PELŞİN TOLHILDAN: Melek otoritesi: Jiyan

Haberleri —

Zaman içinde kadınlar yazıdan ve yazmaktan men edildi. Yazı; bu kader gibi tarihine inat, bu kez iki kadını tanıştırmaya vesile oldu. Botan coğrafyasının zorlu koşullarında tuttuğun günlük elimdeydi. Benden önceki yıllarda tanışma şansını yaşadığın güneşin evindeydik. Bana arşivdeki kadın günlüklerini kitaplaştırma görevi verdiğinde elime aldığım ilk üç günlükten birisi, Botan dağlarının, rüzgarının, güzelliklerinin tanıklığında yazdığın günlüğün oldu. Çünkü her zamanki gibi söz yazıdan, yürek elden önce dokunmuştu yaşama. Hikayen yüreğime değdiğinden beri kulaklarım ve tüm duyargalarım ‘Jiyan’ ismine aşırı hassaslaşmıştı. Nasıl şehit düştüğünü duyduğumda ve sonrasında hep ruhunu merak ettim. Duygularını, kadınlık ve Kürtlük değerlerini içirdiğin yüreğinin asaletini nasıl bir güçle taşıdığını merak ettim. Zeynep Erdem’i, Jiyan (Sivas) yapan her şeyi. İşte şimdi senin de en zorlu anlarında acılarını iyileştiren ve nasıl gerçek anlamda Jiyan olunacağını öğreten insanın isteğiyle sana dokunma ve seni görme şansını yakalamıştım. Günlüğün seni anlatacaktı. Anlattı da. Defterine dokundum. Yüreğine dokundum ve ruhunu hissettim. Şimdi yüzünü görmek, gözlerine bakmak istiyordum.
Kocaman gözlüklü fotoğrafını ilk gördüğümde dakikalarca gözlerimi alamadım senden. Öyle ki fotoğrafının içinde kaybolacağımı hissettim. Bir insan ruhunu bu kadar mı gözlerine yükler? Bir kadın bu kadar mı melek olabilir? Allah katında meleklerin cinsiyetsiz olduğu söylenir. Oysaki meleklerin cinsiyeti kadın ve erkek arasında paylaşılmıştır. Genel olarak melek ismini ağırlıkta kadınlar almış. Ama özel isimleri erkeklere tapuludur. Cebrail, Azrail, İsrafil ve Mikail gibi. Ama melek gibi insan dendiğinde meleklik yine cinsiyetten soyunur. Şimdi baktığım fotoğrafın bu melek tanımlarının hepsini aşan bir tanım yapmaya zorluyordu aklımı. Daha doğrusu aklımı durdurdu bu fotoğraf, ruhumla ve yüreğimle konuşuyor. Gözlerinde ne kadar çok ifade taşıyorsun ya da ben öyle okuyorum. Fotoğrafının karşısına geçmeden önce, adın ‘yaşam’ olmasına rağmen yaşamdan bu kadar erken ayrılman bana bir yarımlık hissi yaşatıyordu. Aslında bir erken ölüm ve üzüntü, belki bir nebze acıma.  Çok fazla hüzün bırakıyordu, derin bir hüzün ve affedilmesi zor bir suçun sonucuydu sanki ayrılışımız. Ama fotoğrafınla gülümseyişinin asaleti ve ruhunun zenginliği karşısındaydım. Bu yaşadığım hislerle alay ediyordu bakışların. Melektin! Bu fotoğraftan sonra buna inandım. Ama o güne kadar bildiğim tüm melek tanımlarımı unutturan ve yeni bir melek tanımı aratan bir bilinçlenmeydi, bir fotoğrafın yaşattığı. Sen otoriter bir melektin. Otorite vardı bu fotoğrafta. Ama meleklikle otorite biraz zıt değil mi Jiyan heval? Öyle değil mi Jiyan heval. Suskunluğun bile otoriter. İnsanı peşine düşüren ve gizemini çözdürme macerasına sürükleyen bir suskunluk seninki. Ve bu suskunluğuna inat