Türkiye’nin çağ dönümü
Hasan KILIÇ Haberleri —
- Devlet içi dinamikler, sermaye fraksiyonları ve siyasi temsilcileri bir lider etrafında koalisyon kurdu. Bu koalisyonun çimentosu Kürt sorununda müzakereye dayalı çözümün terk edilmesi ve Kürtleri “kurucu öteki” olarak kodlayıp rejimin güncellenmesiydi.
- Yeni dönemin ruhu Kürt sorununun reddi, Ortadoğu’da Sünnilik, Kafkaslarda ise Türklük üzerinden yeni genişleme alanlarının aranmasına dayanıyordu. Bu yeni dönemin ruhu, Kürt sorununda reddi “yokluk’tan kalmadı’lığa” terfi ettirdi ve reddin yeni bir versiyonunu söylemsel olarak kurdu.
- Küresel açıdan artık ülkeler içi “demokratlar ile sağ popülist liderler” arasında değil, ülkeler arası “demokratlar ile sağ popülist liderler” ikiliği oluşmaya başladı.
- Küresel ve bölgesel gelişmeler ile bunların içeriye etkileri öngörülemediği için iç siyaseti yeniden düzenleme zorunluluğu doğuyor. “Rasyonel zemine dönme” iradesi gelişecekse bu, ilk olarak Kürt sorununda demokratik çözüm kapıları aralanarak gerçekleştirilmelidir.
Kürt sorunu tanımı ve çözüm setleriyle birlikte büyük bir değişime uğramıştır. Bu dönemde Kürt sorununu tanımlayan kavramlar dönüşüyor, cari mücadele başka bir düzeyde yeni dinamiklerle devam ediyor. Kürt sorununu bu dönemde farklı bir dil ve çözüm setine sevk eden temel gerçeklik küresel ve bölgesel ekonomi politik ve jeo-politik değişimler oldu.
Geçmişte Kürt iradesinin Rojava’ya doğru genişlemesi ve Türkiye’nin bu iradeyi yönlendirmek isteğinin karşılık bulmaması önemli iki dönüm noktası oldu. 2015 yılıyla birlikte devlet aklı için bir karar aşamasına gelindi. 2011 yılında Suriye iç savaşının yönlendirdiği tehdit algısı, bu savaşın içeriye yansımalarına dair çeşitli varsayımları içeriyordu. Bir yandan içeriye yansıma şeklindeki tehdit algısı diğer yandan mevcut savaştan genişleyerek -bölgesel güç olarak- çıkma fırsatçılığı devlet aklını içeride de harekete geçirdi. 2015 yılına geldiğimizde, Suriye’deki dinamikler arasında az çok bir denge, tehdit-fırsat denklemi yeni bir düzleme yerleşmişti. Ayrıca 2015 yılı itibariyle özellikle kapitalist merkez ülkelerdeki ekonomi-politik sinyaller Türkiye’de klasik neoliberal politikalardan (bugünlerde adı rasyonel zemine dönüş oldu) sapmaya ve otoriter popülist bir siyasi erki örgütlemeye izin vermeye başladı. Hatta bu gidişat devlet açısından zorunlu yol olarak görülmeye başladı. Çünkü devlet ve ulus bir krizdeydi, sermaye ise akacağı yeni mecralar bulma zorunluluğuyla karşı karşıyaydı.
Yokluk’tan kalmadı’ya: Reddin yeni versiyonu
Bu yönüyle Kürt sorununun reddi açısından en belirgin dönem, Çözüm Süreci’nin bitirildiği ve seçim sonuçlarının tanınmadığı 2015 yılı oldu. Devlet içi dinamikler, sermaye fraksiyonları ve siyasi temsilcileri bir lider etrafında koalisyon kurdu. Bu koalisyonun çimentosu Kürt sorununda müzakereye dayalı çözümün terk edilmesi ve Kürtleri “kurucu öteki” olarak kodlayıp rejimin güncellenmesiydi. Yine sermaye özellikle savunma ve savaş sanayi teknolojisinin bizatihi devlet eliyle teşvik edilmesi üzerinden yeni bir yol aramaya başladı. 2015’ten 2023 yılına geldiğimizde, savunma ve savaş sanayisinin pop-figürü olan bir şahsın vergi rekortmeni olması söz konusu yolun taşlarının döşendiğini gösteriyor. Öte yandan dünyada hızla artan sağ popülist liderler çağına baktığımızda, Türkiye’deki gidişat bir anormallik taşımıyordu.
