Kürt kolektif kimliğinin oluşumunda Newroz
- Yazarın Newroz’u Kürt kolektif kimliğinin oluşumu içinde tartıştığı kısım metnin muhtemelen en ciddi iddiasını da barındıran kısımdır. Buna göre herhangi bir etnik bilincin inşası sırasında başat öneme sahip dil unsurunun Kürt etnik bilincinin oluşumundaki etkisi ikincildir.
MUAZ DOĞAN
Henüz çocuk sayılabilecek yaşlarda Newroz kutlamalarını deneyimleyip daha sonra bu deneyimi düşünce nesnesi haline getiren birini, bu tefekkür esnasında o çocukluk deneyimine ait ayrıca iki türlü duygu da yakalıyordur. Bu duygulardan biri şenlik ortamının kalabalığıyla, koşuşturmacasıyla, eğlencesiyle ilişkiliyken diğeri bir tür tekinsizlikle ilişkilidir. Tekinsizlik duygusu, Newroz alanına her an müdahale etmeye hazır asker veya polisin ve onlara ait çeşitli türden teçhizatın sonucu değildir sadece. Başka bir şey daha oluyordur; herkesi bir araya getiren, herkeste benzer duygulanımsal bir akış örgütleyen ve böylece o askeri, polisi ve bir yığın teçhizatı da oraya “çağıran” başka bir şey… Bu yazının konusu, daha isabetlice belirlemek gerekirse bu yazının konusu olan kitabın konusu da o sırada oluvermekte olan o, “başka şey”. Yazı bu tekil/öznel/bireysel deneyimin ayrıca bütünsel/toplumsal dolayıma sahip bir nesnellik ölçütü barındırdığını iddia edecek fakat bunu ispat etmeye çalışmayacaktır. Söz konusu ispatın gereklilikleri bir bütün olarak bu yazının çerçevesini ayrıca yazının konusu olan meseleyi ve meselenin sahip olduğu formatı aşmaktadır. Yazı bir kitap kritiği yapmayı amaçlamaktadır. Söz konusu kitabın iddia ve sonuçlarının aktarılan tekil deneyimin ispat edilmeyen nesnel toplumsal veçhesini de telafi edeceği murad edilmektedir. Ayrıca, kitap kritiği formatına pek de uygun olmayan bu giriş, metni okurken sık sık Newroz ve Newroz alanında olup bitenlere dair çocukluk deneyimimi anımsatmasının sonucudur.
Newroz ve Nevruz
Yücel Demirer’in doktora çalışmasına dayanan “Tören, Simge, Siyaset” başlıklı kitabı Dipnot Yayınları tarafından 2012 yılında basılmış. Kitap, “Türkiye’de Newroz ve Nevruz Şenlikleri” alt başlığına sahip. Newroz ve Nevruz gibi iki ayrı yazımın alt başlığa taşınması metnin simge ve sembollerle konuşacağını daha en başından ilan etmektedir. Metin bir etnografik çalışmanın genel hatlarına ve formatına sahip. Yazarın kendisi de metin boyunca yer yer, çalışmasını bir etnografik çalışma kendisini de bir etnolog olarak sunmaktadır. Kitabın konumunu belirginleştirmek için (bir miktar yazarın hilafına da olacak şekilde) burada küçük bir parantez açmak faydalı görünmektedir. Fuat Dündar “Tarih ve Toplum” dergisinin 18. sayısı için kaleme aldığı “Ziya Gökalp Kürdolojisi Üzerine Notlar”(1) başlıklı makalesinde etnografik ve etnolojik çalışmayı birbirinden ayırmaktadır. Buna göre etnografik çalışma tek bir sosyal grubu merkezine alırken, etnoloji toplumsal grupları karşılaştırmaktadır. İlerleyen kısımlarda görüleceği üzere Demirer’in çalışması da tek bir sosyal grubu değil toplumsal grupları karşılaştırdığı için etnografik değil etnolojik bir çalışmadır. Etnoloji merkezli çalışma ayrıca folklor disipliniyle (2) de yakın temas halindedir. Yazar, halk bilimi olarak da ifade bulan folklor disiplinin kendi çalışmasına katkısını şöyle aktarmaktadır; “folklor disiplini (…) arşivlerde bulamadıklarımı ana ninnilerinde, gazete koleksiyonlarında bulamadıklarımı kutlama alanlarında arama cesareti verdi.”(3) Bu metodolojik tercihler metnin kaynaklarına da yansımaktadır. Örneğin performans ve sözlü tarih bağlamlı veri toplama tekniklerinin kullanımı ile çalışmanın gövdesi oluşturulmakta ve temel iddialar bu kaynaklarca desteklenmektedir. Bu metodolojik tercihlerle beraber yazara göre bugüne değin Newroz’a dair çalışmalar ağırlıklı olarak folklorik, tarihsel ve siyasal yönleriyle ele alınmış, Newroz’un kimlik oluşturma ve/veya bunları yenileme işlevi üzerinde pek durulmamıştır. Demirer’in çalışmasının temel iddia alanı da büyük oranda Newroz’un bu mahiyetine ilişkindir. Metnin burada vurgulanması gereken bir diğer temel kaygısını da yazar şu şekilde ifade etmektedir; “kitabın temel kaygısı siyaset ve ideolojinin nasıl Nevruz ve Newroz gelenekleri üzerinden etkili olduğu ve neden bu kadar etkili olduğu sorularına yanıt aramaya ilişkindir.”(4)
