Seçim “Yeni”yi yaratabilir mi?

  • “Yeni”ye doğru değişim eğilimi, her şeyden önce toplumsal ilişkilerin tazelenmesine vesile olabilir ve aynı zamanda seçimlere yönelik biçimsel yaklaşımı da hayatın sıradanlığına bir müdahele anlamında dönüştürebilir.

 

 

GÖKSEL ARSLAN

 

Seçimler, “yeni” toplumsal ilişkilere yol açma zemini olarak nitelenebilir mi? Başka bir deyişle seçimler, yaşamın ‘olağan’ akışına bir müdahale olarak görülebilir mi?

Bu anlamda seçimler sadece çürümüş iktidarın düşmesini değil, aynı zamanda çürümüş toplumun köklerini de tartışmaya açabilir mi?

O köklerin geçiciliğini ve koşulların değişme eğilimini göstermeyi içerebilir mi?

Soruların kapsamı ne kadar geniş olsa da, açık uçlu tüm cevaplar arasında “Evet” yanıtı güçlü bir olasılık olarak öne çıkmaktadır.

Seçimler üzerinden gelişen sosyo-politik etkiler ve ihtimaller göz önünde bulundurulduğunda, seçimler vesilesiyle “eski” ve “yeni” toplumsallığın muhteviyatındaki köklü çelişkilerin açığa çıkartılabileceği söylenebilir. Aynı zamanda siyasi rejimi biçimsel iktidar/hükümet değişimine indirgeyen restorasyoncular ve buna “demokrasi” etiketi yapıştıran retorikleri (safsataları) deşifre edebilir.

Fakat aynı zamanda seçim bir tuzağa da dönüşebilir. Bütün toplumsal birikimin yağmalanmasını, halka ait kamu hazinesinin soyulmasını, insanlığa karşı suçları, savaş suçlarını, yasal ve anayasal suçları, zorbalıkları temize çekerek üzerini örtebilir. Kürdistan coğrafyasında kendine has nitelikler taşıyan köklü/tarihsel çelişkileri siyasi merkezin dar, kurumsal, konforlu labirentlerinde gözden kaybettirebilir. Köklü çelişkileri tartışmaya açanların arasında yer alıyorsa restorasyoncuları görünmez hale getirebilir.

Siyasi iktidar fetişizmi ile gelen restorasyon, “özgürlük” veya “demokrasi” etiketiyle ideolojik rejim aygıtlarının sis perdesi içinde politik-toplumsal ilişkilerdeki tahakkümü gizleyebilir. Seçimi biçimsel iktidar değişimine indirgeyen fetişizm politik-toplumsal çelişkileri göz ardı edebilir. “Eski” rejimin mantıksal sonucu devam edebilir.

Buna karşı; “yeni”nin siyasi merkezin biçimsel ele geçirilmesine dayalı restorasyon ile kurulamayacağının altı çizilebilir. Toplumun radikal demokrat dinamikleri, “yeni”nin inşası ve “eski”nin ortadan kaldırılması noktasında, bu biçimsel değişimci fetişin karşısında somut toplumsal aktör olabilir. Daha da ötesi “devrimci olan” belirleyici aktörün yeni toplumsal ilişkilerin gerçekleşmesinde yegâne güvence olduğu toplumsal bilince iştirak edebilir.

“Yeni” hiç kuşkusuz ilk olarak farklı kavramlar, tartışmalar, çelişkiler arasında oluşan toplumsal ilişkiler, o ilişkilerin aktörleri, iç içe geçmeler ve kopmalar şeklinde ortaya çıkar. O halde rüzgârlı, fırtınalı farklı denizlerde yol alınacağı söylenebilir.

