104 gazeteci tutsak

  • 104 gazeteci, Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü, Türk cezaevlerinde karışladı.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 3 Mayıs’ı, 1993’te Dünya Basın Özgürlüğü Günü ilan etti. BM’nin amacı etik gazeteciliği ön plana çıkarmak ve basına yönelik baskıların önüne geçmekti. Türkiye’de ise gazetecilik en tehlikeli meslekler arasında. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) tarafından hazırlanan 2020 yılı basın özgürlüğü endeksinde Türkiye, 180 ülke arasında 154. sırada.

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), “Dünya Basın Özgürlüğü Günü”ne ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye’nin basın özgürlüğü açısından her dönem kötü bir karneye sahip olduğunu belirterek, AKP’nin 18 yıllık iktidarı döneminde ise baskı, engelleme ve sansürün tavan yaptığını vurguladı. Açıklamada, “Gazeteciler halen hedef tahtasına oturtuluyor. Basın emekçilerini engellemek için her türlü yol deneniyor. Gözaltılar, tutuklamalar, soruşturmalar, davalar, hapis cezaları ve daha birçok baskı hız kesmeden devam ediyor. Öyle bir tablo oluşmuş durumda ki, haber yapması gereken gazeteciler yaşadıkları mağduriyetlerle haber konusu oluyor. Birçok gazetecinin son dönemde en çok yaptığı iş kendi meslektaşının maruz kaldığı saldırıyı veya aldığı hapis cezasını haberleştirmek olmuştur” denildi. Tutuklu gazeteciler bir an önce serbest bırakılmasını isteyen DFG, “Gazetecilere Yönelik Hak İhlalleri Raporu”nu da paylaştı. Nisan verileri ve yılın ilk dört ayında yaşanan hak ihlalleri istatistiklerinin paylaşıldığı rapora göre:

  • Nisan ayında iki gazeteci gözaltına alındı, bir gazeteci tutuklandı, bir gazeteci saldırıya uğradı, 12 gazeteciye soruşturma açıldı, 10 gazeteciye dava açıldı, bir gazetecinin yargılanmasına devam edildi, 275 internet içeriği ve sitesine erişim engeli getirildi, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) 11 televizyon ve radyoya yayın cezası verdi, 3 gazetecinin ise işine son verildi.
  • Yılın ilk dört ayında gazetecilerden 29’u gözaltına alındı, 10’u tutuklandı, dördü saldırıya uğradı, 26’sı hakkında soruşturma, 14’ü hakkında dava açıldı, 15 gazeteciye yargılandıkları davadan ceza verildi, 277 site ve içeriğe erişim engeli getirildi, yayın kuruluşlarının 13 içeriği ya sansürlendi ya da RTÜK tarafından yayın kuruluşu cezalandırıldı, 11 gazetecinin ise işine son verildi.
  • Mayıs itibarıyla Türk cezaevlerinde 104 gazeteci tutuyor.

Salgın açıklandığından beri

CHP’nin gazeteci kökenli Milletvekili Utku Çakırözer’in paylaştığı “Koronavirüs Döneminde Basın Özgürlüğü Raporu”na göre ise Türkiye’de ilk salgın vakasının açıklandığı 11 Mart’tan bu yana salgınla ilgili yaptıkları haber ve yorumlar gerekçe gösterilerek 10 gazeteci gözaltı alındı, bir gazeteci tutuklandı. Toplam 30 gazeteci hakkında ifade, soruşturma ve dava süreçleri başladı. Gazeteciler hakkındaki suç duyurularının tamamına yakını devlet yöneticileri ve kurumlarınca yapıldı.

Meclis’ten geçen infaz kanununda ise, gazetecilerin yargılandığı ‘MİT Kanununa muhalefet’ suçları indirim kapsamı dışına çıkarıldı.

408 yıla kadar hapis

Medya özgürlüğü araştırmaları yapan sivil toplum kuruluşu olan Press in Arrest’in, hazırladığı 2020 Basın Özgürlüğü Raporu’na göre; Nisan boyunca görülen 17 davada 23 gazeteci en az 171 yıl 11 aydan 408 yıl 10 ay 15 güne kadar hapis istemiyle yargılandı. Koronavirüsü salgını tedbirleri kapsamında duruşmaların pek çoğu görülmeden ertelendi.

62 gazeteciye Erdoğan’a hakaretten

Beş yılda 62 gazeteciye “Cumhurbaşkanına hakaret”ten ceza verildi. FOX TV’ye, Halk TV’ye, TELE 1’e, Haber Global TV’ye RTÜK tarafından peş peşe cezalar kesildi. Cezalarla yetinmeyen RTÜK Başkanı ‘Yasadan kaynaklanan diğer yetkilerini de kullanmakta tereddüt etmeyeceğiz’ diyerek televizyon kanallarını kapatmakla tehdit etti. BirGün gazetesi ‘Bazı haberlerde yayın kaynağının kullanılmaması’ gerekçesiyle, Evrensel gazetesi de haber başlıklarının gerekçe gösterildiği bir karar nedeniyle toplam 49 gün boyunca ilandan oldu.

Erdoğan ‘virüs’ olarak görüyor

Gazeteci ve Medya Eleştirmeni Ragip Duran, Türkiye medyasında güvenlik ve polisiye önlemlerle nitelikli haber takibi yapmanın önünün kesildiğini belirterek, Erdoğan’ın, “Ülkemiz sadece koronavirüsten değil, aynı zamanda bu medya ve siyaset virüslerinden de inşallah kurtulacaktır” açıklamasını hatırlattı. Duran, bu açıklama sonrası medya üzerindeki baskının daha da artığını vurguladı. Duran, “Gazeteciliği virüse benzetmenin olur yanı yok. Sonuç olarak virüs öldürücü bir şey. Gazetecilik ise insanların daha iyi yaşaması, topluma etkin bir şekilde katılması için bilgi akışında bulunuyor. Ancak Türkiye’de bu bilgi üretimine karşı yoğun bir cehalet ve vicdansızlık var” dedi.

İktidarın medyanın büyük bir bölümünü tekeline aldığını kaydeden Duran, böylece dışarıda olup biten her şeyi istediği renkte sunmaya çalıştığını ifade etti. Duran, şunları söyledi: “İktidar, bir bütün olarak medya organlarını bazen yasal, bazen gayri yasal yollarla ele geçirip hükmetmeye ve yönlendirmeye çalıştı, hala çalışıyor. Ancak buna rağmen Saray iktidarı açısından tekelde olan yazılı medyaları büyük ölçüde hayal kırıklığı yarattı. Bir yandan yüzde 95 oranında medyaya hükmetmeye kontrol etmeye çalıştığı ama bir yandan da bu medyanın son derece güçsüz, inandırıcılıktan uzak, güven vermeyen bir medya yapısı olduğunun da farkındalar. İnsanların büyük bir kısmı da hangi gazetenin kime hizmet ettiğini büyük ölçüde biliyor. Bundan ötürü satışları günden güne düşüyor. Örnek verecek olursak, Hürriyet Gazetesi devlete yakın ama vakti zamanında haber açısından zengin bir gazeteydi. En son olarak devredilmeden önce bunun tirajı 300 bin civarıydı. Bugün tirajının 30 binlerde dolaştığı söyleniyor. Nedeni de çok açık, çizgi değişikliği. Televizyonlar da artık sadece devletin ya da iktidarın bir propaganda aracına dönüştü.”

AMED

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.