Kürt kimliğinin icat ve ifade olanağı olarak Newroz
Metnin ana savlarını birkaç başlık altında toplamak mümkündür. İlk sav olarak metin, Newroz’un Kürt kolektif kimliğinin oluşumundaki başat etkisini tartışmaktadır. İkinci sav, birbiriyle “paralel ve rekabet halinde olan” Newroz (Kürtler) ve Nevruz’un (T.C/Resmi İdeoloji) taraflarca hangi araçlar ve amaçlarla işlevsel kılındığı ve/veya dolaşıma sokulduğuna dairdir. Yazara göre, Newroz’un Kürtlerde bulduğu geniş katılımlı karşılığın yol açtığı önemli hadiselerden biri de devletin bir karşı kutlamayla kültürel alanı siyasallaştırmasıdır. Bununla bağlantılı olarak üçüncü sav, kültürel alana siyasetin müdahale etme biçiminin ya da yazarın ifade ettiği haliyle “kültürel alanın siyasallaşmasının” dinamiklerine dairdir. Son olarak da yazarın ihtilaf/çatışma dönüşümü olarak tarif ettiği rekabet halindeki iki kutlamanın barışçıl diyaloğunun imkanları soruşturulmaktadır.
Yazar ilk savı temellendirmek için -Kürt kimliğinin icat ve ifade olanağı olarak Newroz’u- Türkiye Kürdistanı’ndaki 1970-80 sonrası Newroz kutlamarını baz almaktadır. Buna göre 1970-80 sonrası Newroz kutlama ve etkinlikleri Kürt kolektif kimliğinin oluşumunda, etnik ve siyasal bilincin üretim ve yeniden üretiminde temel referans noktasıdır. Yazara göre 90’lı yıllardan sonra Newroz yeniden düzenlenmiş ve bu yeniden düzenleniş Kürt halkında geniş katılımlı bir karşılık bularak baskın Türk kimliğinden ayrışma imkanı doğurmuştur. 70’lerle ivmelenen ve bu yıllardan sonra da çeşitli müdahalelerle yeniden düzenlenerek devam eden kutlamalar, Newroz geleneğinin zengin simgesel havuzundan Kürt kolektif kimliğinin oluşumu ve bu kimliğin tutundurulması için lazım gelen unsurları bir araya getirmiştir. Şimdi, yazarın Newroz’u Kürt kolektif kimliğinin oluşumu içinde tartıştığı kısım metnin muhtemelen en ciddi iddiasını da barındıran kısımdır. Buna göre herhangi bir etnik bilincin inşası sırasında başat öneme sahip dil unsurunun Kürt etnik bilincinin oluşumundaki etkisi ikincildir. Kürt dili ve edebiyatının baskılar, yasaklarla engellenmesi yazara göre dilin serpilip gelişmesini de engellemiş ve böylece dil etnik bilincin oluşumunda ancak ikincil denebilecek bir rol oynamıştır. Kürt edebiyatı Kürt etnik kimliğinin oluşumunda ve tutundurma sürecinde yeterince kullanılamamıştır. Newroz tam burada devreye girmiş ve “ulusun mevcut olmayışıyla başa çıkmak” için Newroz’un zengin simgesel havuzuna başvurulmuştur. Yazarın iddiasını desteklemek için başvurduğu kaynaklar Türk devletinin aşikar olan baskı ve yasakları ile Kürt dilinin gelişememesi üzerine fikir beyan eden bazı Kürt edebiyatçıların beyanlarıdır. Metnin -başvurduğu bu kaynaklarla beraber- bu temel iddiasının argümantasyon örüntüsü büyük oranda Anthony Smith’in “etno-sembolizm” kavramsallaştırmasından feyz almaktadır. Smith bu kavramsallaştırmayla ezel-ebedci ve köktenci paradigmalara savrulmaksızın milletin ve milliyetçiliğin kimi modern öncesi, pre-kapitalist kökenleri ve öncelleri olduğunu göstermektedir.(5) Bu vesileyle bu yazının yazıldığı sırada vefat eden ve Türkçe dışında konuşma yasağı uygulandığı için bildiği tek cümleyle “Kamber Ateş nasılsın?” diyebilen İpek Ateş’i anmak boynumuzun borcudur. Yazarın Kürt etnik bilincinin oluşumunda dilin ancak ikincil bir rol oynadığına dair iddiası Türk devletinin bu ve benzeri baskı ve yasaklarına referans yapmaktadır.
