Hizbullah İslam’ı zehirliyor


Hizbulkontranın siyasal anatomisi - 4
Hizbullah, Allah adına öldürdüğü ve cezalandırdığı bu insanların Kürdistanlı olmakla birlikte, Müslüman ve mazlum olduğunu bilmiyormu? Ya da Kuran’daki şu önemli iki ayeti anlamayacak kadar, ilim ve irfanda fukarası mıdır? “Kim bir mümini bile bile öldürürse onun cezası, içinde ebedi olarak kalmak üzere cehennemdedir. Allah ona gazap etmiş, lanet yağdırmış ve kendisi için büyük azap hazırlamıştır.” (Enfal 93) “Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah adalet yapanları sever.” (Muntehine 8) Allah’ın bu açık uyarısına rağmen, Hizbullah ve elemanları hala da ısrarla “Allah’ın askeri” ve “İslam’ın temsilcisi” olduklarını iddia ediyor.(!) Oysa ki İslam’ın tevhidi dünya görüşünde; Allah’ın devleti, Allah’ın ordusu, Allah’ın askeri, Allah’ın partisi olmamakla birlikte; bu düşünce Allah’ın, “uluhiyet” ve “rububiyet” safatlarını tartışma konusu yapar!
Diğer taraftan ülkesini işgal eden, dilini yasaklayan, Türk devletinin Kürdistan’daki sömürgeci asker, polis, vali, kaymakam, müftü ve benzeri sömürgeci ve işgalci unsurlara karşı kendisini her nedense “Allah’ın askeri” olarak görmeyecek, onlara yönelik hiçbir eylem gerçekleştirmeyecek, Kürdistan ve yalınayaklı milleti için hiçbir hizmette bulunmayacak ve ancak PKK, Menzil Grubu, Zehra Grubu ve diğer Kürdistani dinamaiklere karşı kendisini “Allah’ın askeri” ve onları da “şeytanın askerleri” görecekti. Adeta gelen gidene “kafir”, “münafık”, “mürted”, “mülhid”, “Zerdüşt”, “Ermeni” naralarını atmak ve dindar, yurtsever Kürt insanlarını Türk devletinin istihbarat birimleriyle katletmekten başka hiçbir marifet örneğini sergilemeyecekti.
Oysa ki, yapılacak bilimsel bir araştırmada, PKK ve HDP’nin tüm kadrolarına “Siz mürted misiniz yoksa Müslüman mısınız?” sorusu yönetildiğinde % 95’i asla mürted olmadığını, Müslüman olduğunu, geriye kalan % 5’in ise dinlerin hiçbirine inanmadıklarını; lakin dine karşı da düşmanlık yapmadıklarını söyleyecekleri ortaya çıkacaktır. Hakeza Hizbullah’ın mürted olarak tekfir ettiği PKK üyelerine ve münafık olarak tanımladığı
Menzil Grubu’nun üyelerine; “Hizbullah size münafık diyor, siz münafık mısınız?” sorusuna büyük ihtimalle şu cevabı vereceklerini düşünüyorum: “Bize münafık diyenler, siyasal İslamcıların ve işgalci devletlerin ilahiyatıyla zehirlenmiş, tetikçi ve zalim yaratıklardır. Bu tekfirci ve cahil fırkanın asla aziz İslam diniyle alakalarının olduğunu düşünmüyoruz!”
