Rojava’da adım adım statüye

Haberleri —

Soykırımın eşiğinden ÖZERKLİÐE bir özgürlük serüveni - 1

Suriye’de nüfusun yüzde 15’lik kesimini oluşturan Kürtler, yaşadıkları bölgelerde yönetimi ellerine alarak Demokratik Özerklik’i inşa çalışmalarını tam hız sürdürüyor. Dêrika Hemko’dan başlayan ve Serêkaniyê’ye kadar devam eden Cizîr bölgesi ile Halep, Afrin ve Kobani’de Halk Meclislerini oluşturan ve birçok yerde dil, kültür sanat, okul, kadın, mahkeme, asayiş ve meslek örgütü gibi kurumları oluşturan Kürtler, geleceğe emin adımlarla yürüyor. Sınırları oluşturdukları Yekîneyên Parastina Gel (YPG) güçleri ile koruma altına alan Kürtler, kent merkezlerindeki asayişi ise sivil asayiş güçleri ile sağlıyor.
Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de bölünmüş olarak yaşayan 40 milyon civarındaki Kürt nüfus arasında bugüne kadar en az dikkat çekeni Suriye Kürtleriydi. 22 milyonluk Suriye’de 3 milyon civarında olan ve nüfusun yüzde 15’lik kesimini oluşturan Kürtler, ağırlıklı olarak Türkiye ile sınır olan bölgelerde yaşıyor. Suriye Kürtlerinin tarihi ise yaklaşık bin yıl öncesine dayanıyor. Şam ve Halep şehirleri başta olmak üzere Suriye’de yaşayan Kürtlerin önemli bir kısmı Haçlı seferlerine karşı mücadele etmek için gelenlerdi. Özellikle Selahaddinê Eyyubî döneminden itibaren Şam’da önemli bir Kürt mevcudiyeti oluştu. Eyyubiler ve Memlükler döneminde Şam’ın ve Halep’in yönetiminde görev alan Kürtler yaklaşık 400 yıl Ortadoğu coğrafyasına hakim olan Osmanlı devleti döneminde varlığını devam ettirdi. Şam ve Halep civarında, Hatay’ın güneyinde Kürt Dağı (Cebel-i Ekrad), Afrin ve Cezire bölgesi olarak adlandırılan Dêrika Hemko’dan Serê Kaniyêye kadarki sınır boyunda yaşayan Kürtler ile bugünkü Türkiye’de yaşayan Kürtler arasında herhangi bir sınır da yoktu.
Osmanlı Devleti’nin I. Dünya savaşından yenik çıkması ile bölge haritası yeniden çizilince Suriye toprakları Fransız işgali altına girdi. Böylece bölgede yaşayan Kürtler Osmanlı’dan ayrılmış oldu. Lozan antlaşması ile Türkiye-Suriye sınırı kesinleşince Türkiye’deki Kürtler ile Suriye’deki Kürtler arasında da sınır çizilmiş oldu. Suriye-Türkiye sınırı 1. Dünya Savaşı’nda Almanların savaş bağlantılarını kolay sağlamak amacıyla yaptığı Bağdat-Berlin Tren Hattı’na göre çizildi. Tren hattı sınır kabul edilince Türkiye tarafında kalan Kürt yerleşim yerleri Serxet, Suriye tarafında kalan bölge ise Binxet olarak adlandırıldı.