yumuşacık ama otoriter bir sesle konuşan, çok konuşan gözlerinin zıtlığı. Bu fotoğrafın ilk görüşte yaşattığı tüm zıtlıkları iyi gizleyen bir sadeliğe sahip. Basitliğin karmaşasına sahip. Tıpkı yaşam gibi. Tıpkı adın gibi. Tıpkı gidişin gibi. Bir kurşun geldi, önce üzerindeki güzelim elbisenin folklorunu deldi sonra göğsünde ölüme bir yuva yaptı. Bedenini o yuvaya koyup aldııı, gittiii. Bir kurşun geldi ve Jiyan’ı aldı bizden. Çok sade. Ama arkasındakiler çok karmaşık. Bu karmaşıklığa dalmadan önce sormak istedim seni, sesine dokunanlara. Gözlerinin dokunduğu bir kadın yüreğinden dinlemek istedim.
Ve dinledim seni! Güneşte birlikte ısındığınız, ülke toprağını birlikte adımladığınız bir kadın yüreğinden. Deniz Dersim seni bir ülke akşamında, gülerek ‘Onda ne yalan ne dolan vardı. İçinin temizliği yüzüne de yansıyordu. Bir melek gibiydi’ diyerek anlattı: 
DENİZ DERSİM: 1992 baharında Mahsum Korkmaz Akademisine İstanbul’dan bir grup geldi. O da içindeydi. Onda ilk dikkatimi çeken narinliğiydi. 1.75’e varan boyu, kocaman gözlükleri, çok temiz, masum ve hep gülümseyen bir yüzü vardı. İçten, duygulu, hassas bir insandı. İncecik, yumuşak sesiyle ve tavırlarıyla anlayışlı, hoşgörülü, arkadaşlık yapılabilecek, sonuna kadar güvenilebilecek bir insan olduğunu hissettiriyordu. Akademide ikinci kalışıydı. Teyzesinin kızıyla birlikte geldiği ilk yılda yaşanan bazı talihsiz olaylardan dolayı Jiyan arkadaş oldukça zorlu bir süreç yaşamıştı. O sürecin bıraktığı izleri olgunca taşıyabiliyordu. Bu süreçten sonra Şam’da Önderlikle kalmıştı. Yaşadığı o ağır süreçleri atlatmasında Önderliğin ona çok yardımcı olduğunu,  Önderliğin desteği ile yeniden güven kazandığını söylüyordu. Önderliğe karşı sevgi dolu, hisli bir bağlılığı vardı. Daha sonra Türkiye çalışmalarına gidiyor. Yakalanmadan geri geliyor. Halk içinde önemli bir etki yaratıyor.
Akademideki ikinci devresini tamamlayamadan Ağustos ayında ülkeye geldi. Çünkü akademi Türkiye’nin baskıları sonucu kapatılmıştı. Haftanin’e geçti. Geldiğinde özgüveni çok güçlüydü. Bir M16’sı, yeşil bir yeleği vardı. Kıyafetleri ona çok yakışmış, selvi boylu bir gerilla olmuştu. 1992 Güney savaşı öncesinde Haftanin’de Şehit Mahir yeni savaşçı eğitim kampında yönetimde birlikte yer aldık. Örgütsel tecrübesi vardı. Yirmi kişilik bir kadın takımımızda arkadaşların kişilik-adapte sorunları, zorlanmaları karşısında hep eğitseldi. Tartışıyor, yardımcı oluyordu. Kızıp sinirlendiğini hiç görmedim. Çok sabırlı, dinleyen, insanlarda “Heval Jiyan bizi anlar, eleştirir, çözümü de bulur” duygusu yaratan bir arkadaştı. Paylaşımı güçlüydü. Eğitime ve yaşama çok katkısı oldu. Sorunlar karşısında olgun, sakin ve çözümleyiciydi. Yaşadığı süreçleri tecrübeye dönüştürebildiği için örgüt içi sınıf mücadelesine anlam verebiliyordu. Sorunlar karşısında radikaldi ve gerekli tavrı geliştirirdi.
