Sakine’ye çok şey borçluyuz


Paris’te Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez ile birlikte 9 Ocak 2013’te katledilen Sakine Cansız’ın yaşamı Kürt Özgürlük Hareketi’nin ve kadın kurtuluş mücadelesini anlatıyor. Diyarbakır zindanında yükselen direniş ateşine yaşam mücadelesiyle katılan ve yaşamıyla direnişin simgesi olmayı başaran Sakine Cansız, 1979 yılında faaliyet yürüttüğü Elazığ’da gözaltına alınarak tutuklandı. Buradan Elazığ sivil cezaevine ve sonra Malatya’ya en sonda Diyarbakır Cezaevi’ne sürgün edildi.
12 Eylül askeri darbesinden sonra Elazığ’da bulunan PKK’liler de Diyarbakır’a getirilerek orada PKK iddianameleri hazırlandı. Amansız ve zalim bir zamanda direnişlere ve kahramanlıklara verilecek anlamların eksik kaldığı 1980 yılında, Diyarbakır Cezaevi’nde tarihe ve hakikate bağlı kalanların yaşamları pahasına anlattığı özgürlük tutkusu, Kürt Özgürlük Hareketi’nin temel mücadelele gerekçelerinden biri oldu. Diyarbakır Cezaevi’nde kaldığı süre içinde, “Teslimiyet ihanete, direniş zafere götürür” şiarıyla işkenceye karşı direnen Cansız, 1991 yılında tahliye olana kadar Diyarbakır, Elazığ, Malatya, Amasya, Bursa ve Çanakkale cezaevlerinde kaldı.
Diyarbakır zindan direnişi
Zulmün ve vahşetin kol gezdiği, her çeşit işkence yönteminin mubah görüldüğü Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’ni yaşayan Cansız buradaki direnişi ile işkencecisine pes dedirtmiş biri olarak biliniyor. 1982 Mart’ında Diyarbakır’a götürülen Cansız ilk girişle birlikte işkenceye, dayakla başlıyorlar. İşkenceci Esat Oktay tokatla karşılayıp hücreye attırıyor. Kadınlar koğuşuna bir süre sonra çıkarılıyor. Kadınlar koğuşunda da hemen hemen her gün her saat her dakika işkence görüyor. Direnişiyle öne çıkan Cansız, Esat Oktay’ın yüzüne tükürüyor ve bunun bedelini ağır işkenceler ile ödüyor. Bu dönemin birebir tanığı olan ve Cansız ile iki yıl boyunca aynı koğuşta kalan BDP Eşbaşkanı ve Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eşbaşkan Adayı Gültan Kışanak, “Devrimciliği ondan, onun yaşamından öğrendik. Önderlik de böyle bir şeydir. Sakine arkadaş gerçekten büyük bir kadın önderdi” dediği Sakine Cansız’ı anlattı.
‘Sakine’ye ilk andan yönelimler oldu’
Cezaevi sürecini anlatmanın kendisi için çok zor olduğunu belirten Kışanak’ın yaşadığı anları anlatırken yaşadığı duygu yoğunluğu dikkat çekti. Cansız ve beraberinde gelen tutuklularla birlikte cezaevinde büyük bir hareketlenme yaşandığını ve sürekli olarak koridordan işkence seslerinin geldiğini aktaran Kışanak, “Getirildiklerinde çok yoğun işkence sesleri çok ağır işkenceler yapıldığına dair gelen gürültüler, sesler koşturmalar bağırmalardan yeni bir grubun geldiğini anladık. Gün boyu sürdü bu koridordan sürekli işkence sesleri, bağrışmalar, hakaretler çok yoğun bir değişiklik olduğu o gün fark ediliyordu. Biz ertesi gün Elazığ grubunun Diyarbakır’a getirildiğini bu işkencelerin de o nedenle yeni gelen bir ekibe yapıldığını öğrendik. Bunların arasında kadın arkadaşların da olduğunu öğrendik. Onlar bir gün sonra koğuşa getirildiler ama Sakine arkadaş hücrede tutulmaya devam edildi. Sakine arkadaşa yönelik daha büyük baskı oluyor. Cezaevine ilk girişte büyük ana koridor var oraya tüm grubu tutmuşlar. Esat Oktay gelmiş kuralları sıralamış, kendisinin cezaevinde tek yetkili olduğunu, kendisinin her sözünün bir talimat olduğunu, emir olduğunu, askeri kuralların geçerli olduğunu söylemiş. Hatta ‘Bu zararlı fikirlerinizi bırakıp çıkacaksınız ya da sağ çıkmayacaksınız’ gibi büyük tehditlerle karşılama yapmışlar” diye anlattı.