 

“Yeni”yi yaratacak değişim eğilimi

Bu açıdan B.Hozat’ın ANF’ye yaptığı açıklama(1), toplumsal aktörleri cesaretlendirerek “eski” ve “yeni” arasındaki kaos ortamını berraklaştırabilir: “Bu faşist iktidarın yıkılması, aşılması, Türkiye’de çok ciddi demokrasi tartışmalarını, Kürt sorununun demokratik çözümünü, Türkiye’nin demokratikleşmesini, demokratik hukuk temelinde bir devlet yapılanmasını, inşasını ciddi gündeme koyacak ve bunun üzerinden çok ciddi bir tartışma gündemi açılacak. Farklı dinamikler ortaya çıkacak. Demokrasi eğilimi Türkiye’de daha fazla örgütlenme, çalışma, mücadele etme siyaset yürütme zemini kazanacak.”

“Yeni”, vurgulandığı gibi özellikle Kürdistan coğrafyası dışındaki mücadelede hakikatin görünür olması, bireylerin zihin itibariyle izolasyona tâbi tutuldukları alandan özgür praksis alanına geçmesi, yerel örgütlenmelerden başlayarak daha genele doğru demokratik örgütlenme imkânlarını gerçekleştirmesi için bir zemin olabilir.

Dolayısıyla bu seçim, dar siyasal anlamda bir değişimin değil hayata müdahale eden, toplumsal ilişkilerin değişimini mümkün kılan, köklü toplumsal çelişkileri çözüme kavuşturacak başlangıç adımlarını hayata geçiren bir seçim olabilir. “Yeni”ye doğru değişim eğilimi, her şeyden önce toplumsal ilişkilerin tazelenmesine vesile olabilir ve aynı zamanda seçimlere yönelik biçimsel yaklaşımı da hayatın sıradanlığına bir müdahele anlamında dönüştürebilir.

Seçimleri bu değiştirici, dönüştürücü bakış açısı ile el almak, bu bilincin içinden geçerek kavramak “yeni”nin yaratıcısı olabilir.

“Eski”yi kavramak, “Yeni”yi yaratmak

Bilindiği gibi faşizan, zenofobik hegemonyaya dayanan milliyetçi, muhafazakâr, politik islamcı toplum dokusu özellikle son on yıllık süreçte saldırgan mukaddesatçı neofaşist iktidar bileşimine doğru evrildi. Hiç kuşku yok ki bu evrilme, 1980 öncesi rejimin Kenanizm momentinden geçerek, başta Kürdistan coğrafyasına özgü olanlar olmak üzere Türkiye’ye özgü köklü politik-toplumsal çelişkileri çözememenin getirdiği mantıksal bir sonuçtu. “Eski”, hem ideolojik hem de toplumsal ilişkiler bağlamında bu iktidar bileşiminde kristalize oldu.

Bu toplumsal yapı kökleriyle bütünsellik içinde kavranabilir, çürümüş olanlar ise kavrayışın gücüyle sökülebilir.

Klasik materyalist disiplin ideolojik var oluşun içinden çıktığı toplumsal ilişkilerle birlikte bir bütün olduğunu ve ideolojik doku ve onu üreten toplumsal dokuyu birbirinden soyup çıkarmanın imkânsız olduğunu söyler. “Eski”yi kavramanın “yeni”nin açılmasında asli malzemelerden biri olduğunu altını çizerek söyler.

Lasalle’dan esinlenirsek, yeni bir dönem ancak o güne kadarki “gerçek”, bilinç zemininde idrak edilerek açılabilir (2). Devamında Mağripli’nin söylediğini takip edersek, toplumsal bir var oluşun gerçeği, onun en gelişmiş, en olgun halinden başlanarak anlaşılabilir (3).

Dolayısıyla “eski”nin gerçeğini bilinç düzeyinde idrak edebilmek için onun en olgunlaşş haline bakılmalıdır. Başka deyişle güncel neofaşist iktidar karmaşasının berraklaştırıcı anahtarını bulabilmek ön açıcı olabilir.

