
1982 ölüm orucunun üzerinden 34 yıl geçti. Bu yıllara büyük devrimsel gelişmeler sığdırıldı. Halbuki devrimin kökü kurutulacaktı. Çünkü 12 faşist cuntasının hedefi çok büyüktü: Türkiye demokratik hareketi ve Kürdistan ulusal direnişi ortadan kaldırılacaktı. Bu hedefler doğrultusunda ordu yıllarca hazırlık yaptı ve 12 Eylül’de yönetime el koydu. Büyük bir pervasızlıkla halka ve örgütlü güçlere saldırı başlatıldı. Sol güçler kısa sürede etkisizleştirildi. Giderek tasfiye sürecine alındı. Kürdistan’da da PKK dışındaki güçler aynı biçimde tasfiye edildi.
Ülke büyük bir kıskaca alınmış, her tarafı karanlıklar basmıştı. Kimse önünü göremiyordu. Kürdistan bir baştan bir başa yeniden işgal ediliyordu. Korku kol geziyordu. Halk bastırılmış ve sindirilmişti. PKK’nin darbeyi karşılayacak gücü yoktu. Darbenin ayak seslerini duyan Başkan Apo önlem olarak Suriye’ye geçmiş, tarihi gelişmelerin önünü açacak stratejik bir önlem almıştı.
PKK’nin kadrolarının çoğunluğu daha askeri darbe yapılmadan tutuklanmışlardı. Hareket Kürdistan’da aktif bir örgütlenmeye girmişti. Yoğun eylemler de vardı. Devlet güçleri özellikle Şahin Dönmez’in yakalanmasından sonra aldığı bilgiler üzerine giderek harekete yönelmeye başladı. 12 Eylül’e gelindiğinde binlerce kadro ve sempatizan içeri alınmıştı.
Faşist cunta dışarıda muhalefeti bastırıp toplumu sindirdikten sonra cezaevlerine yöneldi. Hazır ellerinde binlerce kadro ve militan vardı. Kürdistan’ı bir daha dirilmemecesine ezmeyi önüne koyan faşist generaller zindanları boş bırakmazlardı. Kendilerine aşırı bir güvenle, önlerinde hiçbir engel görmeden sınırsız bir terör ve vahşetle zindanlara yöneldiler.
Diyarbakır zindanı pilot alan olarak hedeflendi. Çünkü Diyarbakır stratejik bir merkezdi. Kürdistan’ın başkenti durumundaydı. Ayrıca PKK’nin öncü kadroları dahil yoğun bir militan gücü orada toplanmıştı. Hareket Urfa, Mardin, Batman, ve Diyarbakır’da yoğun bir örgütlenme ve çalışma yapmıştı. Bu bölgeler 7. Kolordu komutanlığına bağlıydı. 7. Kolordunun merkezi de Diyarbakır’dı.
1981 Şubat’ında Esat Oktay Yıldıran cezaevi iç güvenlik komutanı olarak atandı. Kolordu komutanlığına da Türk Gladiosunun başında olan Kemal Yamak atanmıştı. Irkçı ve imhacı bir ekip seçimi yapılmış ve cunta tarafından tam bir yetki donanımıyla gönderilmişlerdi. E. Oktay’la işkenceler sistematik ve vahşet düzeyinde uygulanmaya başlandı. Hedefleri cuntanın amaçlarına göre Kürt ve Kürdistan adına ne varsa yok etmek ve betona gömmekti. Vahşet tırmandırıldıkça tırmandırıldı. Ölümler, sakatlanmalar sıradan olaylardı artık. Ne hesap soran kalmıştı ne de hesap verme kaygısı. Giderek ihanet ve itirafçılık dayatıldı. Şahin Dönmez ve Yıldırım Merkit gibileri itirafça oldular. Tüm devrim değerlerine sırtlarını dönüp faşizmin basit birer kuklası oldular. İradenin, inancın, bağlılık ve sadakatin sınandığı, ağır imtihan günleriydi.
Türk egemenleri cumhuriyetin kuruluşundan beri bir türlü bu inkarcı ve ırkçı politika ve geleneklerinden vazgeçmediler. Kürt halkına hep teslimiyeti ve ihaneti dayattılar. Homojen, tek tip bir vatandaş, Türk yaratmak istediler. Bu politikanın yıkımlara, acılara ve katliamlara yol açtığı bilinmez değildi. Devlet kana ve yıkıma doymadı. Aynı senaryo daha kanlı ve tahripkar biçimde yine Kürt halkının karşına çıkarılmıştı. Öncülerinin şahsında ihanet ve ölüm seçeneği yine konmuştu.
Bütün kuşatmalara, vahşet ve teröre rağmen 14 Temmuz 1982’de büyük ölüm orucuyla yenilmez irade ortaya kondu. Daha önce Newroz’da Mazlum Doğan yaşamının feda etmiş, 18 Mayıs’ta da Dörtler bedenlerini ateşe vererek ihanete ve imhaya cevap vermişlerdi. Yaşama kastederek, yaşamı karşı silah olarak kullanan faşist güçlere 14 Temmuz’un cevabı tarihsel oldu. Gün gün saat saat eriyerek, en zorlu ölümü seçerek, yenilmez ve erişilmez Apocu ruh dosta düşmana gösterildi. M. Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek şahsında direniş çizgisi galebe çalmış ve yenilen, maskesi düşen faşizm olmuştur.
Aradan geçen 34 yıla rağmen, onbinlerce insanın ölümüne mal olan bu kanlı ve ırkçı politikalar halen terk edilmiş değildir. Ancak zindan duvarlarına sıkıştırılan ve yok edilmek istenen direniş bu gün Rojava dahil Kürdistan’ın tüm alanlarına yayılmıştır. 14 Temmuz direnişçileri Kürdistan’da direniş hattını belirlemişlerdi. En zor şartlarda direnmesini bilenler, bugün çok daha rahat direneceklerdir.
AKP faşist yönetimi ve ırkçı Türk generalleri bilmeli ki, 12 Eylül zindanlarında direnenlerin yoldaşları ve öğrencileri dünyanın her yanında direneceklerdir. Irkçı ve yok edici politikalarınızı başınıza çalacaklardır. Silahlarınıza, paranıza ve ittifaklarınıza, hile ve oyunlarınıza fazla bel bağlamayın. 14 Temmuz direnişi bir kültüre, bir harekete ve bir halka dönüştü. Kürdistan gençliği, kızları ve oğullarıyla korkulu rüyalarınız olmaya devam edecekler. Dalga dalga direniş saflarına akacaklardır. Şu kadar öldürdük, bu kadar etkisizleştirdik gibi ölü sayıcılığınızın hesabını size soracaklardır. Dün irade ve direniş kazandı. Bugün de direniş ve devrimci irade kazanacaktır.
Muzaffer Ayata