‘Direnmemiz gerektiğini söyledi’
Bu durumun cezaevine her giden ekip için yapıldığını ve insanların ilk önce büyük bir işkenceden geçirildiğini, ardından hücrelere konulduğunu belirten Kışanak, bunun insanları düşürmek, onursuzlaştırmak için yapıldığını ve teslim alınana kadar işkencelerin devam ettiğini ifade etti. Sakine Cansız’ın ilk getirildiğinde 10 gün kadar hücrede kaldığını belirten Kışanak, Cansız’ın koğuşa ilk geldiği andan itibaren hayatlarını nasıl etkilediğini ve değiştirdiğini şu şekilde aktardı: “Sakine arkadaş, getirildiğinde çok ağır işkenceler görmüştü her tarafı yaralar ve morluklar içerisindeydi. Fakat o kadar başı dik, o kadar gururlu, onurlu bir duruşu vardı ki, biz her hücreden çıkan arkadaşımız için önce ona bir moral verelim yaralarını saralım diye uğraşırken Sakine arkadaş bize siyasi olarak durum değerlendirmesi yapmaya başladı. ‘Cezaevi’nin durumu nedir ne yapılabilinir? Direniş nasıl yükseltilebilinir?’ diye böyle sanki o işkenceleri yaşamamış, o hücrede kalmamış gibi çıkıp geldi.”
Cansız’a Diyarbakır Cezaevi’nde olan kadınlar olarak çok şey borçlu olduklarını dile getiren Kışanak, “Normalde hücreden aldığımız arkadaşlar, büyük ölçüde harap olmuş, bitmiş, gerçekten deyim yerindeyse onları enkaz gibi alır ayağa kaldırmaya çalışırdık. Sakine arkadaş tam aksine çok moralli ve dinç geldi. ‘Bunlar olacak asıl biz ne yapmalıyız’ diyerek geldi. Koğuşa adımını attığı ilk andan itibaren hepimizin güç kaynağı, moral kaynağı oldu. Müthiş bir örgütçüydü. Her şeye çare bulurdu, bu konularda biz Sakine arkadaşa Diyarbakır Cezaevi’ndeki kadınlar olarak çok şey borçluyuz” dedi.
Direniş örgütsel forma bürünür
Direnişin bireysel olduğunu ve herkesin kendi gücü yettiğince direndiğini ancak Sakine Cansız’ın bunu örgütsel bir forma getirdiğini, toplu bir duruş sergilemeyi başardığını dile getiren Kışanak, “Sakine arkadaş 5-6 aydır çok yoğun işkenceler geçirdiğimiz bir dönemde getirildi. Bu ilk kuralların dayatıldığı her gün koğuşların basıldığı her gün insanların bu özel timler tarafından dövüldüğü dönemdi. Gerçekten de moralmen Sakine arkadaşı görmeye ihtiyacımız varmış. O karşılaşma hepimiz için silkelenme ve kendimize geldiğimiz bir dönem oldu. Sakine arkadaş gelmeden 4-5 ay hücrede kalmıştım. 4- 6 arkadaşla birlikte o dönem koğuştaki arkadaşlara kurallar kabul ettirilmişti. Ama biz de koğuşa geçtiğimizde biraz ‘Biz bu kavgayı kaybedecek miyiz?’ kaygısı vardı” diye ifade etti. 75- 80 kadının aynı koğuşta birlikte kaldığını ve bunların birçoğunun siyasal bilincinin düşük olduğunu, birçok kişinin çocuk denilecek yaşlarda olduğunu söyleyen Kışanak, işkencelere karşı örgütlü bir duruş sergileyecek güçlerinin olmadığını birçok kadının insani refleksle işkencelere karşı çıktığını vurguladı.