Hizbullah Türk devletinin tetikçiğini yaptı
Hizbullah örgütü, PKK ve Menzil Grubu’yla girdiği çatışmaların dört-beş yıl sürdüğünü ve bu çatışmalarda 400’e yakın Hizbullah, eleman ve sempatizanlarının öldürüldüğünü belirtirken, PKK karşısında gösterdikleri sıkıntı ve başarılarını şöyle anlatır: “Birçok Cemaat mensubu TC tarafından yakalandı. Binlerce Cemaat mensubunun düzenli yaşantıları ve ticari hayatları bozuldu. 1994-1995 yıllarına kadar yoğun bir şekilde süren bu çatışmalar neticesinde, Cemaat mensuplarının samimiyet, fedakarlık, cesaret, sabır, ve direnişleri sayesinde PKK, Cemaat karşısında büyük oranda etkisiz hale getirildi. Bu savaş, PKK’nin Kürdistan’ın bütün yerleşim alanlarında gücünün kırılması ve kan kaybetmesine sebep oldu. Bütün gözlemcilerin, araştırmacıların ve TC’nin de ittiraf ettiği gibi, Kürdistan’ın bir çok yerleşim alanında üstünlük Hizbullah’a geçti.” (a.g.e.s 98)
Hizbullah, PKK’nin temel faaliyetlerinin ana unsuru durumundaki, milis, cephe ve PKK’nin dağ kadrosundan birçok gerillayı öldürdüklerini, birçoklarını esir aldıklarını, esir aldıkları bu militanların verdiği bilgilerle PKK’nin bazı alanlardaki, arşiv ve silah depolarını ele geçirdiklerini şu sözlerle teyid eder: “Öyle ki, PKK’nin Cemaate karşı eylem yapacak gücü kalmayınca olaylar kendiliğinden yavaşlayıp durma noktasına geldi. Cemaatin sonsuza dek PKK ile çatışmak gibi bir hedefi ve niyeti olmadığından, PKK’nin gücü kırılınca Cemaat de eylemlerine son vermiştir “(a.g.e.s 99)
Hizbullah’ın PKK ile yaşadığı bu çatışmanın sonucuna ilişkin Hizbullah’ın liderlerinden İsa Altsoy, şu değerlendirmeyi yapacaktı: “Netice itibariyle çatışmalardan yorgun düşen ve önemli oranda güç kaybeden PKK, Apo’nun yakalanması ile telafisi zor bir darbe yedi ve kötü bir sürece girdi. Hizbullah da 17 Ocak 2000 tarihinde, rehberinin şahadeti, binlerce elemanının yakalanması ve önemli oranda arşiv, silah ve mal varlığının ele geçmesiyle ağır bir darbe aldı. Kürdistan’da yıllarca devam eden savaş nedeniyle askeri, ekonomik, siyasi ve toplumsal büyük bir bunalım ve kriz içerisinde çırpınan TC ise; resmi rakamlarla 150-200 milyar dolar, gayri resmi rakamlarla 400-500 milyar dolar para harcayarak kazanamadığı ve kazanmaktan umudunu kestiği, en üst düzey yetkililerin ağzından “Verelim, kurtulalım” seslerinin yükseldiği zayıf, aciz ve mağlup bir durumdayken, PKK’nin ahmakça Hizbullah’a dayattığı savaşın kendisine sağladığı avantajlar sayesinde bu kötü durumdan kurtulup bugünkü başarılı konuma ulaşma şansını elde etti. PKK’nin ileriyi göremeyen, akıl ve idrak yoksunu, basireti körelmiş, bilinçsiz veya bilinçli politikaları, tavır, tutum ve davranışları sayesinde böyle bir felaket yaşanmıştır.” (a.g.e.s 145)
Türk istihbaratına bağlı kontra gücü
Bu noktaya kadar ana hatlarıyla Hizbullah’ın, Kürt ve Kürdistan meselesine ve PKK’ye bakış panoramasını sunduk. Bundan sonraki bölümde ise Hizbullah’ın işgalci Türk devletine bakış acısını kısa pasajlarla saptamaya çalışacağız. Hizbullah örgütü ikinci çatışmasını Türk devletinin kolluk güçleriyle yaşadığını söyler ve TC’nin zalim bir devlet olduğunu şu sözleriyle ifade eder: “Varlık sebebimiz, gayr-ı İslami laik Kemalist zulüm rejimine karşı mücadeledir. Bu anlamda TC’nin tarihi, tam anlamıyla karanlık bir zulüm tarihidir.” Bu sözlerle Türk devletine karşı siyasi görüşünü belirtirken; pratikte bunu ispatlayacak hiçbir ameli yoktu. Hızbullah ayrıca, Türk devletiyle yakın-uzak gizli-açık hiçbir illişki biçimi içinde olmadığını, kendisine yakıştırılan kontra isminin Doğu Perinçek’in 2000’e Doğru dergisinde yayınlanan “Hizbullah Çevik Kevvet’te Eğitiliyor” haberiyle PKK’nin kendilerine karşı kışkırtıldığını ve kontra gücü iftirasının başlatıcısı olduğunu söyler.