Özerklik talebi reddedildi

1920’li yıllar aynı zamanda Kürt isyanlarının güçlenmeye başladığı dönemlerdi. 1927 yılında Beyrut’ta kurulan Xoybun Cemiyeti Cezire, Şam ve Halep gibi merkezlerdeki Kürtleri bir araya getirdi. Xoybun Cemiyeti kurucularının arasında eski Kürdistan Teali Cemiyetinin üyeleri, Şêx Sait’in çocukları, Bedirhan Bey’in torunları ve Cemilpaşazadeler gibi Kürt ailelerinden isimler de vardı. Birleşik bağımsız bir Kürt devleti kurmayı hedefleyen Xoybun Cemiyeti, 1927 ile 1930 yılları arasında Ağrı’da çıkan isyanlarda da etkili oldu.
Bu dönemlerde Fransa ise, Suriye’ye hakim olabilmek için böl ve yönet şeklinde politika izlemeye başlamıştı. Öncelikle Lübnan’ı Suriye’den ayırdı ve Beyrut başkent olmak üzere Lübnan devletini kurdu. Lübnan’ın dışında Şam ve Halep merkezli iki devlet kuran Fransızlar, birer Nusayri (Arap Alevisi) ve Dürzi devleti de kurdu. Bu devletler Suriye Federasyonu olarak tek devlet haline getirildi. 1925 yılında ise devletin ismi Suriye devleti olarak belirlendi.
1928 yılında oluşturulan Suriye Kurucu Meclisi’nde bulunan 5 Kürt milletvekili, 1929 yılında Kürtlerin yaşadığı bölgelerde idari özerklik talebinde bulundu; ancak Fransızlar Kürtlerin Aleviler ve Dürziler gibi dinsel bir azınlık oluşturmadıkları ve belirli bir coğrafyada yoğunlaşmadıkları gerekçesiyle bu talebi reddetti. 1938 yılında bölgedeki Kürtler, Fransa Yüksek Komiserliği’ne başvurarak özerklik talebinde bulundu. Ancak Fransa bu talebi kabul etmediği gibi Kürtlerin yerel yönetimlerden de dışladı.

Kürtçe yayınlar yasaklandı

II. Dünya Savaşı’nın sona ermesi ardından Suriye bağımsızlığını ilan edince Kürtler yeni hükümeti destekledi. Arap milliyetçiliğinin zirve yaptığı, Mısırla birlikte Birleşik Arap Cumhuriyeti’nin kurulduğu günlere kadar Kürtler hükümetin yanında yer aldı. Ancak Arap milliyetçiliğinin güçlenişi ve yeni dönemde Kürtçe yayınların resmen yasaklanması, yönetim ile Kürtlerin ilişkisinin kopmasına sebep oldu. Birleşik Arap Cumhuriyeti’nin sona ermesi ve ardından Suriye Cumhuriyeti döneminde de Kürtlerin durumu kötüye gitmeye başladı.

Kürt bölgesinde Arap kuşağı...

1963 yılında Suriye’de iktidara el koyan Baas Partisi döneminde Kürtlerin durumu daha da kötüleşti. Baas rejimi Cezire bölgesinde yaşayan Kürtleri dışlamaya başlayarak potansiyel tehdit olarak değerlendirdi. Bölgede yaşayan Kürtlerin Suriye içinde dağıtılması, buna karşılık bölgeleye Arapların yerleştirilmesi yönünde bir politika belirledi. Böylece Kürtlerin yaşadığı bölgede Arap Kuşağı oluşturmayı amaçladı. Ancak Kürtler direnişle plana karşı çıkınca hükümet bu konuda az da olsa geri adım attı. Arap Kuşağı’nı tam olarak oluşturamayan hükümet, buna karşı Kürtlerin yaşam şartlarını her geçen gün daha da dayanılmaz hale getirdi. Kürtçe yayınlar ve Kürtçenin konuşulması yasaklandı, bölgedeki yer isimleri Arapçalaştırıldı, yaklaşık 300 bin Kürt ise temel haklardan bile yoksun bırakıldı.
Suriye rejimi 1963 yılında Türkiye’deki Şark Islahat Fermanı gibi uygulamaları kaynak alarak 12 maddeden oluşan bir soykırım uygulamasını hayata geçirdi. Bunlardan biri insansızlaştırma ve Arapları bölgeye yerleştirme, biri de kimliksizleştirme, yurttaş olarak kabul etmeme. Yine asîmilasyon da bu maddeler arasında yer aldı. Bu nedenle Fırat Nehri üzerine kurulan baraj bahane edilerek burada toprakları sular altında kalmayan Araplar bile Kürt bölgelerine yerleştirildi. Her iki Kürt köyünün arasına 2 Arap köyü yerleştirilerek Kürtlerin toprakları ellerinden alındı. Baas rejiminin Kürtlere yönelik bu politikaları 2000’li yıllarda daha da ağırlaştı.