Özcü mü inşacı mı?
Yazarın milliyetçilik literatürünün Hobsbawm, Anderson, Gellner ve bu alana katkı yapmış Balibar, Wallerstein gibi önemli isimlerinden değil de Smith’den ilham alması, sayılan düşünürlerin anti-özcü ve modern paradigmalar içinden konuşmalarıyla ilişkilidir. Smith, Hobsbawm ve Gellner’ın milliyetçiliği ekonomik temelli ve Anderson’ın da söylemsel bir okumaya tabi tutmasına karşı milletin ve milliyetçiliğin modern öncesi kökenleri ve öncelleri olduğunu göstermektedir. Tam burada Demirer’in çalışmasının bütününe yayılan ve çalışmanın özel retoriğini, biçim ve içeriğini belirleyen eğilimle karşılaşmaktayız. Yazar, söz gelimi Hobsbawm’dan mülhem “geleceğin icadı” gibi bir kavramla ifade bulan ve icat edilen geleneğin salt araçsal ve işlevsel mahiyetine işaret eden, geleneği pragmatist kaygılarla çeşitli amaçlara araç kılarak inşa edip örgütleyen, yine geleneği toplumsal ve siyasal projeler için işlevsel kılan eğilimlere mesafe almaktadır. Bu haliyle Newroz önceden planlanmış ve bu haliyle işlevsel kılınarak araçsallaştırılmış gelenek icadı değildir. Newroz etnik aidiyet, kültürel türdeşlik ve anonim topluluk güveni için başvurulan, etnik kimliğin tanımlanmasını ve desteklenmesini mümkün kılan bir çatıdır. Böylece metnin ikinci savı da olan ve Türk devletinin yeniden keşfetmek zorunda kaldığı ‘Nevruz’ ise büyük oranda toplumsal ve siyasal projeler için işlevsel kılınmaya çalışılan, resmi ideolojinin dolayımıyla örgütlenen bir ‘geleneğin icadı’ şeklinde ortaya çıkmaktadır. 70’lerle ivmelenen ve daha sonra da geniş katılımlı bir karşılık bulan Newroz’a karşı Türk devletinin yeniden keşfetmek zorunda kaldığı Nevruz devletin kültürel alana müdahalesinin, “kültürün siyasallaşmasının” iyi bir örneğidir. Alternatif bir kutlama ya da başka bir ifadeyle bir karşı-kutlama olarak yeniden keşfedilen Nevruz, Türk devletinin Kürt ve Kürdistan’a karşı muazzam teyakkuz halini, kültürel alanı her türlü araçla temellük etme gayretini ve Kürdün her türlü varlık biçimine duyduğu derin histeriyi açık etmektedir. Rekabet halindeki iki kutlama şeklinde tarif edilen Newroz ve Nevruz’un kutlanma amaç ve biçimlerinin yanı sıra yazara göre bu kutlamalar işlevsellik, araçsallık dolayımına karşı koyma gücüne de sahiptirler. Özellikle Nevruz’un yeniden keşfedilme sürecinde yüklendiği resmi ideoloji ve araçsallık dolayımını aşan yönleri olduğunu ifade eden yazar, Cumhuriyet’in erken dönemlerinde çeşitli merkezlerde ve Anadolunun çeşitli yörelerinde farklı isimlerle baharın gelişini kutlayan halkların alımladığı biçimde Nevruz’u barışa bir vesile olarak sunmaktadır. Metnin son savı da iki kutlama biçiminin barışa hizmet etme imkan ve olanağını tartışan ihtilaf/çatışma dönüşümüne dairdir. Yazara göre ihtilaf/çatışma dönüşümünü diyalektik bir şekilde düşünmek, ihtilaf/çatışma konusu olan hususların kendi içsel mantıklarının son sınırlarında diyalektik bir geri dönüşle barışa uzanmak mümkün olabilecektir. Newroz ve Nevruz kendi simgesel havuzlarında bu çatışmanın barışa uzanması için lazım gelen unsurları sunabilecek denli zengin geleneklerdirler.