Bu açıdan, toplumsal kökleri kılcal damarlara kadar inen örgütlenme tarzı ile faşist formasyonların en totaliteri, en olgunu diyebileceğimiz, arketip bir model oluşturan Nazi doktrini “eski”nin anahtarını verebilir, görünüşündeki karmaşayı netleştirebilir. Zira doktrinin kimi ana damarlarını günümüzün neofaşist formasyonu içinde kalıntılar ve senkretik nitelikler taşıyan “tek adam”cı pratikler olarak gördüğümüz söylenebilir. Dolayısıyla klasik faşizmden arta kalanlar güncel neofaşist formları anlamak için iyi bir anahtar olarak kullanılabilir.

 

Yeni bütünü idrak etmek

Bu çerçevede yaklaşırsak hukuk ve siyaset teorisi üzerine çalışan “Nazi Hukuku”nun babası Carl Schmitt’in “Führer Hukuku Korur”(4) başlıklı makalesi Almanya’da klasik faşist modelin kurucu temel metinlerden biri olması hasebiyle oldukça önemlidir.

Makale, “Adolf Hitler’in Uzun Bıçaklar Gecesi Hakkındaki 13 Temmuz 1934 Tarihli Meclis Konuşması Üzerine” alt başğını taşır. Kısa, konsantre cümlelerin emredici mahiyetiyle hukuku bir ilahiyata çeviren Schmitt’in doktriner argümanlarının güncel olması nedeniyle alet çantamızda bulunması önemlidir. Schmittçi hukuki ilahiyatın çeşitli ülkelerdeki neofaşist modellerin içinde şu veya bu ölçüde devam etmesi “eski”yi idrak zemininde esaslı bir yol açabilir.

Schmitt makalesinde şöyle yazar: ‘’Gerçek lider daima bir yargıçtır da. Liderlikten yargıçlık doğar. Führer, yargının altında durmaz; aksine kendisi en yüksek yargıdır…Liderin yargıçlığı, her halkın hukukunun kaynağı ile aynı kaynaktan çıkar. O, en acil durumda en yüksek hukuku korur ve bu hukukun yargısal, intikamcı gerçekleşmesi en yüksek düzeyde ortaya çıkar. Her devlet yasası, her yargıç kararı, bu kaynaktan çıktığı ölçüde hukuk içerir. Geriye kalan hukuk değildir, aksine maharetli bir suçlunun alay edeceği, bir ‘pozitif zorlayıcı normlar’ manzumesidir.”

Schmitt’in klasik faşist modelde tek kişiye indirgenmiş iradeyi gösteren bu cümleleri “tek adam”cı eklektik neofaşist modeldeki karmaşayı berraklaştırarak ilga edilecek “eski”yi idrak imkânı verebilir. Daha da ötesi siyasi iktidardan bağımsız yargı dâhil demokratik, katılımcı, özerk yerel yönetimlere kadar toplumsal ilişkilerdeki “yeni” bütünü idrak etmemizin zeminini de açabilir.

Toplumsal hareketlerin etkisinin derinleşerek nitel sıçrama eğilimine girdiği ve seçim döneminin bu eğilimle örtüşğü rastlantısallık, seçimin biçimsel yüzü diyebileceğimiz doğrudan hangi partiyi tercih ediyoruz zemininde olmadığımızı gösterdi. Seçim, nasıl bir hayatı ve hangi “yeni” toplumsal ilişkileri tercih ediyoruz sorusuna kilitlendi. Siyasi iktidardaki biçimsel parti tercihi hayatımızın esasına ilişkin seçimimizin bir parçasına dönüştü.

Bu örtüşme aynı zamanda “yeni” eğilimin gerçekleşme imkânını yaratan ve “eski”nin başka deyişle neofaşist merkezin erimesine yol açan momentlerin idrak edilmesini de beraberinde getirebilir.

Bunlardan belki de en belirleyicisi Kürdistan coğrafyasındaki “yeni” toplumsal ilişkiler ve özellikle o toplumsal ilişkilerin yaratıcı kalbine yönelik saldırının özgürlük savaşçıları tarafından etkisiz hale getirilmesidir.