‘Kadınlarda bir itirafçı çıkmadı’
“Örgütsel olarak çok güçlü bir kadın yapısı yoktu içerde” diyen Kışanak, “Çoktuk ama. Bu direnişin bu kadar kesintisiz devam etmesi karşısında, Diyarbakır Cezaevi vahşeti kadınlar koğuşunda aslında boşa çıktı, yenilgiye uğradı. Çünkü bütün bu baskıların bu işkencelerin birkaç nedeni vardı en önemli nedenlerinden biri de kişiyi insan olmaktan çıkarmak kendisine olan saygısını yitirmesini sağlamak, onurunu kırmak, rencide etmek, kişiliksizleştirmek ve giderek itirafçılaştırmaktı. Başlangıçta işkenceler kurallar denilerek başladı ama özünde itirafçılaştırmak için yapıldığı açığa çıktı. Sakine arkadaşın emeği burada inanılmaz derecede belirleyicidir, kadınlar koğuşundan bir tane bile itirafçı çıkmadı.
Sakine arkadaş günün 24 saati herkesin yanındaydı, herkesin yaşadığı sıkıntıyı kaygılarını gidermek için kadınlarla sürekli ilgilenirdi. Sürekli dik duruyordu ve onurlu bir duruşu teşvik ediyordu. ‘Biz buna mecbur değiliz, biz buna karşı çıkabiliriz’ duygusunu güçlendiriyordu. Politik bir koğuş olmamakla birlikte bu koğuşun tamamı Sakine arkadaşın etrafında bu direnişte kenetlendi. Bu kesinlikte Sakine arkadaşın başarısıdır. Esat Oktay tarafından Amed zindanına uygulanan vahşet politikası Sakine arkadaş şahsında kadınlar koğuşunda yenilgiye uğramıştır” dedi.
‘Yaptıklarımdan utandım’
Kışanak, Sakine Cansız’ın duruşuyla insanları nasıl etkilediğini somut bir örnekle anlatarak, “Bir kadın arkadaşımızı sık sık koğuştan götürüyorlardı onu. ‘Avukatın geldi, ailen geldi diyorlar ya da idareden çağırıyorlar’ diyorlar. Yani o dönemde kolay kolay avukatlarla görüştürmüyorlardı biz bazı durumlardan şüpheleniyorduk. Bu durum Sakine arkadaş gelmeden önce başlamıştı. Üzerine gitmiyoruz, anlamaya çalışıyoruz. Sakine arkadaş geldikten yaklaşık bir ay sonra intihara teşebbüs etmişti. O zaman koğuşlarda çok büyük fareler vardı. Bir ara çok çoğalmışlardı salgın hastalık çıkacak diye DDT getirip koymuşlardı koridora falan. Kadın da bundan içmiş ölümün eşiğine geldi hastaneye kaldırdılar iki gün hastanede kaldı ve döndü ve dedi ki ‘ben böyle böyle içerideki koğuştan bilgiler veriyordum o nedenle beni de çağırıyorlardı, fakat Sakine arkadaş geldikten sonra yaptıklarımdan utandım ve yaşamak istemedim artık. Onu gördükten tanıdıktan sonra ben nasıl böyle bir şey yaparım diye’ söyledi. O da ilk ve son deneme oldu ve ondan sonra kadınlar koğuşunda devletin kimseye gücü yetmedi” şeklinde ifade etti.
