Müzakerenin yoksunluğu mücadelenin eksikliği

Sezai TEMELLİ yazdı —

9 Şubat 2022 Çarşamba - 23:23

  • Ukrayna Ortadoğu hattı bu süreçte önemli bir hat. Bu hat üzerinde hareket eden Türkiye, özellikle mevcut Ortadoğu politikasını sürdürmeye yönelik manevraların peşinde. İktidar arabuluculuk ısrarından SİHA satışına, S400 ve nükleer santral anlaşmalarına kadar hem NATO’ya hem Rusya’ya göz kırparak kendisini ısrarla masaya sürmekte.

Küresel siyasetin yeni stres merkezi Ukrayna. Ukrayna krizinin savaş dışı çözümü daha yüksek olasılık ama kuşkusuz savaş olasılığının da hesaba katılması gerekiyor. Rusya’nın Batı karşısında jeostratejik-militarist zorunlulukları ve Avrupa üzerindeki enerji hegemonyasının sürdürülebilirliği Ukrayna konusundaki sert dış politikasının başlıca belirleyeni. Diğer taraftan Batı’nın Ukrayna üzerinden yaptığı hesaplar çok daha karmaşık olsa gerek. Bir taraftan NATO’nun büyük bir çabayla sürdürdüğü politik-askeri hattını soğuk savaş döneminde sıkıştığı Atlantik paktı sınırlarının ötesine taşıma arzusu, Ortadoğu, Doğu Akdeniz ve Pasifik sahasını hesaba katan anlayışla Rusya ve Çin’e karşı pozisyon alma çabası uzun süredir biliniyor. Diğer taraftan küresel kapitalizmin yaşadığı uzun süreli derin finansal krizin etkileri de Ukrayna özelinde stresi yükseltiyor.

Olabildiğince karmaşık ilişkileri besleyen Ukrayna’daki gelişmeler aslında önemli bir fay hattına da işaret ediyor ve biriken bu stresin boşalması durumunda önümüzdeki on yıllık süreci fazlasıyla etkileyecek bir fay kırılması yaratacağını söyleyebiliriz. Ukrayna stresi aslında Batı ile Rusya’nın karşı karşıya geldiği Kuzey-Güney hattı boyunca uzanan fay hattını tetikleme potansiyelini taşıyan bir stres.

Ukrayna Ortadoğu hattı bu süreçte önemli bir hat. Bu hat üzerinde hareket eden Türkiye, özellikle mevcut Ortadoğu politikasını sürdürmeye yönelik manevraların peşinde. İktidar arabuluculuk ısrarından SİHA satışına, S400 ve nükleer santral anlaşmalarına kadar hem NATO’ya hem Rusya’ya göz kırparak kendisini ısrarla masaya sürmekte.

Ukrayna konusundaki Türkiye’nin bu aktif-fırsatçı diplomasisinin arkasında öncelikli olarak Ortadoğu’da Kürt düşmanlığına dayalı savaşın sürdürülmesi yatıyor. Bu savaşın kendi lehine sonuçlanacağı beklentilerine dayalı politik tasarım ve iç siyasetin buna uygun koşullandırılması iktidardaki faşist ittifakının önemli bir stratejisi. Bu denli yıpranmış, hatta çökmüş bir iktidarın, onca krize rağmen şefçi-otoriter rejimi dayatabilmesi hatta despotik uygulamalarını yaygınlaştırması küresel siyasetin kaotik ikliminden gücünü alıyor.

Yeni bir 15 Şubat yaklaşırken Ortadoğu ve Türkiye siyasetini bütünlüklü ele alan ve demokratik bir çözüm içinden bakan Öcalan’a uygulanan uzun, yoğun tecridi tüm bu ilişkiler üzerinden bir kez daha ele alıp değerlendirmek zorundayız. Küresel kaotik iklimin iktidar için yarattığı avantajlı durumun sonlandırılması adına muhalefetin artık bu tecridi ve onun bu fay hattı başta olmak üzere özellikle Ortadoğu ve Türkiye siyasetindeki etkilerini çok iyi değerlendirme zamanı çoktan gelmiştir.

İki meselenin birlikte sürdürülmesi bu içine düştüğümüz faşist girdaptan çıkış adına büyük önem taşıyor. Müzakere siyasetinin yaratılması ve faşizme karşı mücadelenin bütünlüklü ve güçlü bir şekilde var edilmesi. Bu iki dinamiğin birlikte sürdürülmesi bugün için en kritik politik stratejiyi oluşturmaktadır.

Devletin ve iktidarın irrasyonel aklının ısrarla dayattığı strateji Kürt halkı başta olmak üzere tüm Türkiye ve Ortadoğu halklarına yıkımdan, yoksulluktan ve sömürüden başka bir şey veremiyor. Faşizmin yıkılması nasıl ki güçlü, bütünlüklü ve sistemli bir mücadeleyi zorunlu kılıyorsa, aynı zamanda bu mücadelenin bileşenlerinin, en geniş haliyle demokrasi güçlerinin Kürt meselesinin çözümünde ve demokratikleşme sürecinde müzakereci bir akla sahip olmasını da kaçınılmaz kılıyor. Politik denklemin çok boyutlu çok aktörlü bir şekilde belirlenmesi ve bu denklemin İmralı’yı gören boyutunun ihmal edilmemesi artık zaruridir. Müzakere sürecine dair siyasal zeminin zenginleşmesi, mücadele dinamiklerinin çoğalması ve bütünlüklü politik bir hattın ortaya çıkması adına bugün artık elzemdir.

Kürt meselesinin çözümünde demokratik müzakere yoksunluğu faşizme karşı mücadelenin de eksikliğine neden oluyor. Şefçi-otoriter ve mafyatik rejimin sonlanması için ulusalcı-ırkçı hezeyanlarla hareket etmenin Türkiye’de demokrasi ve Kürt meselesinin çözümüne katkı sağlamasının mümkün olamayacağını öğrenmiş olması gerekenler, demokrasinin yolunun Diyarbakır’dan geçtiği kadar Rojava’dan, Şengal’den, Efrîn’den geçtiğini de artık okuyabilmelidirler… 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.