Korkunç katliamlar!
Bütün bu süre boyunca Kürtlerin direnişi ve bu direnişlere karşı Baas rejiminin katliam politikaları da sürekli gündemdeki yerini korudu. 13 Kasım 1960’da ilkokul öğrencisi yüzlerce çocuğun bir Mısır korku filmi olan “Geceyarısı Hayaleti”ni izlediği Amûde şehrindeki Amudê Sineması’nda çıkan yangında kaç çocuğun öldüğü bugün bile hala kesin olarak bilinmiyor. Ancak birçok kaynak yanan/yakılan Kürt çocuk sayısının 300 civarında olduğunu belirtiyor. Yine 23-24 Mart 1993 tarihinde Haseki Cezaevi’nde çoğunluğu Kürt siyasetçisi olan 65 Kürt bir odaya alınarak cezaevi ateşe veriliyor. Çıkan yangında 65 Kürt yanarak yaşamını yitiriyor.

Qamişlo Katliamı
11 Mart 2004’te ise Qamişlo’da Cihad isimli Kürt futbol takımı ve Arapların Fituve (gençlik) takımı arasında yapılacak maçı izlemek için Derika Hemko, Tirbespi, Sarê Kaniyê, Amudê kentlerinden gelen yüzlerce Kürt, Qamişlo’daki Kürtlerle birlikte Belediye Stadyumu’nda yerlerini aldı. Ancak Kürt taraftarların üstleri didik didik aranırken, Arap taraftarlar ise bıçak ve silahlarla stadyuma girdi. Dêrezor’dan gelen Arap taraftarların “Sizi ikinci Halepçe bekliyor” gibi sloganlar atması ve Saddam posterleri açması üzerine bir anda gerginlik yaşandı. Polis de aradan çekilince ellerinde kesici alet ve silahlar bulunduran Arap taraftarlar Kürtlere saldırıda bulundu. Saldırıda 8 Kürt açılan ateş sonucu yaşamını yitirirken onlarcası da yaralandı.
12 Mart günü Qamişlo kentinin kuzey ve güneyinde cenazeleri kaldırmak üzere toplanan kitle kent merkezine doğru yürüyüşe geçti. Bu serhildan büyük oranda halkın inisiyatifi ile gelişirken oradaki tüm Kürt örgütlerini de bu serhildan bir araya getirdi. Buradaki serhildan ve Kürt birliği aynı anda Kürtlerin yaşadığı bütün kentlere yayıldı. İsyan 21 Mart’a kadar sürdü. Tüm Kürt kentlerine yayılan serhildan Kürtleri bir araya getirdi ve devlet politikalarının geri tepmesine yol açtı. Halkın o günlerde attığı “Kürdistan tek parçadır, Qamişlo Halepçe’dir” sloganları ise bugün Kürtler arasında oluşturulan birlikteliğin tohumlarını atmış oldu.

Kürt partileri birleşti
12 Mart 2004 serhildanlarından sonra Esad güçleri Kürtlerin yaşadığı kentlerde varlığını daha fazla hissettirmeye başladı. Neredeyse köylere kadar askeri güçler ve birlikler gönderilmeye başlandı. Kürtler ise gizli de örgütlülüğünü arttırdı. Mart 2011’de Suriye’de olaylar başladığında da uzun süredir hazırlıklar yapan Kürtler, Demokratik Özerk bir yapı kurma çalışmalarını açık açık sürdürmeye başladı. Böylece Kürtler kendi okullarını açtı, halk meclislerini kurdu ve kendilerini korumak için savunma komiteleri oluşturdu. Kürtler, ayrıca 2004’te attıkları birlik tohumunun ürününü de biçmeye başladı. En büyük siyasi güç olan Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) içinde bulunduğu Batı Kürdistan Halk Meclisi ile Suriye Kürt Ulusal Meclisi arasında 11 Temmuz’da yapılan anlaşma ile Kürt partileri güçlerini birleştirme kararı aldı. Her iki Meclis, Baas rejiminin barışçıl yöntemlerle yıkılmasını istediğini beyan etti. Daha sonra ise Desteya Bilind a Kurd (Kürt Yüksek Konseyi) kuruluşunu ilan etti. Konsey bünyesinde yer alan Kürt siyasal parti ve örgütler “Kürtlerin halk olarak tanınması, anayasada bunun tanımlanmasını ve haklarının güvenceye alınmasını” Kürtlerin kırmızı çizgisi olarak tanımladı. Bu nedenle halk da 29 Temmuz akşamı yapılan gösterilere yoğun bir katılım gösterdi. Bir milyonu aşkın yurttaşın katıldığı eylemlerde “Konsey benim temsilcimdir” mesajı verilerek birlik desteklendi.