Hizbullah,1990 ile 2000 yılları arasında TC’ye bağlı istihbarat örgütü JİTEM, MİT elemanların girdiğini ve bu ajan faaliyetlerini yakalayıp sorguladıklarını şu sözleriyle beyan eder: “TC’ye bağlı istihbarat örgütlerinin kontrolündeki çok sayıda çete ve ajan Cemaat tarafından yakalayıp sorguladı. Bunların itirafları neticesinde, TC’nin kontra ajanlarını ortaya çıkaran ve belgeleyen binlerce sayfa ve yüzlerce video kasetten oluşan önemli bilgiler elde edildi. Bütün bu bilgi ve belgeler Cemaat arşivinde mevcut olup, bunlardan bir kısmı operasyonlar neticesinde TC’nin eline geçmiştir. Ele geçen bu bilgilerin bir kısmı TC’nin karanlık faaliyetlerini içerdiği ve açıklığa kavuşturduğu için gizli tutulmuş, bir kısmı ise Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ne intikal etmiştir. 1991 ile 2000 yılına kadar tam kesin olmayan rakamlara göre Hizbullah Cemaatinin 20’ye yakın elemanının TC’nin kolluk güçleri tarafından öldürüldüğü varsayılmaktadır.”
“Aynı şekilde 1991 ile 2000 yılları arasında Hizbullah Cemaatine yönelik TC”nin yaptığı operasyonlar neticesinde yakalanan elemanların yıllara göre dağılımı şu şekildedir: 1991’de 2 eleman, 1992’de 11 eleman, 1993’te 156 eleman 1994’te 485 eleman, 1995’te 542 eleman, 1996’da 481 eleman, 1997’de 644 eleman 1998’de 1106 eleman, 1999’da 1843 eleman, 2000’de 3365 eleman, 2001’de 1596 eleman, 2002’de 710 eleman olmak üzere toplam 10941 kişi gözaltına alınmış ve küçük bir kısmı da tutuklanmıştır.” (a.g.e.s 217)
Hizbullah ve Menzil Grubu çatışması
Hizbullah örgütünün yaşadığı üçüncü çatışma ise Menzil grubudur. Başta belirttiğimiz gibi Menzil Grubu ve lideri Fidan Güngör siyasal İslam’ın Kürdistan’daki ilk örgütleyicilerindendir. Hem Fidan Güngör’ü hem de Sevgili İzzetin Yıldırım’ı yakından tanıma fırsatım olmuştu. Bu her iki şahsiyet, sahih İslam inancına ve Kürdistan davasına inanmış örnek insanlardı. Bu vesileyle Kürdistan davasının bütün şehitlerini ve kendilerini sevgi, saygı ve rahmetle anıyorum.
