Küresel siyaset, Türkiye ve III. Yol

Sezai TEMELLİ yazdı —

20 Nisan 2021 Salı - 22:11

  • Bugün iç siyasetin ittifak tartışmalarına ve seçim odaklı sınırlılıklarına baktığımızda büyük fotoğrafın maalesef görülemediğini söylemek mümkün. Miyop bir siyaset yanı başında olup biteni göremediği gibi kavram kargaşasını da retoriğini zenginleştiren polemikçi bir araç olarak düşünüyor. Kürt meselesinin çözümünden başlayarak sahici çözümlerin üretilmesi adına muhalefetin bu miyopluktan acilen kurtulması gerekiyor.

Belirsizliğin hâkim olduğu, çoklu krizlerin derinleştiği ve savaş ve şiddetin kendisini dayattığı kaotik siyaset düzlemi Ortadoğu’dan Doğu Akdeniz’e, Kafkaslara, Karadeniz’e, kadar geniş bir hinterlanda yayılırken, dünyanın geri kalanı da bu düzlemin etkilerine olabildiğince açık ve bağımlı bir gelişim gösteriyor. Her ne kadar Pasifik hattında Çin-ABD ilişkilerinin gelişiminin önemli etkileri olsa da küresel siyasetin esas belirleyici coğrafyasında bir değişiklik söz konusu değil.

Bu coğrafya dünya kapitalist sistemiyle ulus devlet egemen sisteminin neredeyse son iki yüzyıldır yeniden üretildiği bir coğrafya. Kapitalist moderniteyi oluşturan iki ayak, kapitalist üretim ve ulus devlet, geçmişte sorunlarının büyük kısmını bu hinterlantta çözüme kavuştura geldi. Özellikle soğuk savaş dönemi bu açıdan önemli tarihsel bir kesittir. Bugün yaşanan derin kriz aslında kapitalizmin ve ulus devletin sürdürülemezliği sonucu ortay çıkan bir buhrandır ve geçmişin sürdürülebilirliğe yönelik çözüm parametreleri bugün artık geçerli bir reçete oluşturamamaktadır.

Kaotik siyaset düzleminden çıkışı var edebilmek her şeyden önce bu sürdürülemezliği anlamaktan geçiyor. Bu tabi ki yeterli değil, anlamanın ötesinde nasıl değiştirebileceğimizi de konuşmamız ve bunun için harekete geçmemiz gerekiyor. Bugün Türkiye siyasetinde de görüldüğü üzere, küresel politik kaygıların büyük bir çoğunluğu, pandemik siyaset aklıyla palyatif çözümlere odaklanmış, sistemin sürdürülebilirliğine sıkışmıştır. Soğuk savaş dönemine duyulan özlem, ikinci büyük savaş öncesi rejimlere olan öykünme aslında üretim ve yönetim bütünselliğinin kopuşuna dair bir telaşı da yansıtmaktadır.

Türkiye’deki bugünkü iktidar kaotik siyaset düzleminden olabildiğince yararlanan, ötesinde bu siyasetin yeniden üretimine tüm olanaklarıyla katkı sunan bir iktidar. İktidarın ayakta kalışı bu köhne düzenin sürdürülebildiği kadar sürmesine bağlı. İç ve dış siyaseti veya siyasetsizliği bu düzlemde biçimlendirme gayreti birçok açıdan toplumsal yıkımı yaratsa da iktidar için bu bir kaygı meselesi değil, adeta lütuf... Ayakta kalabilmenin yolu büyük kargaşayı beslemekten geçiyor.

Tüm bunlara rağmen sistemin zayıf halkası yine de Türkiye. Türkiye siyasetinde ve özellikle Ortadoğu bağlamında meydana gelebilecek radikal bir dönüşüm, değişim küresel siyasetin dinamiklerini en temelden etkileyebilecek güce sahip. Siyasetin bu momentin farkında olması bir zarurettir. Küresel bürokrasi ve Türkiye’deki iktidar bunun farkındalığıyla hareket ediyor. Eksiklik Türkiye’deki siyasi muhalefetin bu gelişime uygun bir siyaseti bir türlü üretemiyor olmasıdır. Siyasi muhalefet kâh eskiye öykünerek, kâh sistemin restorasyonuna soyunarak retorik kargaşa içine sıkışmaya devam ediyor.

Bugün iç siyasetin ittifak tartışmalarına ve seçim odaklı sınırlılıklarına baktığımızda büyük fotoğrafın maalesef görülemediğini söylemek mümkün. Miyop bir siyaset yanı başında olup biteni göremediği gibi kavram kargaşasını da retoriğini zenginleştiren polemikçi bir araç olarak düşünüyor. Kürt meselesinin çözümünden başlayarak sahici çözümlerin üretilmesi adına muhalefetin bu miyopluktan acilen kurtulması gerekiyor.

Üçüncü Yol Türkiye siyasetine olduğu kadar küresel siyasete de özellikle Ortadoğu’da yaşanan eylemselliğiyle yol gösteriyor. Siyasetin içinden geçtiği bütün gelişmeleri dikkate almakla birlikte, bundan öte büyük bir dönüşüm için yol gösterici olan Üçüncü Yol stratejisi toplumsal, siyasi ve iktisadi boyutlarıyla kapitalist üretim ve ulus devletçi yönetim anlayışına karşı özerk-demokratik bir yönetselliği ve devletçi endüstriyel kapitalizm dışında bir paylaşımcı mekanizmayla ekonomiyi ele alıp yorumlayan güçlü bir tez.

Bu tezin nasıl bir siyasete karşılık geldiğini sıklıkla dile getirmek ve kavramların güncel siyasetin seçim-ittifak hattına sıkışmış algısından, tahribatından korumak gerekiyor. Toplumu savunmak ve geleceği inşa etme adına sahici muhalif siyasete düşen en önemli sorumluluk bu olsa gerek. Zizek ile bitirirsek; “Radikal demokrasiyi temel izlek kabul edip, burjuva demokrasisinin çok gerisinde kalan bir demokrasi anlayışıyla yol almanın bütün imkânları tüketilmiş durumda.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.