Siyasi irade Kürt Yüksek Konseyi’nde

10 üyeden oluşan Kürt Yüksek Konseyi, Suriye’de yaşayan Kürtlerin siyasi iradesi konumunda. Üyelerin tümü değişik siyasi parti ve örgütlerde yer almış olanlardan oluşuyor ve en üst siyasal yapı konumunda. Konsey bünyesinde ayrıca 3 önemli komite de kurulmuş ve çalışmalarını sürdürüyor. Siyasal, Savunma ve Dışişleri komitelerinde tüm örgütlerin temsili bulunuyor. Dışişleri Komitesi dışındaki komitelerin bünyesinde yine bölge ve şehir alt komiteleri de oluşturulmuş vaziyette.

Bolluk bölgesi Cizîr
Türkiye ve Federal Kürdistan Bölgesi ile sınırı olan Dêrika Hemko’dan başlayan, Girkê Legê, Tirbespî, Qamişlo, Amudê, Dirbesiyê ve Serêkaniyê’ye kadar devam eden Cizîr bölgesinde binlerce hektarlık dümdüz bir alan var. Çok verimli topraklara sahip olan bu bölgede buğday, arpa, mercimek, nohut, pamuk, mısır ve sebze çeşitleri ekiliyor. Bölge ayrıca yer altı kaynakları ile de çok zengin. Özellikle Dêrik, Girkê Legê ve Tirbespî bölgesinde binlerce petrol kuyusu ve gaz santrali bulunuyor. Petrol kuyularında çalışan Kanada ve Çinli mühendisler olayların başlaması ile birlikte bölgeyi terk ettikleri için birçok petrol kuyusunda faaliyetler durmuş vaziyette. Bölgeden çıkarılan petrol Suriye kentlerine götürülüp orada rafine ediliyor. Savaştan dolayı bölgeye gaz ve benzin geri gelmediği için ilk başlarda ciddi sorunlar yaşanıyordu. Ancak Kürt bölgelerinde halkın yönetimi ellerine alması sonrası sorunlar minimuma inmiş vaziyette. Yaklaşık 2 ay önce benzinliklerin önünde oluşan uzun kuyrukları görmek neredeyse yok gibi. Araçları bulunanlar Halk Meclisleri’nden aldıkları fişlerle yine Halk Meclislerinin kontrolünde olan istasyonlara giderek benzin, mazot ve gaz ihtiyaçlarını gideriyor.

Kobani ile başlayan dalga!
19 Temmuz 2012 tarihinde Kürtlerin Kobani’de resmi binaları ele geçirmesi ile başlayan süreç bir anda diğer Kürt kentlerine de yayıldı. Zaten büyük oranda örgütlülüğünü oluşturan Kürtler, bütün kentlerde kendilerini korumak amacıyla harekete geçti. Halk böylelikle Arap bölgelerinde yaşanan çatışmaların kendi bölgelerine sıçramasının önüne de geçmiş oldu. Askeri güçlerin bulunmadığı bölgede emniyet güçleri de herhangi bir direniş göstermedi. Halk da söz konusu güçlere herhangi bir zarar vermekten kaçınarak, can güvenliği nedeniyle Humus, Raka ve Halep gibi kentlere gitmek istemeyen emniyet mensuplarına misafir muamelesi yapıyor.
Bugün itibariyle Kürt bölgelerinde hem sınır güvenliği hem de asayiş Kürtlerin oluşturduğu güçler tarafından sağlanıyor. Dêrika Hemko’dan Serêkaniyê ye kadar Türkiye ile sınır olan bölgelerin tamamını Yekîneyên Parastina Gel (YGP) güçleri koruyor. YPG buralarda olası provokasyonlar için Türkiye üzerinden Kürt kentlerine geçişlerin önüne geçmeye de çalışıyor. Kent merkezlerinde ise halkın oluşturduğu sivil asayiş güçleri etkin. Bu güçler gündelik işlerinin yanı sıra ihtiyaç halinde silahlarını alarak göreve gidiyor.