Menzil Grubu’nu tanıtmaktan ziyade daha çok Hizbullah ile yaşadığı çatışmayı, nedenlerini aktarmaya çalışacağız. Hizbullah’ın lider isimlerinden İsa Altsoy, “Kendi Dilinde Hizbullah” adlı kitapta çatıştıkları Menzil Grubu’na 60 sayfa yer vermiştir. Bu grupla yaşadıkları hadiseleri İslam hukuku yerine, propaganda dilini tercih ederek anlatması gözden kaçmamaktadır. İsa Altsoy, “nifak” ve “münafık” grubu olarak nitelendirdiği Menzil Grubu’yla, çatışmalarını şöyle anlatıyor: “Bu nifak grubunun elemanları camilere gidiyor, cami içerisinde ayrı gruplar oluşturuyor, Cemaatin camilerdeki faaliyetlerine engel olmak, bozmak ve provoke etmek amacıyla camideki çocukları yanlarına çağırıyor; “bunların yanına gitmeyin, bunların yaptıkları İslami faaaliyet değildir. Bunlar yarın elinize silah verip sizi eylemlere gönderecekler.”
Hizbullah, Menzil Grubu’yla yaşadığı çatışmanın ikinci faktörü olarak, grubun PKK’ye karşı tavır almamasını neden olarak gösteriyor: “Münafıklar, PKK ile aynı dili kullanıp Cemaati kötülüyor, adeta PKK’nin Cemaate yönelik iftira ve ithamlarını doğrularcasına bir kampanya yürütüyordu” (a.g.e.s 184) biçimindeki sözler Menzil Grubu’nun, “nifak” ve “münafık” olması için yeterli sebep olarak gösteriliyor. Hizbullah bu gerekçeyle, Kürdistan’ın ilk siyasal İslamcı düşünürlerinden ve hareket adamlarından biri olan Fidan Güngör, Ubeydullah Dalar ve İzzetin Yıldırım gibi çok önemli Kürdistanlı şahsiyetleri akıl almaz yöntemlerle kendi sapkın inançlarına göre katledecekti.
Oysa ki Kuran’da münafıklarla ilgili, en az 110 ayet geçmekle birlikte; ayrıca Münafikun Suresi’nde bu konu ele alınıyor. Surede belirtildiği gibi, İslam teologları ve tarihçileri Medine’deki münafıkların lideri olan, Abdullah Bin Selül ve dostları, Peygamber ve Peygamber’in dava arkadaşlarına inanılmaz derecede zarar ve kötülük verdikleri halde; Kuran-ı Kerim, Peygamber’e ve dava arkadaşlarına münafıkları öldürünüz emrini vermemiştir. İkincisi de İslam Peygamberi münafıkların lideri olan Abdullah Bin Selül’ün cenaze namazını kıldırmasıdır.
Hizbullah’ın münafıklığı!
Dolayısıyla Hizbullah’ın sahip olduğu bu problemli ve zehirli İslam’i anlayışı kabul etmeyen ve buna karşı sahih ve özgün İslam öğretilerini sosyalleştirerek ileriye sürenleri; tıpkı IŞİD, Kaide, Taliban, Nusra, Nahta, Hamas, Cihad ve benzeri terörist İslamcı unsurların tekfir kültürü gibi; Kürt dinamiklerini, “münafık” ve “mürted” biçiminde tekfir etmekten imtina etmeyecekti. Çünkü hepsinin beslendiği, ilahiyat ve kaynaklar Türk, Arap, Fars referanslıdır. Hizbullah’ın, bu sakat ve yamuk İslami okumaları hem geçmişte hem de günümüzde İslam ilimlerde ihtisaslaşmış ve uzmanlaşmış şahsiyetleri derinden yaraladığını belirtmekte fayda var. Bundan dolayı sevgili Kürdistanlı dindar gençlerin Türk, Arap, Fars ilahiyatı adına ne almışlarsa bundan derhal vazgeçmelerini tavsiye ediyorum.
