Annesi Horê (Huriye), babası Halil (Xellê Sinco) adında itibarlı bir adamdı. Boyu 1.85, ağırlığı 90 kilo civarındaydı. İri yarı, güçlü kuvvetli biriydi. Katlık elbise ve gömlek giyerdi. Bazen şalvar giydiği de olurdu. Sarı renk bir paltosu vardı, genelde omuzuna atardı. Üzerinde devamlı olarak tabanca ve bıçak taşırdı.
Anadili Kürtçe’nin yanı sıra Türkçe de konuşurdu. Babası Halil bir zamanlar hayvan pazarı olan eski borsa hanında canbazlık yapardı. Kürdo Meheme babasının hayvan tüccarlığı yaptığı dönemde Çarşiya Şewitî’de terzi çıraklığı yapardı. Sonradan terzi ustası oldu. Bir süre sonra da terziliği bırakıp kabadayılığa başladı. Diyarbakırlı ve Kürt olduğu için batıda Kürdo lakabını takmışlardı kendisine. Kürdo Meheme, Diyarbakır’da herkes tarafından takdir edilen, beyefendi bir kabadayıydı. Sigara ve içki içmezdi. Çok güçlü ve gözü kara biriydi. Yüreğinde korkunun zerresi dahi yoktu. Yürüdüğünde yeri titretirdi. Kavgada kimse bileğini bükemezdi. Pek çok vukuatı vardı. 25 yıla yakın bir süre İstanbul, Ankara, Sinop, Kayseri, Antep, Elazığ vb. cezaevlerinde yatmıştı. Bir kaç sefer cezaevinden firar etmişti.
Elazığ’da cezaevindeyken bir gün bakar ki, adamın biri ağlıyor. Niçin ağladığını sorar. Adam, kendisine zulmettiklerini, ana avrat küfrettiklerini, karşı koyacak gücü olmadığı için çaresizliğinden ağladığını anlatır. Kürdo Meheme bunları duyunca çok etkilenir. Büyük bir kızgınlıkla gider herkesi koğuşa sokar, piknik tüpünü yakıp koğuşa atar, sonra da hepinizi yakacağım der. Cezaevi müdürü ve savcı kendisiyle konuşup ikna ederler. Böylelikle koğuştaki insanlar yanmaktan kurtulur. Hiçbir cezaevi müdürü Kürdo Meheme’nin kendi cezaevine nakledilmesini istemezdi. Çünkü Kürdo Meheme aşırı belalı biriydi ve nereye gitse beraberinde bin bir türlü bela da götürürdü. Mesela söylentilere göre Sinop cezaevi müdürü, “Kürdo Meheme buraya nakledilirse istifa ederim’ demişti. Dosyasında “azılı mahkûm” diye yazarmış. Onu bir cezaevinden başka bir cezaevine naklederlerken tedbir olsun diye zincirle bağlarlarmış.
Kürdo Meheme cezaevinde güvercin beslermiş. Güvercinlerinin arasında posta güvercini de varmış. Posta güvercini vasıtasıya dışardaki adamlarıyla mesajlaşırmış. Günün birinde kendisini Elazığ Cezaevi’ne nakledeceklerini öğrenir, adamlarına posta güvercini vasıtasıya mesaj yollayıp kurtarmalarını ister. Jandarmalar onu nakil aracına bindirip Elazığ’a doğru yola koyulurlar. Adamları yolda nakil aracını durdurup jandarmaları öldürdükten sonra Kürdo Meheme’yi kurtarırlar.
Eskiden Özel Veni Vidi Hastanesi’nin bulunduğu yerde Tüccarlar Lokali vardı. Kürdo Meheme iki cinayetten arandığı bir sırada lokale gidip 150 bin lira xûgî (haraç) ister, lokaldekiler oyunların daha başlamadığını, kasada sadece 50 bin lira bulunduğunu, o parayı alıp gitmesini söylerler, Kürdo Meheme 150 bin lirada ısrar eder. Lokaldekilerden biri gizlice gidip polisleri arayarak Kürdo Meheme’yi ihbar eder. Polisler çok çabuk ve çok da kalabalık bir şekilde gelip lokalin etrafını çepeçevre sararlar. Kürdo Meheme kaçamayacağını anlayınca çaresiz teslim olur.
Evliydi. Bir kaç yıl evvel (2000 sonrası) kendi eceliyle öldü.

Kürdo Meheme ile ilgili anlatımlar
“Antep cezaevinde Antepli Ali Kiraz isminde biri bana şunları anlattı: Tunceli cezaevindeydim. Kürdo Meheme de ordaydı. Bir gün cezaevinin kapısına geldi, üzerindeki silahı çekip, sakın kıpırdamayın, ben Kürdo Meheme, dedikten sonra ordaki görevlileri bağladı, ardından da kaçtı gitti.” (Kabadayı Hacı Doğru’nun anlatımı.)
“1986’larda Diyarbakır cezaevine düştüm. Kürdo Meheme de aynı cezaevindeydi. Cezaevi o zamanlar Saray Kapı’da, İç Kale’deydi. Kürdo Meheme zenginlerin, kabadayıların bulunduğu atölye koğuşunda kalıyordu. Avluya çıktığında gardiyanlar hazır ola geçerdi. Kürdo Meheme cezaevinde her türlü uyuşturucuya karşı çıkardı. Fakir fukaraya kol kanat gerer, onlara yiyecek, giyecek ve para yardımı yapardı. Cezaevinde birine zulmedilseydi, zulmeden kişi gardiyan ya da herhangi bir mahkum olsun asla affetmezdi. Hapishanedeki herkes hem çekinir hem de saygı duyardı kendisine. Batıdaki cezaevlerinde çok yatmıştı. Cezaevi yaşamı sürgünlerde geçmiş, en son Diyarbakır cezaevine sürülmüştü. Diyarbakırlı ve Kürt olduğu için batıda Kürdo lakabını takmışlardı ama burdaki herkes ona olan saygılarından dolayı Memed abê derdi.” (Ahmet Sümbül’ün anlatımı.)