Kürtler ve Batı’nın seçimi

Hasan KILIÇ Haberleri —

  • Kürt Özgürlük Hareketi’nin siyasal süreci doğru değerlendirmesi, dogmatik, basmakalıp, maddi koşullar yerine kişileri öne koyan değerlendirmelerden uzak durması kritiktir.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişle birlikte “sürekli sandık kurma” ve “kendini onaylatma” ihtiyacı vazgeçilmez oldu. Önümüzdeki yerel seçimlerle birlikte 2018 yılından bu yana üçü Cumhurbaşkanlığı (bunlardan biri 28 Mayıs 2023’teki ikinci tur seçimi), ikisi milletvekilliği seçimi, ikisi yerel yönetimler seçimi olmak üzere altı yılda yedi defa sandık kurulmuş olacak.

Seçime müptela bu sistemin 2024 yılı ajandasında yerel seçimler var. Bu seçimler birkaç açıdan siyasi tarihin önemli seçimlerinden biri haline geldi. İlki, Kürt coğrafyasında atanan kayyımların hala görevde olması ve bu kentlerdeki seçimin kayyımlara karşı olacağı gerçeği seçimi önemli hale getiriyor. Bunun yanı sıra 2019 yılı yerel seçimlerinde sistem içi muhalefetin, İslamcı-sağ partilerin on yıllardır yönettiği İstanbul başta olmak üzere çok sayıda belediyeyi alması sonrasında bu belediyeler için ikinci raunda çıkılması gerçeği seçimi önemli hale getiriyor.

Biri rejim ile özgürlük hareketi arasında, diğeri de sistem içi tarihsel iki blok arasında gerçekleşecek bu karşı karşıya gelme durumu seçim gündemini erkenden ısıttı. Mayıs seçimlerinin üzerinden altı-yedi ay geçmiş, önümüzdeki seçime üç-dört ay kalmışken kamuoyunun gündemi yerel yönetim seçimlerine yoğunlaştı.

Kürtler ve Batı’nın Seçimi

Türkiye’nin batısında seçimler konuşulurken, Kürt oyları hep gündemin ilk sırasını oluşturuyor. Çünkü 28 Mayıs 2023’te yapılan cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimi öncesi Kürt oyları üretilen algılarla “değersiz” gösterilerek “Türk aşırı milliyetçiliğini” değerleme çabası bu seçim öncesi iflas etmiş durumda.

Aradan çok zaman geçmeden hakikat, algıyı geçersiz kıldı ve Batı’nın seçimi yine Kürtler üzerinden konuşuluyor. Çünkü Batı’da onlarca belediye sınırlarında Kürt halkının kararı belirleyici olacak.

DEM Parti, 2019’daki “kaybettir-kazan” formülünü “kazan-kazan” formülü ile güncellediğini ifade ederek tutumunu, “Kent Uzlaşısı” ile stratejisinin çerçevelerini kamuoyuyla paylaştı.

Düşününce, -hele ki belirleyiciliği yüksek olan- bir parti seçim stratejisini ve kararını neye göre belirler? Kuşkusuz ki, siyasal süreç okumasına göre belirler.

2024 yılı yerel seçimi, 2019 yılındaki yerel seçiminden çok farklı güç matrisleri ve siyasi iklimde gerçekleşiyor. Bunlara kaba hatlarıyla bakarsak:

* Küresel siyaset ve etkilediği bölgesel güç dengeleri özellikle Ukrayna-Rusya ve İsrail-Filistin savaşları ile birlikte ciddi şekilde değişti.

* Sistem içi muhalefet blokunda hem 14 Mayıs seçim yenilgisinin siyasi ve psikolojik etkileri var hem de İyi Parti seçimlere blok içinde değil, her yerde aday çıkararak katılacağını açıkladı. CHP’deki genel başkan değişimiyle birlikte düşündüğümüzde ortada Altılı Masa kalmadı.

* İktidar blokunda herkes olduğu yerde duruyor görünse de Soylu’nun tasfiye edilmesi, Yargıtay krizi gibi gelişmeler bu blokta da seçimden sonra bile olsa krizlerin tetikleneceğine dair dinamiklerin olduğunu gösteriyor.

* Kürt Özgürlük Hareketi açısından kapatma davası üzerinden gelişen “geçici önlemler” döneminin bitmesi, yani derenin geçilmiş olması önemli bir değişimi getirdi. 14 Mayıs seçimlerinden sonra yürütülen yeniden yapılanma süreci ve modifiye edilmiş yeni stratejik hat onlar açısından da 2019’dan farklı bir yöne işaret ediyor.

Bunlar ve daha birçok nedenden ötürü, 2024 yılı yerel seçimleri ile 2019 yılındaki seçimler arasında siyasal süreç değerlendirmesi bağlamında ciddi açı farkları var. DEM Parti bu açı farkını göz önünde bulundurarak karar verme sorumluluğuyla karşı karşıya.

Öte yandan Kürt Özgürlük Hareketi varlık ve siyaset yapma nedeni olan Kürt sorununun çözümü başta olmak üzere tarihsel-kurucu sorunların seçime endekslenmeyeceği, seçimdeki sonuçların bu sorunlarda çözüm için doğrudan neticeler doğurmayacağı bilinciyle hareket etme durumunda. Çünkü Kürt halkı, bu sistem için kurucu ötekidir. Var olmasını sağlayan öteki surettir. Seçim aşırı bir yerdedir.

İki bloklu siyaset riski: Kürt Özgürlük Hareketi’nden Kürt soluna dönüşüm

Kürt Özgürlük Hareketi seçimler gibi ülke genelini ilgilendiren durumlarda kararını verirken, devlet aklını okuyabilmeyi esas alan bir analiz derecesi tutturmakla mükellef. Bilindiği üzere 2018 yılında geçilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CHS) ve bu sistem etrafında örülen rejimin temelleri 2015 yılında başlayan “yeniden çatışma” sürecidir. Bu sistem ve rejimin temel motivasyonu gittikçe kamusal görünürlüğünü eline alan ve siyasal eğilimleri belirleyen Kürt gerçekliğine karşı önlem almaktır. Bu yönüyle, devlet ve Türklük krizdedir ve krizin kökeninde Kürt halk gerçekliğinin geldiği düzey vardır.

Bu tehdit algısıyla hareket eden devlet aklı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçmiştir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden kaynaklı sistemik eğilim iki bloklu siyasi hayata doğru yön çevirmeye müsaittir. Bu bir devlet politikası olarak Kürt Özgürlük Hareketi’ni bloklardan birine eklemlemek ve Hüda Par-KDP üzerinden alternatif bir Kürt siyaseti çıkararak Özgürlük Hareketi’ni “Kürt solu” şeklinde bir bloka, diğerini “Kürt sağı” diye bir diğer bloka yerleştirme amacındadır. Kürt Özgürlük Hareketi açısından siyasetin kurucu momenti bu düzlemde gerçekleşecektir. Kurucu momenti es geçen tüm değerlendirmeler, politik kararların hatalı alınmasına neden olacaktır.

Kürt Özgürlük Hareketi’nin siyasal süreci doğru değerlendirmesi, dogmatik, basmakalıp, maddi koşullar yerine kişileri öne koyan değerlendirmelerden uzak durması kritiktir.  Bu yönüyle, Batı seçiminde Üçüncü Yol’da ısrar edecek, bu yolu örgütleyecek bir politik koordinatın belirlenmesi stratejik risklere karşı kurucu siyasette ısrar olacaktır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.