Savaşa karşı yeniden barış bloku zamanı

Sezai TEMELLİ yazdı —

19 Ekim 2021 Salı - 22:15

  • Faşist iktidar, savaştan beslenen politikalarını her geçen gün daha yüksek maliyetli finansman ile sürdürüyorsa, bunun kaçınılmaz olarak yoksulluk getireceğini de bilmemiz gerekir. Savaşa ses çıkarmıyorsak, halka dayatılan yoksulluğa da rıza gösteriyoruz demektir…

Faşizm için şiddet ve savaş mutlaktır. Bugün faşist iktidar ayakta kalmak uğruna, derinleşen çoklu krize rağmen, yeniden Rojava ve Kuzeydoğu Suriye’yi hedefine alarak savaş propagandasına başlamış bulunuyor.

Köhnemiş iktidarlarının bekası uğruna Kürt düşmanlığından beslenen ırkçılığa sımsıkı sarılmaya devam ediyorlar. Yükseltmeyi umduğu milliyetçilik dalgası üzerinden siyasi sörfe hazırlanan iktidar, devletin ve saray medyasının tüm aygıtlarını yeniden seferber etmiş durumda. AKP-MHP faşizmi Efrîn’de olduğu gibi bir konjonktürü bir kez daha yaratabileceğini umuyor.

Bu savaş girişiminin iktidar açısından ne anlama geldiğini biliyoruz. Merak ettiğimiz, bunca kriz deneyiminden, yaşanmış yıkımlardan ve acılardan sonra iktidar dışı siyasetin savaşa nasıl yaklaşacağı?

Geçmişte olduğu gibi siyasi muhalefetin önemli bir kısmı milliyetçilik dalgasının etkisinde mi kalacak, iktidarın siyasi sörfüne ayak mı uyduracak, yoksa bu kez faşizmin savaştan beslenen politikalarının karşısına barışı savunan bir siyaset ile mi çıkacak?

Suriye savaşı başlamadan, bu savaşa karşı bir barış bloku deneyimini hatırlamakta fayda var.

Bu deneyim Suriye savaşına ve Türkiye’nin bu savaştaki rolüne engel olamamış olsa da, savaşa karşı güçlü bir barış mücadelesinin potansiyelini açığa çıkarmıştır.

On yıl öncenin siyasi kodlarının bugüne kadar çok daha katı bir forma sahip olduğunu da bu arada unutmamak gerekiyor. İktidarın, ama ondan öte devletin Kürt meselesine bakıştaki irrasyonalitesinin yıkılması, başka bir rasyonalitenin inşa edilmesi her şeyden önce barış mücadelesinin ve siyasetinin güçlenmesinden geçiyor. Barış Bloku deneyimi bu anlamda önemli bir politik işlevsellik yaratmıştı.

Bugün yaşadığımız politik iklimde, siyasi ve toplumsal muhalefetin faşist iktidara karşı güçlü bir barış blokunu var etmesi çok daha olanaklıdır. Geç kalmaksızın harekete geçmek, eylem ve düşüncede savaş karşıtı bir siyasal süreci örgütlemek acil bir ödev olarak önümüzde durmaktadır.

Faşist gevezeliklerle sürdürülen polemiklerin siyaseti sürüklediği yer bir çözüm alanı değil, tam tersine çözümsüzlüğü besleyen bir mecradır.

Barış mücadelesi ile demokratikleşme arasındaki illiyet bağını yitirmiş bir anlayışın otoriter rejimin beslendiği kaynaklara hizmet edeceğini unutmamamız gerekiyor.

Ekonomik sıkıntıların, yoksulluğun, işsizliğin, hayat pahalılığının bu denli gündem olduğu, halkın gasp edilmiş bütçesinin konuşulduğu bir ortamda savaşın konuşulmaması siyasete şaşı bakmanın yarattığı bir sonuçtur.

Oysa ortaya çıkan sorunların kaynağında, ısrarla sürdürülen savaş politikalarının olduğunu unutmamak gerekiyor.

Kaldı ki bugün ekonomik sorunlar neredeyse halkın çok büyük bir kısmı için ortak sorundur.

Faşist iktidar, savaştan beslenen politikalarını her geçen gün daha yüksek maliyetli finansman ile sürdürüyorsa, bunun kaçınılmaz olarak yoksulluk getireceğini de bilmemiz gerekir. Savaşa ses çıkarmıyorsak, halka dayatılan yoksulluğa da rıza gösteriyoruz demektir…

Savaş sadece iktisadi yıkım yaratmıyor. Topyekûn bir yıkımın nedeni olarak da karşımıza çıkıyor.

Yargının bağımlı hale gelmesinden, bürokrasinin her alanda özerkliğinin yitirmesine kadar, devlet mekanizmasının kurumsal işleyişini dejenere ederek kamusallığı da tüm boyutlarıyla çökermeye devam ediyor.

Kayyumcu bir anlayışla siyaseti düzenleyen bu mekanizma, savaş ve şiddet merkezli bir yaklaşımla otoriter rejimi her alanda yeniden üretiyor.

Bu tarihsel eşikte önümüze çıkan büyük bir dönüşüm olanağını berhava etmemek adına, tüm siyasi ve toplumsal muhalefete önemli görevler düşmekte. Her şeyi biranda değiştiremeyebiliriz ama savaşı bir anda durdurabiliriz.

Tecridi sonlandıracak, savaşı durduracak güçlü bir hamle faşist iktidar için sonun başlangıcı olacaktır.

Demokratikleşme dediğimiz şeyin somut bir zemine oturması da ancak barış, siyasi özgürlükler, insan hakları konularında atılacak adımlarla mümkündür.

Barış cephesinde faşizme karşı bir araya gelebilmeyi başarmak belki de en güçlü ve umutvar adım olacaktır…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.