İsa Altsoy, menzil grubu ve liderine “münafık” uslubunu kullanmayı uygun görürken, Kürdistan’da ve dünyanın her tarafında, oryantalist ve kolonyalist faaliyetler yürüten Fethullah Gülen için bakınız nasıl bir dil kullanıyor: “Fethullah Hoca efendi ve grubunun bütün bu düşmanlıklarına ve kendi yayın organlarında herkesten daha fazla Cemaatimize küfrederek saldırmalarına rağmen Cemaat bugüne kadar bu gruba fiili saldırıda bulunmadı ve onları İslam kardeşi olarak gördü.” (a.g.e.s 230)
İsa Altsoy, İslam’ın, insanlığın ve Kürdistan davasının en büyük düşmanı olan Fethullah Gülen’e “Hoca efendi” demesi ve onları “İslam kardeşi” olarak görmeleri Hizbullah’ın tavrını netleştirmiş oluyordu. İslam dini gerçekten de Hizbullah’ın benimsediği biçimiyle olmuş olsaydı; o vakit bu İslam’a şu surular yöneltilirdi: Ey Hizbullah! Fidan Güngör ve İzzetin Yıldırım “münafik” oluyor da Fethullah Gülen, Tayyip Erdoğan, Adnan Oktar, Mustafa İslamoğlu, Mehmet Göktaş, Hayrettin Karaman, Hüseyin Üzmez, Hamza Türkmen, Yusuf Kaplan, Yasin Aktay, Burhan Kavuncu, Cübbeli Ahmet, Nuri Öztürk, Nihat Hatipoğlu ve daha binlercesi neden “münafık” olmuyor? Ya da bu münafıklıklarından dolayı neden onları infaz etmiyorsun?
İkincisi, PKK mürted örgüt oluyor da neden Kürdistan’ı işgal eden, ontolojik varlığını inkar eden, siyasal egemenliğini elinden alan, yalınayaklı Kürt milletinin nazik civan bedenlerini çarmıha geren, Türk, Arap, Fars devleti neden mürted ve mülhid olmuyor?
Kürt yurtseverler hedef alındı
Hizbullah örgütünün kendi basın ve yayın organlarının hiçbirinde işgalci devletleri, IŞİD teröristlerini ve iliklerine kadar günah ve tuğyan deryasına ram olmuş hiçbir Türk, Arap, Fars İslamcısını “mürted”, “kafir”, “münafik”, “mülhid” ve “nifak” isimleriyle ilan etmemiş olması; onun ne derece çöplük bir inanca ve hurda düşüncelere sahip olduğunu fazlasıyla kanıtlıyor.
Hizbulah’ın nasıl sapkın bir düşünceye sahip olduğunu yaşadığım bir hadiseyle paylaşmak istiyorum:1998 yılında İstanbul Cerahpaşa öğrenci evinde, Med Zehra Vakfı’nın rahmetli başkanı İzzetin Yıldırım Hoca’ya bir geceliğine misafir olmuştum. İzzetin Hoca’yı, mümtaz ve örnek bir karakter olarak gördüm. Hatta yanımda bulunan kardeşime İzzetin Yıldırım’ın, çok mutevazi ve örnek bir şahsiyet olduğunu ve beni yakından etkilediğini söyledim. İzzetin Yıldırım vahşice katledildiğinde bunu Hizbullah’ın yapacağıni hiç tahmin etmemiştim. Çünkü Hizbullah 90’lı yıllarda çok sayıda dindar Kürt şahsiyeti katletmişti ve bundan dolayı çok tepki almıştı. Hizbullah’ın bir daha bu çirkin ve cahil işlere tevessül ve tenezzül edeceğine hiç şans vermemiştim. Ne zaman ki, Hizbullah’ın sorgu kasetleri arasında İzzetin Yıldırım’ın infaz görüntülerini televizyonlarda izledim, artık Hizbulah’ın bunu yaptığına kesin inanmıştım.
