Vedat Türkali ile iki karşılaşma

4 Eylül 2020 Cuma - 13:01

  • Vedat ağabey nereli olduğumu sordu, "Sivas" dedim. "Hımm, şimdi anlıyorum" dedi. Gençlerden biri söze girdi: "Neyi?" Bana döndü ve "Niye Bir Gün Tek Başına’yı beğendiğini şimdi daha iyi anladım" dedi. "Niye?" dedim. "O romandaki kıza aşık oldun tabii..!”

Cemal TURAN

Türkiye’nin doğa harikalarından biri olan Gökova koyuna 1985 yılı başında termik santral yapılacağı haberleri gazetelerde yer almaya başladı. Doğa savunucuları ve bir kısım aydın, termik santrale karşı itirazlarını yükseltiyordu. Biz de hem termik santrale karşı bir tepki olarak hem de koy yok olmadan gidip bir görelim diye gezi organize ettik.

Doğa harikası bir yer olduğuna dair methini çok duymuştuk Gökova koyunun. Sonunda dokuz kişilik bir grup olarak çadırlarımızı aldık, Eylül ayı ortalarında İstanbul’dan Gökova’nın yolunu tuttuk.

Gökova koyunda bulunan orman kampı içinde çadırlarımızı kurduk. Kamp sakindi, bizden başka dört-beş çadır vardı. Hemen denize gittik ve deniz değil, adeta durgun bir gölle karşılaştık. Mayoları giyip denize girdik. Suyun üst bölümü üç dört santim tatlı su ile kaplı. Dalarken önce soğuk sonra sıcak bir su ile karşılaşıyorsun. Kampın bir tarafı ise dağ yamacı, aynı zamanda Özel Doğa Koruma Bölgesi ve geyikler cirit atıyor.

Tabii hepimiz bölgeyi çok beğendik. Kampımızın üçüncü gününde, bir haftalık tatilimizi uzatalım mı diye konuştuk ama bir karar vermedik. Sonra grubumuzdan bazı arkadaşlar otuz metre ötemizde olan denizin kenarında güneşlenmeye gitti. Bir kısmımız da çadırların yanında ya kitap okuyor ya da uyumaya çalışıyordu. İki yüz-iki yüz elli metre uzakta bir kadınla bir erkek belirdi. Bize doğru geldiler. Altmışlı yaşlarda olan erkek, "Merhaba çocuklar, bu kampın çıkış kapısı hangi yöndedir?" deyince yerde ve bankta oturan biz ayağa kalktık. Erdi, öne çıkarak yolu göstermek istedi. O arada yaşlı adam, "Çocuklar galiba öğrencisiniz" dedi. Erdi, "Evet" cevabını verdi. Yaşlı adam, "Ha iyi, ben de yazarım" dedi. Haluk’un "Yazar mı, hangi yazar?" sorusuna yaşlı adam, "Ben yazar Vedat Türkali’yim, bu da eşim Merih" dedi. Bu lafı duyar duymaz yüksek sesle "Neee?" dedim ve birkaç metre geride olan masaya yöneldim. Masanın üstündeki gazete kağıdı ile kaplı kitabı alıp getirdim. Üstündeki gazeteyi yırtarak, "Bu da sizin kitabınız" dedim. Vedat Türkali ve eşi şaşırarak önce birbirlerine sonra da gülerek bize baktı. Haluk, "Bir çayımızı içmez misiniz?" deyince ikisi de "Hay hay" deyip masanın yanında sabit olan banklara oturdu. 

Erdi hemen çay yapmaya başladı. Bir yandan da deniz kenarında güneşlenen diğer arkadaşlara el işareti ile “gelin, gelin” yaptı. Onlar da iki yaşlıyı görünce aceleyle geldiler. O arada biz de meraklı bakışlarla masanın etrafına oturduk. Vedat Türkali bize nereden geldiğimizi ve hangi okulda okuduğumuzu sordu. 

Dokuz gencin yedisi liseyi bir yıl önce bitirdiklerini ve farklı üniversitelerin birinci sınıfında okuduklarını, bir kadın da ikinci sınıfta okuduğunu söyledi. Ben ise üniversiteye giremediğimi ve çalıştığımı söyledim.

Sonra hangi kitapları okuduğumuzu sordu. Haluk, birkaç farklı kitap ismi verdi, sonra Erdi dört beş araştırma ve roman ismi saydı. Ardından ben söze girdim, "Ne bulursak okumaya çalışıyoruz" dedim. Sonra diğer arkadaşlar anlattılar.

Vedat Türkali bana dönerek, "Mavi Karanlık bitti mi?" diye sordu. "Hayır ama bitirmek üzereyim, 40 sayfa kaldı. Bundan önce de Bir Gün Tek Başına’yı okudum" dedim.