Nevruz’un birey ve toplum üzerinde yarattığı yıkıcı etkiler
Yücel Demirer’in doktora çalışmasına dayanan kitabının metodolojik, biçimsel tercih ve ön-varsayımları, metne hakim olan araştırma tekniği ve sunma biçimi, tedrisatından geçilen ekolün (Amerikan sosyal bilimleri şeklinde ifade edilebilecek- Demirer doktorasını Amerika’da tamamlamıştır) belirleyiciliği altındadır. Bu ekolün kesif liberalizmi Marksist bir duruş noktasından daima büyük açıklarla doludur. Kültürel özelliklerin materyalist belirlenimi Marksist/materyalist duruş noktasında bütünsel toplumsal süreç dolayımını gözetmeyi şart koşar. Bu yazı çerçevesinde buraya işaret etmekle yetinilecektir. Bununla beraber çalışmanın Newroz ve Nevruz geleneklerini işlevsellik, toplumsal ve politik projeler için araçsal kılma gibi konumlara uzaklaştırıp yakınlaştırdığı ayrımlar belirgin değildir. Daha doğru bir ifadeyle bu ayrım iki ayrı kutlanış biçimi karşılaştırılırken bir miktar belirgin fakat gelenekler müstakil olarak ele alındığı sırada ise siliktir. Etnisite, ırk, millet/milliyetçilik ve ulus gibi kavramların sınırları metin boyunca bulanık kalmaktadır. Yanı sıra iki ayrı kutlanış biçiminden elde edilen verilerin birbirleriyle esaslı bir tartışmaya veya diyaloğa girdikleri de pek söylenemez. Resmi ideolojinin ve devletin “kültürel alanı siyasallaştırarak” yeniden keşfetmek zorunda kaldığı Nevruz’un, bağrında barındırdığı bu dolayımların etkisiyle birey ve toplum üzerinde yarattığı yıkıcı etkiler çalışmaya yeterince konu edilmemiştir. Yazarın sonuç bölümünde önerdiği diyalektiğin bu haliyle pek çalışamayacağı açıktır. Bu noktada metnin, yazarın önerdiği diyalektiğin layıkıyla çalışabilmesi için Barış Ünlü’nün “Türklük Sözleşmesi” çalışmasıyla desteklenmesi önerilebilir. Ünlü’nün sözleşmeyi öznellik biçimleri üzerindeki, birey ve toplum üzerindeki yıkıcı etkileri dolayımıyla tartıştığını hatırlamak önerimizi desteklemektedir. İki metnin de aynı ekolün belirleyiciliği altında olması birbirleriyle girecekleri diyaloğu kolaylaştıracaktır. Bunlarla beraber Yücel Demirer’in bu tür bir çalışma yapmasının motivasyon kaynakları, metne hakim olan ve metnin neye karşı yazıldığını belirleyen özel retorik, Demirer’in sorumlu bir duruş noktasından meselelere yaklaşımı ve çalışmanın ulaştığı çeşitli sonuç ve önerilerin barışa hizmet edebileceği açıktır.