Öcalan’a karşı derin bir sevgi var
Kürt yerleşim yerlerinin tamamında yurttaşlar Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a karşı duyduğu ilgiyi saklama gereği duymuyor. 1998 yılına kadar Şam’da kalan Öcalan’dan büyük feyiz aldıklarını ve örgütlülüklerini Öcalan’a borçlu olduklarını belirten 7’den 70’e yurttaşlar, Rojava’daki devrimin 30 yıllık bir mücadele zemini olduğunu belirtiyor. Bu nedenle de Rojava’daki Kürtler, hem evlerinde hem de katıldıkları yürüyüşlerde Öcalan’ın posterlerini bulunduruyorlar.

Dêrik’te bütün kurumlar halkın elinde

Baas rejimi tarafından ismi El Malikiye olarak değiştirilen Dêrika Hemko’da halk yönetimin yüzde 95’ini elinde bulunduruyor. Zengin petrol ve gaz yataklarının bulunduğu Dêrik’te, halkın bir bütün olarak Esad yönetimini kentten atmamasının en önemli nedeni mazot ve benzinin hükümet bölgesinde bulunan bölgedeki rafinerilerden gelmesi. Mala Gel’de bulunan oturakların kilise tarafından hediye edildiği Dêrik’te, diğer halkların da Kürtlerin yönetimi ellerine almasından duyduğu memnuniyeti gözler önüne seren önemli somut bir örnek teşkil ediyor. 
Dêrika Hemko Qamişlo’nun yaklaşık 90 kilometre doğusunda yer alıyor. Türkiye ve Federal Kürdistan Bölgesi’ne sınırı bulunan Dêrik, Cudi ve Qereçox dağları arasında Dicle Nehri’nin yanında bulunuyor. Köyler ile birlikte yaklaşık 80 bin nüfusu bulunan Dêrik ismini kentte bulunan tarihi Dêra Meryem a Edra Kilisesi’nden alıyor. Bunun yanı sıra kentte 4 kilise daha bulunuyor. Kent yeni olmasına rağmen eski bir yerleşim yeri üzerine kurulmuş. Yüzde 95’i düzlük olan Dêrik’te bulunan Qereçox Dağı ise; ancak bin metrelik bir yüksekliğe sahip. Derik Ovası’nda buğday, arpa, mercimek, pamuk ve nohut ekiliyor. Hayvancılığın da yoğun olduğu Dêrik’te Koçerlerin ürettiği peynîr ve sîrik de önemli geçim kaynaklarından.

Her karışında petrol var
Girêvira, Çilaxa, Borzê, Şêbanê ve Başotê ismi ile 5 barajın bulunduğu Derîk, yer altı kaynakları ile de zengin bir bölge. Dêrik bölgesinde binlerce petrol ve gaz kuyusu bulunuyor. Suriye’deki petrolün yüzde 75’inin Qereçox, Girkendal, Girêsor gibi yerlerden çıkarıldığı belirtiliyor. Birçok petrol kuyusunun yan yana açılmış olması da zengin petrol yataklarının olduğunu gösteriyor. 1962’de Kürt karşıtı projeler Cizire bölgesinde yoğunlaşınca ve Mihemed Talib Hîlal tarafından hazırlanan Arap Kuşağı projesi uygulamaya konulmak istenince topraklarından edilen Kürtlerin yerlerine Araplar yerleştirildi. Bu proje doğrultusunda birçok ailenin malı ve mülkü ellerinden alınarak Mexmûri diye adlandırılan ve buralara yerleştirilen Araplara verildi. Birçok Kürt aile de Arap kentlerine göçertilirken, birçoğu da kimliksiz bırakıldı.
Dêrik’e ulaşımı sağlayan 3 önemli yol bulunuyor. Bunlardan biri Qamişlo, biri Êndîwer, diğeri ise Zihêriyê bölgesi ile ulaşımı sağlıyor. Êndîwer Köyü Dicle Nehri’nin hemen yanı başında bulunması nedeniyle yaz aylarında yüzbinlerce insanın piknik için uğradığı yerler arasında yer alıyor. Bu 3 yolun da kontrolünü halk güçleri sağlıyor. 3 noktaya kurulan bariyerler ve TEV-DEM bayrakları altında yapılan yol kontrollerinde şüphelenilen araçlar aramadan geçirildikten sonra serbest bırakılıyor.