Ancak bu vahşetin elebaşlarından biri olan İsa Altsoy’u adeta Allah konuşturuyordu. Hizbullah, İzzetin Yıldırım’ı “ajanlık” suçlamasıyla gözaltına aldığını, sorguladığını ve daha sonra nasıl vahşice katlettiğini kendi liderinin ağzından okuyalım: “İzettin Yıldırım Cemaat tarafından çağrılarak bu konuyla ilgili kendisiyle konuşuldu. İzzettin Yıldırım, İbrahim Sarıaltun’un söylediklerini doğruladı. Ancak bu toplantılara kendisinin değil, grubundan iki arkadaşının katıldığını, bu planın perde arkasında TC’nin olduğunu bilmediğini ve bu planın içeriği ve detayından haberdar olmadığını söyledi. Bu planın içinde yer alarak ve bu çirkin tuzağa düşürülerek ajan olduğunu ve kötü bir şekilde kullanıldıklarını kabul etti. İzzettin Yıldırım Cemaatin yanında olduğu sırada TC, 17 Ocak 2000 tarihinde Cemaate yönelik büyük bir operasyon gerçekleştirdi. İzzettin Yıldırım’ın bulunduğu ev, Beykoz’da basılan evle irtibatlı olduğundan, operasyon başlar başlamaz bu evin de basılacağı korkusuyla evde bulunan Cemmaat mensupları İzzettin Yıldırım’ı evde bırakıp evi terk ediyorlar. Yanına tekrar dönmeye teşebbüs ettikleri halde o evinde operasyon kapsamında olmasından ve operasyonun şiddetinden dolayı buna muvaffak olamadık” (a.g.e.s 234)
Hizbullah’ın esas amacını görmek için elabaşlarına şunu sormak gerekiyor: İslami hizmetlerinden ve yurtseverlik kimliğinden başka hiçbir günahı ve suçu olmayan birçok Kürt şahsiyetini gözaltına alıyor ve infaz ediyorsun da, neden Hizbullah Türk devletinin valilerini, kaymakamlarını, savcılarını, subaylarını, polis şeflerini gözaltına alıp sorgulamadı? İzzettin Yıldırım’ı gözaltında tuttuğun evde, “örgüt mensuplarınızın güvenlikleri için” o evden ayrılırken; neden onu da beraberinde götürmediniz? Ya da evden ayrılırken, neden İzzettin Yıldırım’a biz evden ayrılıyoruz, sen de can güvenliğin için mutlaka bu evden ayrılmalısın denilmedi? Hizbullah’ın, Kürt dindarlarına ve yurtsever insanlarına yönelik yaptığı bu akıl almaz cinayetler anlaşılır gibi değildir! Hizbullah bazı çekincelerinden dolayı İzzetin Yıldırım’ı katletmediğini söylese de, Türk devletinin onu katletmesine sebep olduğu unutulmamalıdır.
Ana hatlarıyla Hizbullah’ın siyasal antomisini ve panoramasını okuyucuyla buluşturduğumu umut ediyorum. Sonuç olarak toparlayacak olursak, şahsen her iki Hizbullah liderinin yazdığı “Hizbullah” ve “Savunmalar” adlı her iki kitabın hiçbir sayfasında ve hiçbir bölümünde Hizbullah örgütünün ne İslam’i ne insani ve ne de Kürdistani olduğunu ispatlayacak hiçbir alameti farikaya rastlamadım. Çünkü yazılan her iki kitap, ilmi ve kitabi dayanaklardan oldukça ırak ve firak olmakla birlikte; propagandaya dayalıdır… İkincısi, işledikleri bu korkunç cinayetlere ve günahlara karşı zerre miskal kadar hiçbir pişmanlık duygusunu yaşamadıklarını, (tövbe, helalleşme) ve Kürdistan davasından özür dilemeye karşı oldukça, cahil ve kibirli olmada ısrarcı olduklarını tespit ettim. BİTTİ
KAYNAKÇA: 1- Kendi Dilinden Hizbullah. Sayfa 13, 40, 85, 89, 91, 98, 173, 37, 76, 184, 215, 234
2- Savunmalar (Dua Yayıncılık) Sayfa 135, 138, 143, 163, 166, 167
KADİR AMAÇ