Vedat Türkali, "Ha iyi o zaman" dedi. Sonra diğer gençlere sordu: "Siz de benim kitaplarımı okudunuz mu?" Haluk, "Ben, Bir Gün Tek Başına’yı okudum" dedi. Diğerleri "yok" anlamında kafa salladı. Sonra bana döndü, "Hangi kitabımı beğendiniz?" diye sordu. Ben duraklamadan, "Bir Gün Tek Başına”yı dedim. Vedat Türkali, "Ama siz bunu daha bitirmemişsiniz. Bunu bitirin, fikriniz değişebilir" dedi. "Sanmam, zaten okurken bolca arkadaşlara da anlattım, niye Bir Gün Tek Başına’yı beğendiğimi de" diye yanıtladım.

Vedat Türkali, "Siz yine de bitirin. Biz yandaki köyde kalıyoruz. Bugün bitir, yarın oraya gelin konuşuruz" dedi. Sonra, şivemden anlamış olacak ki, "Siz Kürt müsünüz?" dedi. "Evet" dedim. 

Bu arada çaylar geldi, içtik. Neler yapıp yapmadığımızı sordu. Biz de kitapları nasıl yazdığını sorduk.

Mavi Karanlık kitabını imzalamasını istedim. Kalem istedi. Elleri titriyordu, "Ben normalde mühür kullanıyorum, imza atamıyorum" dedi ve zorlansa da kitabı imzaladı.

Vedat ağabey nereli olduğumu sordu, "Sivas" dedim. "Hımm, şimdi anlıyorum" dedi. Gençlerden biri söze girdi: "Neyi?" Bana döndü ve "Niye Bir Gün Tek Başına’yı beğendiğini şimdi daha iyi anladım" dedi. "Niye?" dedim. "O romandaki kıza aşık oldun tabii!" Ben "Ne alakası var" deyince yanıtladı: "Var, alakası var. Seher hemşehrin, Sivaslı ve güzel."

 

 

Herkes bana bakınca ben de biraz utanarak kendimi büzdüm, ses etmedim.

Yaklaşık iki saat yanımızda oturduktan sonra Vedat Türkali ve eşi kalktı, "Artık köye gidelim" dediler. Erdi, "Tamam, sizinle geleyim, yolu gösteririm" dedi. İkisi de güldü. Merih abla, "Gençler, bu sizi kandırdı, yolu biliyoruz. Sizin öğrenci olduğunuzu anlayınca yolu bahane etti yanınıza gelmek için" dedi. Hep beraber güldük. Sonra kalkıp birkaç adım attıktan sonra, "Gençler, yarın saat birde ileriki köyde Mimar Nail Çakırhan’ın evinde olacağım, sizi de bekliyorum" dedi. Yavaş yavaş köye yol aldılar.

Sonra hemen kitabı okumaya giriştim ve o akşam  geri kalan kısmı da bitirdiğimde, "Fikrim değişmedi" dedim yanımdaki arkadaşlara.

***

Ertesi günün 13.00’ünü iple çektim. Gerçi artık yanımdaki diğer arkadaşlar da çok merak etmişti.

Bir arkadaşımızı çadırların yanında nöbetçi bırakıp erkenden köyün yolunu tuttuk. 12.00 gibi gidip evi bulduk, birkaç kişi vardı. Müstakil bir ev ve mimari harikası. Adeta bir müze gibi. Evi gezdik ve bahçeye çıkıp Vedat Türkali’yi bekleme başladık. Biraz sonra geldiler. Tabii başkaları da geldi. Elli-altmış kişi gelmişti. Sohbete başladı. Vedat Türkali, termik santrale bu güzelim doğayı yok edeceği için karşı olduğunu belirtti. Sonra dinleyicilerden kitaplarına ilişkin bir iki soru geldi, onları cevapladı. Yaklaşık bir saat süren sohbet bitti.

Biz yanına gittik, merhaba dedik. Mavi Karanlık kitabını elimde tutuyorum. "Bitirdin mi" diye sordu, "Evet" dedim.

"Gençler oturun" deyince yanına oturduk. Bana döndü, "Fikrin değişti mi" diye sordu, "Hayır" dedim. "Niye?"

Titreyerek, kekeleyerek anlatmaya başladım: "Mavi Karanlık’ta hep küçük burjuvaları eleştiriyorsun ama ne yapmaları gerektiğini anlatmıyorsun. Bir Gün Tek Başına’da ise bir mücadele var."

Sen bir şeyler yazıyor musun?" diye sordu. "Hayır" dedim. "Niye yazmıyorsun" dedi. Ben de "Yazamam ki" dedim. "Yazarsın, yazarsın. Sen bir yazmaya başla, düzeltmesi benden" dedi. Sonra İstanbul’daki adresini yazıp bana verdi. İstanbul’da görüşmek dileğiyle yanlarından ayrıldık ve kampın yolunu tuttuk.

***

Tabii ne ben ne de diğer arkadaşlar Vedat ağabeyin İstanbul’daki evine gittik. Grup gittikçe daha az görüşmeye başladı. Yaş büyüdükçe farklı siyasi eğilimler de ortaya çıktı.