‘Ne varsa herkese eşit paylaşırdı’
Kışanak, Cansız’ın yaşamın her alanında devrimci olduğunu, dost ve paylaşımcı olduğunu şu şekilde anlatıyor: “Bir lokma bir şey varsa bunu mutlaka herkese eşit paylaşır, bir yudum su varsa en ihtiyacı olan kim varsa ona verilmesini sağlar, herkesle ilgilenir. Çünkü bunlar çok önemli. Bu kadar ağır koşullarda düşman bunu kullanıyor. İnsanlara günlerce su vermeyerek seni susuzlukla, aç bırakarak teslim alamaya çalışıyor. Su vermediği dönemlerde pekmez veriyor. İşte sadece fiziki, dayak işkencesi değil bir bütün olarak yaşamın kuşatma altına alarak seni teslim almaya yönelik kullandılar. Ama Sakine arkadaş o kadar dost canlısıydı, o kadar herkesi kucaklayan kapsayan bir insandı ki kimse kendini kötü hissetmedi o koğuşta biz her dayak seansından sonra gülmeyi başarabildik yeniden. Sakine arkadaş bu konuda inanılmaz bir moral kaynağıydı sürekli bir insanlık değerlerini ve onuru yücelten bir duruşu vardı artık öyle olmuştu ki tersine küçük yaşlardaki kadın arkadaşlar dayak yerken de gülüyorlardı ve artık güldükleri için dayak yiyorlardı. Diyorlardı ki; ‘Sakine heval biz hep gülmesek bununla baş edemeyiz ki’.”
‘Hücrede sporu ihmal etmedi’
Tutsakların dönem dönem çeşitli gerekçelerle hücreye atıldığını ve kadınların kaldığı hücrenin Esat Oktay’ın köpeğinin kaldığı oda olduğunu aktaran Kışanak, bir defasında 7-8 kişiyle birlikte hücreye konulduklarını ve hücrenin toplamda 4-5 metre kare olduğunu belirterek, “Ancak ayakta duruyoruz uyumak falan da mümkün değil, bazen birkaç kişi oturup ayaklarımızı uzatıyorduk ayakta kalan arkadaşlar dizlerimizin üzerine yatıyordu. Sonra onlar kalkıp oturuyor ötekiler dizine yatıyordu. Sakine arkadaş sürekli ayakta kaldı biz günlerce birlikte kaldık, kıyıp bir arkadaşın dizine uzanmadı. Yoğun işkencede sabah erken spor yapmaya çalışıyordu. Yerinde sayıyordu sürekli. Biz Sakine arkadaş dur başımız dönüyor derdik o da ‘Siz oturduğunuz için başınız dönüyor kalksak hep birlikte hareket yapsak kimsenin başı dönmeyecek’ derdi” diye anlattı.
‘Sakine’de kadın bilinci fazlaydı’
Koğuşta nöbet sistemiyle iş yapıldığını ve kendilerinin Cansız’a iş yaptırmamaya uğraştıkça, onun daha fazla çalıştığını ve yaşı küçük olan birçok kadın yerine çalıştığını vurgulayan Kışanak, “Zor ama güzel günlerimiz oldu Sakine arkadaşla. Tabi Sakine aynı zamanda çok inanılmaz derecede hani biz o dönemlerde falan bu kadın politikaların, kadın özgürlük mücadelesi falan çok farkında değiliz çok tartışmıyoruz. Kürt hareketi çıkışından itibaren biraz kadını da katan, kadını da iradeleştiren, kadını da sözüne değer veren bir yaklaşım var ama bu çok böyle teorik tanımlanmış bir durum değil. Bizde devrimci olduğumuz için direniyoruz, Kürt olduğumuz için direniyoruz, hani kadın olduğumuz için direniyoruz falan bilinci çok zayıftı, ama Sakine arkadaşta bu yönüyle çok güçlüydü. Hata böyle bu kaba sol yaklaşımlara sahip bazı arkadaşlar Sakine arkadaşın bu yönünü biraz küçümsemeye çalışırdı.
Sakine arkadaş aynı zamanda o kadar kıyametin içerisinde, o kadar işkencenin içerisinde yani içeriye doğru düzgün eşya gelmiyor var olan güzel eşyaları mümkün olduğu kadar biz o genç çocuk arkadaşlara dağıtıyoruz. Onlar mutlu olsunlar rahatlasınlar biz daha eskilerle falan idare ediyoruz. Bütün bunlar içerisinde Sakine arkadaş herkesten gene mutlaka daha şık daha düzenli ve daha temizdi yani başarıyordu. Her şeyin belki en eskisi onda kalıyordu ama o gene hepimizden daha düzgün giyiniyordu bu konularda da inanılmaz derecede yaratıcıydı. Herkese dikkat ederdi üstüne başına yok işte gömleğin kirlenmiş hadi çıkart bunu derdi böyle bu kadın yönü de çok güçlüydü” şeklinde konuştu.
