Zılgıtlar, halaylar ve defin

FELEKXAN SERHAT

 

 

Bir döngü halinde insan doğar, büyür, ölür. Fakat doğum ve büyümeden çok ölüm, ölüm biçimi, ölümden sonraki süreç ve ölenin nasıl uğurlandığı konusu hep daha dikkat çekici olmuştur. Nihayetinde ölüm sonrası, bir devri kapatmakla birlikte geride kalanlar için yeni bir devrin başladığının göstergesidir. Geride kalanlar için yeni devrin başlayabilmesi ölüyü defnetmekle mümkündür. Burada öne çıkan iki önemli nokta var. Biri; ölen kişinin nasıl uğurlanmayı istediği (vasiyet), diğeri ise yasının nasıl tutulduğudur. Bu iki olgu uzun vadede toplumun kültürel yapısını ortaya koyuyor. Her toplumun insanlığın varlığından bu yana kendine özgü yas tutma ve ölü gömme biçimleri vardır. Nesilden nesile aktarılan bu biçimler artık kültürün içerisinde birer özgün yapıya dönüşüyor. Kimi toplumlar ölüsünü derin bir sessizlik içerisinde gömerken kimileri yüksek haykırış ve feryatlar eşliğinde, kimileri cenaze töreninde siyahlar giyerken kimilerinin cenazeye özgü kıyafet ve makyajları vardır. Bu biçimlerin her birinin kaynağı farklı olsa da aynı işlevi görür. 

Kurdistan’da da bölge bölge farklılık gösterse de ölü gömme ve yas biçimleri birbirine büyük oranda benzerlik gösterir. Ölünün yıkanması, cenaze namazı, tabutla kabre taşınma ve mezar. Yas ise İslam dininin de etkisiyle taziye ziyaretleriyle başlayıp ölümün kırkıncı gününe kadar sürer. Fakat Kürt halkına yönelik yıllardır süren soykırım saldırılarına rağmen halkın gerek sivil alanda gerekse de direniş ve mücadele alanlarında ortaya koyduğu yaşam biçiminin birçok şey gibi kültürel formları da dönüştürdüğünü söylemek yanlış olmaz. Özellikle Kürt Özgürlük Hareketi’yle birlikte ciddi ve sert bir şekilde ortaya konan varlığını ısrarla sürdürme iradesi, geçen süre içerisinde ister istemez kültürleşmiş formlarla da birleşti. Bu duruma dair en güçlü tanıklıklarımız şehit düşen gerillaların vasiyet, gömülme ve yas süreçlerinde gerçekleşiyor. Şehit cenazelerinin zılgıtlar, davul zurna eşliğinde şarkılar, danslar ve sloganlarla toprağa verilmesi Kürt halkının direnişinde yeni bir simgeye, temsile, ritüele dönüşüyor. Bu törenlerde sık sık sarfedilen ‘Şehîd Namirin’ sloganı da bu anlamda sadece yaşamdan kopan/koparılan kişinin anılarının yaşayacağı anlamına gelmiyor. Slogan, aynı zamanda bu sözcükleri sarfeden her kişinin uğurladığı kişinin çizgisini sürdürme, mücadelesini devralma kararlığını da temsil ediyor. 

17 Haziran 2022’de Türk devletinin Süleymaniye’de bir araca yönelik SİHA saldırısında şehit düşen Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Yürütme Meclisi Eş Başkan Yardımcısı Ferhad Şiblî için Dêrik’te düzenlenen törende de benzer bir durum yaşandı. Şehidin cenazesi Başûr’dan Rojava’ya geldiğinde çiçeklerle süslenmişti. Kalabalık bir halk kitlesinin onlarca araçlık konvoylarla cenazeyi Sêmalka Sınır Kapısı’ndan alıp defnedildiği yere kadar terk etmemesi de ‘varlığını sürdürme’ kararlılığına işaret ediyordu. İşte bu noktada ölüm artık geride kalanlar için yaşamın inatla sürdürülmesi kararlılığının mihenk taşına dönüşüyordu.

Hafızama kazıdığım bir diğer görüntü de YPJ Komutanlarından Sosin Bîrhat’ın cenazesinin uğurlanma şeklidir. Birçok kez yaşamını yitiren kişinin vasiyeti üzerine ağlanmayan, defin yeri ölen kişi tarafından önceden kararlaştırılan, ağıt yakılmayan taziye ve törenlere katıldım. Fakat Sosin Birhat’ın cenaze töreninde çalan davul zurna beni derinden etkiledi. Sosin Bîrhat, 2014-2016 yıllarında Halep’in Şêxmeqsûd Mahallesi’nde ortaya konan savaşta adını tarihe yazdıran efsanevi bir komutandı. 19 Ağustos 2021’de Til Temir’deki hava saldırısında şehit düştü. Vasiyeti üzerine davul zurnayla karşılanarak Şehba’da toprağa verildi. 

Defin sırasında halay çekenler, cenaze törenine süslenerek gelen şehit anneleri, yaşamını yitirenlerin vasiyetlerinde ölümü düğün gibi tarif etmeleri, zılgıtlar eşliğinde direniş ve zafer şarkıları… Tüm bunların Kürt toplumundaki ölü gömme geleneklerinin aksine, alışılmadık yeni bir ritüele işaret ediyor. Günden güne yayılan ve örnekleri çoğalan bu ritüel, 40 yılı aşkın bir süredir ortaya konan devrimci mücadelenin, varlık-yokluk savaşının artık kültürleştiğini gözler önüne seriyor. Yaşamı uğruna ölecek kadar sevenlerle başlayan bu mücadelenin artık bir yaşam biçimine, bir kültüre dönüştüğünü söylemek yerinde olacaktır. Kültürleşen bir yaşam biçimi her yanı ölümle sarılsa bile yok edilemeyecektir. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.