 

Kavranması gereken temel halka

Hatırlarsak, geçtiğimiz yıl savaş suçları niteliğinde olan fiilleri de kapsayan saldırı, “eski”nin kendini tahkim etmesini ve neofaşist merkezin ayakta kalmasını sağlayabilecek son çabasıydı. Bekledikleri sonuçlara ulaşabilselerdi kışkırtılan milliyetçi, mukaddesatçı kalabalıkların siyasi hegemonyası seçim döneminde toplumun üstüne ağır bir demir fanus misali çökebilirdi. Fakat bu, özgürlük savaşçılarının direnişiyle engellendi. Bu mukaddesatçı hegemonyaya yol açacak saldırının dağıtılması seçim dönemiyle örtüşen “yeni” bir hayat eğiliminin gerçekleştirilebilir hale gelmesinde belirleyici oldu. Seçimin, hayata müdahale anlamında yaptığımız seçimle iç içe geçmesi ve buradan sıradan insanın sıradan hayatına sızmasının hareket noktaları arasında en belirleyici olanı, fark edilse de edilmese de işte bu can bedeli insanüstü direniş oldu.

Mukaddesatçı neofaşist hegemonyanın son saldırısının kırılması, günün politik-toplumsal şartlarında kaçınılmaz bir karşılıklı etki, çatışma, birleşme, kopma zinciri yarattı. “Yeni” toplumsal ilişkiler yaratma eğilimi ilk kez geniş kalabalıkların gündelik hayatına dâhil oldu.

Seçimde kavranması gereken temel halkanın buralarda mayalandığı söylenebilir. Artık temel olan ile temel olmayan ayrılabilir, eksiklikleri, eleştirileri, hataları dile getirmekten korkmadan ucu açık, yaratıcı ilişkilerle temel olanın üzerinde bina edilebilecek her şey üretilebilir. İşte bu mayalanmanın açtığı çatlaklardan hayata sızan, geniş kalabalıkların öfkesi ve tarihsel sınırlılığı içinde özgürleşme isteğine fark edilmeden iştirak eden “bilinç” belirleyici olabilir.

Bu bilinç, toplumsal doku itibariyle derinleştikçe, demokratik meşruiyetin kaynağı “yeni”nin yeşerebileceği yerel politik-toplumsal örgütlülükler, tartışmalar içinden yeşermeye başlayabilir. Biçimsel siyasi iktidar değişimlerinin tutsaklığı kırılabilir, siyasi merkezin, dar, kurumsal, konforlu labirentlerinde kaybolunmayabilir. Belki özgürleşme dinamikleri yolun sınırsızlığını gösterebilir.

Seçim “tarihsel” niteliğini işte o zaman kazanabilir. O zaman, endüstriyel siyasetin dışında olan politik aktörlerle, toplumsal hareketlerle gündelik hayatımızda iç içe geçilebilir. Yüzyılı belirleyen seçim niteliği eğilim olmaktan çıkarak hayata müdahale ederken yaptığımız seçimlerle örtüşebilir. “Yeni”yi gerçekleştirilebilir hayata dönüştüren bir özgürlük savaşçısının defterine yazdığı gibi, o zaman “Güneşin doğuşunu Nemrutlardan, batışını ise Wan Kalesi’nden izleyeceğiz hep birlikte” denebilir.

 

(1) Besê Hozat, KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı, 31 Ocak 2023 tarihli ANF Haber Sitesi.

(2) F.Lassalle, “Kazanılmış Haklar Sistemi”, Teksir Baskı

(3) K.Marx, “Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı”, Çeviri. Sevim Belli, Sol Yayınları

(4) Carl Schmitt, “Hukuki Düşüncenin Üç Türü”, Çeviri. Toros Güneş Esgün, Pinhan Yayınları

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.