Ertesi yıl İnsan Hakları Derneği kuruldu. İstanbul Şubesinin en genç üyelerinden biri oldum. Vedat ağabeyin kitapları da çoğaldı; onu yıllarca insan haklarına ilişkin açıklamalardan ve kitaplarından kısmen takip ettim. 

***

İlk karşılaşmamızın üzerinden 16 yıl geçtikten sonra, Aralık 2001’de, Vedat Türkali’yi bu kez Almanya’nın Bremen kentindeki Hikmet Kıvılcımlı Sempozyumu’nda yeniden gördüm. Uygun zamanını bulduğumda, kendimi tanıttıktan sonra ilk karşılaşmamızı hatırlattım. Vedat ağabey, "Evet, öyle bir şey olmuştu" dedi. Vedat Türkali artık olmuştu "Vedat ağabey". 

Almanya’da bir-iki yıldır günlük Özgür Politika’da gazetecilik ve kültür editörlüğü yaptığımı söyleyince, "Ha, yazmaya başladın yani" dedi. “Yok” dedim, “Ama haber ve söyleşiler yapıyorum ve buraya da sempozyum haberinin yanı sıra sizinle söyleşi yapmaya geldim.”

Vedat ağabey, "Benim sonraki kitaplarımı okudun mu? Biliyorsun sanırım, kitaplarımı okumayanlarla söyleşi yapmıyorum" dedi. Çoğunu okuduğumu söyleyince kabul etti: "Tamam, sempozyumdan sonra konuşuruz."

Vedat ağabey, Bir Gün Tek Başına ve Mavi Karanlık romanlarından sonra Eski Filmler (Senaryo), Bu Gemi Nereye (Anı), Dallar Yeşil Olmalı (Oyun), Tek Kişilik Ölüm, Özgürlük İçin Kürt Yazıları (Yazılar), Güven, Komünist (Anı), Yeşilçam Dedikleri Türkiye, Bu Ölü Kalkacak (Oyun) gibi kitaplara imza atmıştı ve ben de bu kitapların birçoğunu okumuştum.

Sempozyumdan sonra Vedat ağabey ve Mihri Belli, R. Nuri İleri, Emin Karaca gibi birçok kişi, birkaç gün Hamburg’ta Demir Küçükaydın ve Dr. Selçuk Eralp’ın konukları oldu. 

Vedat ağabeyin yanı sıra Türkiye’den gelen diğer konuklarla da sohbet olanağım oldu. Vedat ağabey artık yazmak istemediğini söyleyip “Artık yazma sırası sizin gibi gençlerde” diyerek, orada bulunanları birkaç kez cesaretlendirdi. Birçok anısının yanı sıra Türkiye’deki siyasetçilerin yalancılığı üzerine yazdığı "Yalancı Tanıklar Kahvesi" öyküsünü anlattı. Daha sonraki yıllarda bu öykü, "Yalancı Tanıklar Kahvesi" adı ile kitap olarak da yayımlandı. Ardından "Kayıp Romanlar" ve "Bitti Bitti Bitmedi" gibi kitapları yazdı. 

Vedat Türkali ile kitapları ve siyaset üzerine yaptığım söyleşi 2 Ocak 2002 tarihinde Özgür Politika’da "Asrın panoramasını yazdı" başlığı ile yayımlandı.

1919’da Sam­sun’da doğan Vedat Türkali (Abdulkadir Pirhasan), 29 Ağustos 2016’da 97 yaşındayken yaşama veda etti, ancak çok sayıda kitabı ve dünya görüşü ile aramızda yaşamaya devam ediyor.

 

Vedat Türkali ile söyleşiden notlar…

“Romanlarda da Türkiye devrimci hareketinin panoramasını yansıtmak, doğruları yazmak, özellikle gençlerin bilmedikleri dönemlerle ilgili açıklamalar yapmak istedim. Zannediyorum  benim romanlarımın tümünü okuyan insan, son 70-80 yılın siyasal yaşamını görür.”

 

“Be­nim Kürt so­ru­nun­da­ki tav­rım bel­li­dir. Bu ko­nu­da ki­ta­bım da var, “Kürt Ya­zı­la­rı” di­ye. Ve zan­ne­di­yo­rum ede­bi­ya­tı­mız­da, bir ro­man­da ilk de­fa “Gü­ven”de Kürt so­ru­nu­na de­ği­nen bir ­ta­kım  şey­ler var­dır.

 

“Kürt so­ru­nu, bi­zim te­mel so­run­la­rı­mız­dan bi­ri­dir ve ya­pı­sal bir so­run­dur, bu­nu ka­bul et­mek ge­re­kir. Ve ben ina­nı­yo­rum ki, Türk top­lu­mu Kürt so­ru­nu­nu çöz­me­den hiç­bir so­ru­nu çö­ze­mez.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.