Kurumlar Halk Meclisi’ne bağlı çalışıyor

Konuştuğumuz herkes Dêrik’in geçmişten beri, kimliğine ve varlığına sahip çıktığını belirtiyor. Bugün kentte bulunan hastane, kaymakamlık, nüfus müdürlüğü, emniyet binası, mahkeme, cezaevi, okul, belediye gibi kurumlar şu sıralar Halk Meclisi’ne bağlı çalışıyor. Kentte bulunan Arap Kültür Merkezi, Kültür Sanat Merkezi’ne; askerlerin bulunduğu mekan Halk Evi’ne (Mala Gel); askeri karakol Asayiş binasına; polis merkezi Halk Mahkemesi, iletişim ve Yurtsever Kürt Öğrenciler Konfederasyonu merkezine çevrilmiş durumda. Ayrıca kentin bir meydanına Azadi (Özgürlük) adı verilmiş. Kimi okulların isimleri de değiştirilerek, eski ismi Rıfet olan okulun “Dibistana Pakrewan Bawer” şeklinde değiştirilmesi oldu.

Mala Gel’e kiliseden armağan

Söz konusu kurumların tamamındaki düzen dikkat çekerken, en çok da Mala Gel’in konferans salonunda bulunan oturaklar dikkatlerden kaçmıyor. “Bunlar kilise oturakları değil mi?” diye sorduğumuzda ise yanımızdakiler “Evet kilise oturakları. Halk Meclisi’nin açılışını yaptığımızda Hıristiyan kardeşlerimiz halk evine bu oturakları armağan ettiler” cevabını verdi. Eskiden yaklaşık 600 güvenlik görevlisinin bulunduğu Dêrik’te şimdi sadece 100 görevli bulunuyor. Bunlar da kent merkezinde bulunan karakollarından çıkamıyor. Konuşmak istediğimiz söz konusu güçler de sadece “misafir” olduklarını söylemekle yetiniyor. Esad rejimine bağlı kentteki son kişiler, Kürtlerin yönetimi ellerine aldıklarından beri herhangi kötü bir muameleye maruz kalmadıklarını belirtiyor.

Çeto: Dêrik’in yüzde 80’ini Kürtler oluşturuyor

Babası Kürt mücadelesinde yaşamını yitirmiş olan Dêrik Halk Meclisi Başkan Yardımcısı Hacî Çeto’nun gözlerinden devrimin yarattığı mutluluğu okumak mümkün. Derîk’i anlatınca “acaba bir şeyler unuttum mu?” kaygısı ile hareket ediyor ve sorduğumuz sorular arasında da farklı konulara değinerek her şeye etraflıca açıklık getiriyor. Kent ve bağlı köylerde yaşayanların yüzde 80’inin Kürt, yüzde 15’inin Hıristiyan yüzde 5’inin de Araplardan oluştuğunu belirten Çeto, Araplardan da kente yerleşenlerin bir bölümünün yaklaşık 100 yıl önce hayvancılıkla uğraştıkları için bölgeye gelenler ve Baas rejimi tarafından 70’li yıllarda bölgeye yerleştirilen Mexmûrî diye adlandırılanlardan oluştuğunu kaydetti.
Kobani, Afrin gibi Dêrik’te de yönetimin yüzde 95’inin Kürt halkının elinde olduğuna dikkat çeken Çeto, Halk Meclisi’nde 111 kişinin bulunduğunu ve bunlar arasında Arap ve Hıristiyanların da olduğunu kaydetti. Kente bağlı yaklaşık 270 köyün yüzde 80’inde komisyon ve meclisler oluşturduklarını belirten Çeto, diğer köylerde de çalışmalarını sürdürdüklerini kaydetti.

ABDURRAHMAN GÖK

paylaş

Haberler


   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.