İşkencelere karşı özgür duruş
Diyarbakır Cezaevi’nde kadın koğuşunda yapılan büyük işkencelerin ki bir parçası da cinsiyetçi olduğunu ancak bunun çok farkına varmadıklarını, çünkü bu anlamda Sakine Cansız’ın çok öz güvenli olduğunu, rahat olduğunu belirten Kışanak, “‘Bunlar kadınlık üzerinden bizim onurumuzu kırmaya çalışıyorlar, ama buna asla taviz vermeyeceğiz’ diye çok net bir duruşu vardı. Biz gerçekten şimdi Diyarbakır Cezaevi’nde kadınlar koğuşunda yaşanan işkencelerin cinsiyetçi boyutuna dair çok az şey söyleyebiliyoruz. Çünkü öylesi bir özgüvenle bizi ayakta tutuyordu ki Sakine arkadaşın yaklaşımları biz bunların tamamına şuanda tanımlarken erkek egemenli zihniyettir böyle yaklaşır diyebiliyoruz. O zamanlar bu cümleyi kurmuyorduk ama duruşumuz böyleydi. Teorik olarak böyle erkek egemenli bir sistem tahlili eleştiri o kadar çok politik olarak tanımlanmış ya da bizim politik dilimize yansımış bir tartışma düzeyi yoktu ortada fakat duruş böyleydi” dedi.
Büyük bir kadın önderdi
Yeni Ülke Gazetesi’nde çalışırken, Sakine Cansız’ın 1991 yılında tahliye olduktan sonra kendisini ziyarete geldiğini ve o dönemde cezaevinde birlikte kaldığı tüm arkadaşlarını görmeye çalıştığını dile getiren Kışanak, “Tabi ben Sakine arkadaşla ilgili doğrusu şuna hep hayıflanıyorum. Yani keşke her karşılaştığımda daha fazla şey paylaşsaydım Sakine arkadaşla çok şey yaşamış bir insanım, ama benim için bunlar çok az. Sakine arkadaşın varlığı insanı doğal bir devrimci yapıyor. O 24 saat devrimci çünkü devrimcilik öğrenilen bir şey değil yaşanan bir şey. Sen bunu yaşamayı öğreniyorsun. Bir devrimci olarak nasıl yaşanır bu bir politik bir duruş değil sadece. Bunu yaşamayı öğrenmen lazım ve Sakine arkadaşla, yoldaş olursan onunla birlikte geçmişin varsa mutlaka bu devrimci duruşu içselleştiriyorsun. Bunu bir öğretmen edasıyla öğretmiyor. Birlikte yaşıyorsun birlikte öğreniyorsun ve o doğal bir öğretmen. Önderlik de böyle bir şeydir. Sakine arkadaş gerçekten büyük bir kadın önderdi. Bu önder kişilikler yaşamlarıyla duruşlarıyla insanları etkilerler kritik anlardaki çıkışlarıyla insanları etkilerler. Sakine arkadaş devrimciliği normalleştirdi bir yaşam biçimi olarak yaşanması gerektiğini bizlere öğretti. Bir parça öğretebildiysek ne mutlu bize.”
Tahliyeden sonra ülkeden ayrıldı
Diyarbakır Cezaevi’nden sonra Amasya Cezaevine sürgün edilen oradan Bursa ve Çanakkale cezaevine sürgün edilen Cansız 1991’de tahliye edildi. O dönem 1. Zindan Konferansı’na katılan Cansız, ondan sonra Lübnan, Suriye, Filistin, Almanya ve Fransa da politik faaliyetlerde bulundu. Kurucusu olduğu PKK’yi “insanlık hareketi” olarak nitelendiren Cansız, iki kadın yoldaşıyla birlikte katledildiği 9 Ocak 2013 tarihine kadar Kürt halkının özgürlük talepleri için Ortadoğu ve Avrupa’da politik faaliyetlerini sürdürdü. YARIN: Genç ömürlerine büyük bir mücadeleyi sığdıran Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in yaşam hikayeleri ve tanıklar.