Çözüm Süreci’nde “Kürt-Türk İttifakı” üzerinden dışarıda yayılma, içeride ise yeni bir ulusal kimlik arama çabası, Kürt Özgürlük Hareketi’nin demokrasi, özgürlük, eşitlik, yurttaşlık gibi kavram setlerine çarpıp ideolojik-politik bir yenilgi almıştı. Yeni dönemin ruhu Kürt sorununun reddi, Ortadoğu’da Sünnilik, Kafkaslarda ise Türklük üzerinden yeni genişleme alanlarının aranmasına dayanıyordu. Bu yeni dönemin ruhu, Kürt sorununda reddi “yokluk’tan kalmadı’lığa” terfi ettirdi ve reddin yeni bir versiyonunu söylemsel olarak kurdu.
Yeni bir zaman: Kürt sorununda çözümün zemini
Devlet politikaları küresel ve bölgesel koşulları analiz eder. Bu zemindeki gelişmelerin içerideki dinamiklerle ilişkisine dair bir ölçüm yapar ve yeni stratejik yönelimler gerçekleştirir. Bu çerçeveden baktığımızda Türkiye açısından 2015 yılından bugüne hem küresel-bölgesel hem de iç siyaset ile ikisi arasındaki ilişkiler kapsamlı bir değişime uğradı.
Küresel açıdan artık ülkeler içi “demokratlar ile sağ popülist liderler” arasında değil, ülkeler arası “demokratlar ile sağ popülist liderler” ikiliği oluşmaya başladı. Putin’in Ukrayna savaşı sonrası bir kanadın küresel fenomeni olduğunu söylemek zor olmasa gerek. Bölgede özellikle Suriye iç savaşının soğuması ve küresel güçlerin bu meseleyi “dinlenme odası”na almasıyla Kürt iradesi kısmi yaralar alsa da taşları yerine oturtmaya başladı. İran’da sokak hareketlilikleri, İsrail’in Gazze saldırıları, yeni enerji koridorları gibi çok sayıda gelişme bölge açısından da yeni bir zamana işaret ediyor. İçeri ise deyim yerindeyse yangın yerine döndü. Ekonomik krizin derinleşmesi, kültürel farkların siyasal kamplaşmada merkeze doğru yürütülmesi, devlet kurumları arasındaki çekişmeler, yozlaşmanın artık sürdürülemez hale gelmesi ve benzeri birçok nedenden ötürü içeride yangın körüklenerek devam ediyor. Küresel ve bölgesel gelişmelerin içeriye nasıl etki edeceği ölçülemediği gibi 2015 yılı sonrası sımsıkı sarılınan Sünnilik ve Türklük herhangi bir yaraya merhem olma niteliğini taşımıyor artık.
Çağ dönümünde aklın adresi: Kürt sorununda demokratik çözüm
Türkiye siyaseti açısından bir çağın dönümündeyiz. Mevcut gerilim hatlarını taşıyacak bir ekonomi politik ve toplumsal sütun bulunmuyor. O yüzden hemen her gün yeni bir krize, toplumsal kesimlerin sinir uçlarıyla oynayan gelişmelerin etkilerine uyanıyoruz. Artık ideolojik-politik kuşatma ve sistematik zor politikalarının beklenen “yarar”ı iktidar ve devlet aklına getirmediği görülüyor.
Kaldı ki, küresel ve bölgesel gelişmeler ile bunların içeriye etkileri öngörülemediği için iç siyaseti yeniden düzenleme zorunluluğu doğuyor. Eğer gerçekten “rasyonel zemine dönme” iradesi gelişecekse bu, ilk olarak Kürt sorununda demokratik çözüm kapıları aralanarak gerçekleştirilmelidir.
Reel-politik, Kürt sorununda demokratik çözümü çağırıyor. Bu çağrıyı devlet aklı ve sorumlu siyasetle karşılamak; seçim sonuçları ve siyasi partiler arası rekabet, sermaye fraksiyonları arası servet savaşlarına kurban etmemek sadece bugünün görevi değil, geleceğe karşı sorumluluktur.