Sömürgeci afazi ve zehirli bilgi
Son olarak, Özgür Sevgi Göral Gazete Karınca’daki köşesinde (6) ve “Birikim” dergisinin 392. sayısında hem Kürdistan hem de Türkiye düşünce ve eylem sahasına bakarken “sömürgeci afazi” gibi bir kavram kullanmaktadır.(7) Bu kavram “katı bir inkarın sonucu olarak yaşanan kavramsal, düşünsel ve politik yoksunluğu” (8) ifade etmektedir. Bilinçli bir ret ve inkar ve bu inkarın sonucunda da Türkiye siyasal hayatında yaşanan belirleyici, tarihsel kırılmaların konuşulabilmesi için gerekli olan kavramlardan, kelimelerden, fikirlerden ve düşüncelerden yoksun olma durumunu ifade etmektedir. İlişkili bir bağlam içinde Abdurrahman Aydın da Ayrıntı dergisinin 39. sayısında yayımlanan “Hamlet’ten Kemal Kurkut’a Bilginin Krizi ve Devlet Şiddeti” başlıklı yazısında Taybet ananın bir hafta boyunca yerde kalan cenazesini hatırlatarak Benjamin’in zehirli bilgi dediği, hem bilmeyi hem eylemeyi belirli sınırlar dahilinde buyuran bir tür kamusal otoriteyi, devlet şiddetini tarif etmektedir. Özgür Sevgi Göral’ın sömürgeci afazi olarak tespit ettiği mesele Abdurrahman Aydın’ın zehirli bilgi dediği sınır koyan buyruğun bir sonucu gibi görünmektedir. Yücel Demirer’in çalışmasının amacını tarif ettiği şu kısım da Özgür Sevgi Göral ve Abdurrahman Aydın dolayımıyla aktarılan bağlamla uyum içindedir; “Kürt meselesini yönetmede devletin resmi söylem ve işleyişinin pek çok önemli sonucu olmuştur. Devletin tüm olanaklarıyla kontrol ettiği akademik alanda konu hem yok sayılarak hak ettiği ilgiyi görmemiş, hem de yapılan sınırlı sayıda çalışmada önemli noktalar gözden kaçırılmıştır. Devletin konu üzerindeki sınırlayıcı söylemi ve engellemeleri ile doğru orantılı olarak ırkçı/milliyetçi, güvenlik söylemini önceleyen ve iç-Şarkiyatçı özellikler taşıyan bir yazın gündeme hakim olmuştur.” (9) Demirer’in çalışmasının sömürgeci afaziye ve zehirli bilgiye karşı entelektüel bir direniş imkanına da hizmet etmesi murad edilebilir.
1- Fuat Dündar, “Ziya Gökalp Kürdolojisi Üzerine Notlar”, Tarih ve Toplum, Güz 2021/Sayı 18, s. 154.
2- Wikipedia’nın folklor başlığı altında şunlar yazmaktadır; “Halk bilimi veya folklor, bir ülkede veya bölgede yaşayan halkın kültür ürünlerini, sözlü edebiyatını, geleneklerini, törelerini, inançlarını, mutfağını, müziğini, oyunlarını, halk hekimliğini inceleyerek bunların birbirleriyle ilişkilerini belirten, kaynak, evrim, yayılım, değişim, etkileşim vb. sorunlarını çözmeye, sonuç, kural, kuram ve yasaları bulmaya çalışan bilim dalıdır.”
3- Yücel Demirer, Tören Simge Siyaset, 1. Baskı, Ankara, Dipnot Yayınları, 2012, s. 20.
4- Demirer, a.g.e. s. 33.
5- Orhan Koçak Birikim haftalıkta yayımlanan “Tarihsel Olsa da Geçmeyecek: Milliyetçilik” başlıklı yazısında Smith’in bu çabalarını “teorik artçı-savaş” gibi bir ifadeyle karşılamaktadır.
6- https://gazetekarinca.com/kavramlara-dair-hafiza-sahasi-somurgecilik-ve-somurgeci-afazya/
7- Özgür Sevgi Göral, “Fransa ve Türkiye Hafıza Sahasında Sömürgeci İnkarı Aşındırmak: Tüm Düşenler”, Birikim, Sayı 392, s. 24.
8- https://gazetekarinca.com/kavramlara-dair-hafiza-sahasi-somurgecilik-ve-somurgeci-afazya/
9- Yücel Demirer, Tören Simge Siyaset, 1. Baskı, Ankara, Dipnot Yayınları, 2012, s. 30.
Kaynaklar
Aydın, Abdurrahman. (2022). “Hamlet’ten Kemal Kurkut’a Bilginin Krizi ve Devlet Şiddeti”. Ayrıntı Dergi. Sayı: 39.
Demirer, Yücel. (2012). Tören Simge Siyaset: Türkiye’de Newroz ve Nevruz Şenlikleri. Ankara: Dipnot Yayınları.
Dündar, Fuat. (2021). “Ziya Gökalp Kürdolojisi Üzerine Notlar”. Tarih ve Toplum. Sayı: 18.
Göral, Özgür Sevgi. (2021). “Fransa ve Türkiye Hafıza Sahasında Sömürgeci İnkarı Aşındırmak: Tüm Düşenler.”, Birikim, Sayı: 392.
Ünlü, Barış. (2018). Türklük Sözleşmesi: Oluşumu, İşleyişi ve Krizi. Ankara: Dipnot Yayınları.
https://gazetekarinca.com/kavramlara-dair-hafiza-sahasi-somurgecilik-ve-somurgeci-afazya/
https://birikimdergisi.com/haftalik/10908/tarihsel-olsa-da-gecmeyecek-milliyetcilik