Devrime katılırken kendisini yaratmış bir insandı. Aile kültürü, kişiliği, terbiyesi devrimciliğe yatkındı. O’nda ne yalan ne dolan vardı. İçinin temizliği yüzüne de yansıyordu. Bir melek gibiydi. Önderlik onun bu yönlerini güçlendirmişti. Asıl istemi 1992 Güney savaşı sonrasında bir süre kaldığı Botan’a gitmekti. Ancak YAJK I. Kongresi sonrası Ertuş kampına düzenlendi. Kısa bir süre sonra şahadet haberi geldi. Vurulurken üzerindeki kıyafet hala Maxmur kadın vakfındadır. Merminin elbiseyi delip geçtiği yere bir kırmızı kurdele bağlanmış olarak…
Bir de vurulduğun anda elbisene dokunanlar, üzerine kapanıp yüreği ağıtlaştıranlar, o kırmızı kurdeleyi takanlar ve seni gecenin karanlığında toprağa verenler anlattı seni, o buruk Eylül gününün  anısına. Ve çocuklarına senin adını veren, her yıl senin şahadet yıl dönümünde açılan okulda çocuklarını okutanlar anlattı seni:    
HÜSEYİN KARA: 1995 yılında PKK ile KDP arasında yaşanan çatışma sürecinde kamp kuşatmaya alındı. Her 50 metrede bir tane olmak üzere 17-18 karakol kurup Etruş kampını ablukaya aldılar. Aşağı kamp (Etruş) ile yukarı kamp (Geliyê Kiyametê) arasındaki gidiş-gelişler, ilişkilerimiz kesildi. Sadece yukarıdan gelen B-7, BKC silah seslerini duyduk bazı olaylar yaşandığını tahmin ettik. Daha sonra baktık aşağı kamp bir yürüyüş yaptı. Çocuklar ve kadınlar öndeler. Her şeylerini, çadırlarını bırakıp öylece yürüyüşe geçtiler. Gelip caddeye yetiştiler, oradan da yukarı kampa doğru yürüyeceklerdi. Peşmergeler gelip yolumuzu kestiler, kadın-çocuk demeden rastgele taramaya başladılar. Direkt kitlenin üzerine ateş ediyorlardı. Sıktıkları merminin haddi hesabı yoktu.  Bulunduğumuz yerde caddenin arka tarafı kanal gibiydi. Halk o çukura girip korundu. O kanal sayesinde çok fazla zayiat verilmedi. İlk mermilerle birlikte beş-altı öğrenciyle birlikte Jiyan arkadaş yaralandı, yere düştü. Hemen orada şehit düştü. Yaralılarımızla, cenazelerimizi aldık, kampa döndük.
MUME ÇETİN: Kadın, çocuk gittik yürüyüşe. KDP karşımızdaki mevzilerden üzerimize ateş ediyordu. Biz yürümeye devam ettik. Seytare’ye gitmeye çalıştık. Sonra tam karşımızdaki mevziden Jiyan arkadaşa karnasla suikast yapıldı, göğsünden vuruldu.  O şehit düşünce yürüyüş bir adım dahi ilerlemedi, halk geri döndü. Çünkü yürüyüşün öncüsü Jiyan arkadaştı.  O, öyle bir insandı ki, sürekli halk için çalışmak, hizmet etmek istiyordu.
RAQİYE ÇETİN: Ambargo dönemiydi. KDP ‘ye karşı yürüyüş yaptık. Bize üç taraftan mermi sıktılar. Doğrudan, yarım saat boyunca bize mermi attılar. Ama biz yine de onlara doğru yürüdük, durmadık. Jiyan arkadaşın öncülük yaptığını biliyorlar mıydı? Bilmiyorum, ama direkt Jiyan arkadaşa ateş ettiler. Mermi değdiğinde hemen sapsarı oldu, kendi etrafında döndü ve yere yığıldı. İlk başta şehit düşmedi sandık, koştuk üzerine, baktık sarardı, kıvrıldı… Kendimizi onun üzerine attık. Jiyan arkadaşı biraz uzaklaştırdık, sonra kampa getirdik.

paylaş

Haberler


   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.