Nadira için adalet!

Arzu DEMİR yazdı —

30 Eylül 2020 Çarşamba - 23:00

  • Nadira’yi öldüren AKP milletvekili Şirin Ünal, milletvekilliğini, zenginliğini, askerliğini, erkekliğini; özetle devletliğini kullanarak, işin içinden sıyrılmaya çalışıyor.

Nadira'nın öldürülmesi, Saray yargısının cezasız bıraktığı suçlardan biri. Bu cezasızlığın ve hiç yaşanmamış gibi unutturulmak istenmesinin nedeni belli. Fail tanıdık; devlet.

AKP milletvekili Şirin Ünal, milletvekilliğini, zenginliğini, askerliğini, erkekliğini; özetle devletliğini kullanarak, işin içinden sıyrılmaya çalışıyor.

Nadira'nın odasına ait olay yeri incelemesi sırasında polis kamerasının kaydettiği görüntüler, ölüm olayının bir “intihar” değil cinayet olduğunu açık bir biçimde gözler önüne seriyor. Görüntüleri sosyal medyada izlemiş olmalısınız. Ters dönmüş bir sehpa, yere düşmüş gece lambası, zeminde 3-4 yerde ve yatak üzerindeki kan izleri, ortaya saçılmış çantalar. Tüm bunlar, o odada, bir boğuşmanın olduğunu gösteriyor.

Söz konusu görüntüler, bir yıldır kardeşinin intihar etmediğini, öldürüldüğünü anlatmaya çalışan Nadira'nın ağabeyinin anlatımlarıyla da örtüşüyor. Ağabey Muhammet Ali, defalarca, "Kardeşimin önce darp edildiğini, kafasına sert bir cisimle vurulduğunu ve ardından uzak mesafeden ateş edilerek öldürüldüğünü düşünüyorum. Kesinlikle kardeşimi önce dövmüşler ve ardından da vahşiler gibi vurmuşlar” demişti.

Var olan bu görüntülere rağmen, soruşturma dosyası kapatıldı. 2 Mart'ta takipsizlik kararı verildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı takipsizlik kararında, Nadira'nın "Şirin Ünal'a ait silahı ve bir adet mermiyi dolap içinde alarak sakladığı, olay günü de odasının kapısını kilitleyerek söz konusu silahı kalp üzerine dayayıp bir el atış yaparak intihar ettiği"ni öne sürmüştü.

Hepimizin izlediği görüntülere rağmen başsavcılığın böylesi bir karar vermesi, Saray rejiminin bu cinayetin ardında dimdik durduğunun göstergesinden başka bir şey değildir.

Çok açık ki, başsavcılığın, itiraz gerekçesi olarak öne sürdüğü hiçbir şey, olay yerinde çekilen görüntü ile örtüşmüyor.

Üstelik 5 ayda jet hızıyla tamamlanan soruşturma başkaca skandallarla da dolu. Ankara Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü’nün savcılığa gönderdiği ve “takipsizlik” kararına giren raporuna göre, Nadira'nın kendini öldürdüğü söylenen silahta parmak izi yok. Ayrıca elinde de barut izine rastlanmadı. Bunun anlamı açık: O silahı Nadira ateşlemedi. Bu raporun ardından Başsavcılığın yapması gereken, “Silahı Nadira kullanmadıysa, kim ateş etti?” sorusunun peşine düşmekti. Ancak elbette soruşturma bu şekilde ilerlemedi. Ortaya çıkan kimi deliller, Nadira’nın cinsel şiddete maruz kalmış olma ihtimalini de gündeme getirmişti. Ölümünden bir gece önce arkadaşını arayıp, Şirin Ünal'ın cinsel şiddetine maruz kaldığını söylediği basına yansımıştı. Ailenin avukatı Prof. Dr. İlyas Doğan da Nadira'nın rahminde sadece erkeklerde olan "prostat spesifik antijen/PSA" bulunduğunu açıklamıştı. Ancak bu veri, başsavcılık tarafından bir delil olarak kabul edilerek, DNA testi bile yapılmıyor. Cinayete işaret eden tüm deliller orta yerde dururken, ailenin avukatının itirazı da Ankara 2. Sulh Ceza Hakimliği tarafından reddedildi.

AKP’li Ünal Şirin, hakkındaki bu kadar delile rağmen bir kez konuştu. TBMM Genel Kurulu'nda Saadet Partisi İstanbul Milletvekili Cihangir İslam'ın konuyu gündeme getirmesi üzerine söz aldı. Savunması tanıdıktı. Beklendiği üzere Nadira'nın ruh sağlığının iyi olmadığını iddia etti. "İkinci elemanı aldık, onu gönderemeden, kendisini gönderdi" dedi. "Küçük kızımla beraber kendisini kilitleyip intihar ettiği odanın kapısını kırmaya çalıştık -omzum hâlâ ağrıyor- ama başarılı olamadık maalesef" diye devam etti. Bir genç kadının cansız bedeni karşısında ağrıyan omuzundan bahsediyor. En küçük bir insani belirti göstermiyor. İnsan söyleyecek söz bulamıyor gerçekten.

O’nun "şüpheli" olarak bile ifadesi alınmadı. Erdoğan'ın Ayasofya'yı cami olarak "açtığı" şovda yer aldı, “çok duygulu” bir fotoğraf paylaştı. Özetle, Saray vekili olarak "görevleri"nin başında.

Devletin tüm kurumları da cinayetin üzerini kapatma görevinde.

Nadira, Özbek'ti. Kendi topraklarından, evinden uzakta çalışırken öldürüldü.

Şirin Ünal ve devleti, Nadira'nın kimsesizliğinden, yoksulluğundan da güç alıyor. Özbek bir ailenin, bu işin peşine düşemeyeceğini ya da düşerse de uzun süre devam edemeyeceğini de düşünüyorlar.

Artık Nadira'nın yoksulluğuna çare olamayız ama kimsesizliğinin kimsesi olabilmek mümkün. Elbette hiçbir şey, bu gencecik kadını geri getirmez ancak “adalet”, “bir ceza” kilometrelerce ötede, bir mezar taşına yüz sürerek ağlayan yaşlı bir kadının acısını bir nebze de olsa hafifletebilir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.