hükümet ve sivil toplum kuruluşları harekete geçti. “Beti Bachao Beti Padhao” (Kızı Kurtar, Kızı Okut) gibi kampanyalar başlatıldı, ultrason cihazları daha sıkı denetlenmeye başlandı ve farkındalık çalışmaları artırıldı.

Bu kampanyanın başarısında erkeklerin de aktif rol almasının önemli bir etken olduğu belirtiliyor. Çünkü ataerkil toplumda nihai kararları genellikle erkekler veriyor; kadınlar ise kızlarını kaybetmek istemeseler bile kendilerini buna mecbur hissediyorlardı.

Artan erkek nüfusu ve demografik tehlike

Bu cinayetler ve ihmaller, Hindistan’ın demografik dengesizliğinin temel nedenidir. 2000’li yıllarda her 100 kız çocuğuna karşılık 110 erkek çocuğu doğuyordu. Ancak on yıllarca süren erkek çocuk tercihi sonrası demografik riskler net bir şekilde görülmeye başlandı. Bugün Hindistan’da her gün yaklaşık 30 bin kız çocuğu dünyaya geliyor; yani her üç saniyede bir.

Ancak doğurganlık oranlarındaki cinsiyet dengesizliği hâlâ doğal seviyenin (yaklaşık 950-975 kız / 1000 erkek) altında seyrediyor. Ulusal Aile Sağlığı Araştırması (NFHS) verileri son yıllarda hafif bir iyileşme gösterse de, özellikle kuzey eyaletlerinde erkek çocuk tercihi hâlâ güçlü. Bu dengesizlik, ilerleyen yıllarda “fazla erkek” nüfusu nedeniyle insan ticareti ve toplumsal gerilimler yaratma potansiyeli taşıyor.

 

* Bu makale, Aruna Popuri ve Constantin Simon’ın yönettiği “Hindistan-Çin: Kızların İntikamı” adlı belgesele ilişkin TV5 Monde Info’dan Isabelle Mourgere’nin yaptığı söyleşiden derlenerek hazırlanmıştır.