Acımasızca ve etik dışı 

Dünya Haberleri —

İngiltere İçişleri Bakanı Priti Patel (solda) ve Ruanda Dışişleri Bakanı Vincent Biruta (sağda). 

İngiltere İçişleri Bakanı Priti Patel (solda) ve Ruanda Dışişleri Bakanı Vincent Biruta (sağda). 

  • İngiliz hükümetinin sığınmacıları Ruanda'ya gönderme planı tepki çekiyor. Ülkedeki muhalefet partileri ile 160’dan fazla sivil toplum örgütü, “işe yaramaz, etik dışı ve acımasızca” diyerek planı reddetti. BM de “Plan uluslararası hukuka aykırı” dedi.

İngiltere'nin yeni mülteci planı tepki çekiyor:

İngiltere bazı sığınmacıları Afrika ülkesi Ruanda'ya göndermeyi planlıyor. İngiliz İçişleri Bakanı Priti Patel, 120 milyon sterlinlik mülteci anlaşmasını imzalamak için Ruanda’ya gitti. Patel burada Ruanda Dışişleri Bakanı Vincent Biruta ile planın detaylarını görüştü ve ardından hükümeti adına yeni bir anlaşma imzaladı. Patel, planı hayata geçirmek için İçişleri Bakanlığı’na bağlı çalışan birimler için bir talimat da yayınladı.

Planda ne var?

Plana ve anlaşmaya dair tüm detaylar henüz tam olarak bilinmiyor. Ancak İngiliz basınına yansıyan bilgilere göre, plan kapsamında Manş Denizi üzerinden küçük botlarla İngiltere'ye girmiş çoğunluğu bekar erkek olan sığınmacıların Ruanda'ya gönderilmesi hedefleniyor. İngiltere'den yaklaşık 6 bin 500 kilometre uzaklıktaki Ruanda, sığınmacılarla ilgili sorumluluk sahibi olacak ve ülkeye gelen kişileri bir sığınma başvurusu sürecine sokacak. Bu sürecin sonunda sığınma başvuruları kabul edilen mülteciler, Ruanda'da uzun vadeli oturum iznine sahip olacak. Bu süreçte ise mültecilerin Ruanda'daki kamplarda tutulması planlanıyor. 

Patel planı savundu

İçişleri Bakanı Priti Patel, sığınmacıları Ruanda’ya gönderme planını eleştirenlerin başka bir çözüm sunamadıklarını söyleyerek, hükümetin kararını onayladığını belirtti. Ruandalı Bakan Biruta ile birlikte Times gazetesine bir yazı yazan Patel, planı ‘yenilikçi ve cesur’ olarak tanımladı. Planın insan kaçaklığının ölümcül ticaretini de sona erdireceğini savundu. 

Kontrol donanmaya verilecek

Başbakan Boris Johnson da “planın aşağılık insan kaçakçılarının okyanusu bir mezarlığa çevirmesinin önüne geçmek için hayata geçirilmesi gerektiğini” öne sürüyor. Johnson ayrıca “Merhametimiz sonsuz olabilir ama yardım etme kapasitemiz sonsuz değil” sözleriyle planı savunuyor. Johnson, planla birlikte, Manş Denizi'ndeki harekat kontrolünün donanmaya devredileceğini de duyurdu.

Johnson kendini kurtarma peşinde

Başbakan Johnson’ın bu planı şimdi gündeme getirmesi de zamanlama açısından oldukça manidar. Son zamanlarda korona yasaklarını ihlal ettiği için istifa baskı altında olan Johnson, bu planla yeniden güven tazelemek istiyor, azalan siyasi gücünü ve etkisini artırmak için mültecileri hedef alan politikalara sarılıyor.

Amaç mülteci akışını kesmek 

Johnson hükümetinin planla birlikte asıl amacının İngiltere’ye mülteci gelişlerini durdurmak olduğu da aşikar. Zira son yıllarda Fransa’dan İngiltere’ye gelmek için Manş Denizi'ni botlarla geçen insanların sayısı artarken, Calais Limanı'nda artırılan güvenlik önlemleri nedeniyle artık kamyonla yasa dışı şekilde Britanya’ya geçmeye çalışan daha az kişi var. 

Geçtiğimiz sene 28 bin 526 kişinin küçük botlarla Manş Denizi'nden İngiltere'ye geçtiği açıklanmıştı. Bu sayı 2020 yılında 8 bin 404 kişi olarak kayıtlara geçmişti. 13 Nisan Çarşamba günü ise yaklaşık 600 kişi ülkeye bu yolla geçiş yaptı. Hükümet bu sayının havaların ısınmasıyla ve Manş’ta deniz suyu sıcaklığının artmasıyla birlikte haftalar içerisinde bine ulaşabileceğini belirtiyor. 

Mülteci politikası can alıyor

İngiltere’nin insanlık dışı mülteci politikası nedeniyle son yıllarda Manş Denizi’nde aralarında çok sayıda Güneyli Kürt’ün de bulunduğu yüzlerce kişinin boğularak can vermesi ise göz ardı ediliyor. İngiltere, Fransa’dan küçük botlarla yola çıkan mültecilere karşı “geri itme” politikası uyguluyor ve İngiliz kara sularına alınmayan mülteciler uzun saatler bekledikleri Manş Denizi’nde dayanıksız botlarının batması sonucu boğularak can veriyor.

Ruanda parayla bekçilik yapacak 

Ruanda hükümeti ise “sığınmacıların Ruanda yasalarına göre tam korumaya, istihdama, sağlık ve sosyal hizmetlerine eşit erişim hakkına sahip olacağını" savunuyor. Ruanda’nın bunu nasıl başaracağı ise muamma ve bu belirsizlik endişelere neden oluyor. Zira kendi iç barışını sağlayamayan Ruanda sık sık şiddet olaylarıyla ve işkenceyle gündeme geliyor. Bu nedenle de Ruanda’nın para karşılığı İngiltere adına mültecilerin bekçiliğini yapacağı ve bunun da mülteci kamplarında insan hakları ihlallerine neden olacağı görüşü öne çıkıyor.

Planın yasallığı tartışmalı

İngiliz İçişleri Bakanlığı ise mevcut Britanya’daki sığınma yasasının planı uygulamak için yeterli olacağını düşünüyor. Vatandaşlık ve Sınır Yasası, sığınmacılar için denizaşırı göçmenlik yönlendirme merkezleri oluşturmaya yönelik bir hükmü içeriyor. Ancak planın yasallığı ve insani olup olmadığı tartışmalı. 

STÖ’ler: Plandan vazgeçin

Hükümetin yeni mülteci planı bu nedenle İngiltere’de tepkiyle karşılandı. 160'dan fazla sivil toplum kuruluşu plandan vazgeçmesi için hükümete çağrı yaptı. Mülteci örgütleri planı “acımasız olmakla” eleştirdi ve üzerinde yeniden düşünülmesi gerektiğini belirtiyor. 

Ruanda'nın sicili kötü

Sivil toplum kuruluşlarının endişeleri arasında Ruanda'nın kötü insan hakları sicilinin etkisi de büyük. İngiltere de geçtiğimiz yıl Birleşmiş Milletler'de, Doğu Afrika ülkesindeki yargısız infazlar, kayıplar ve işkence iddialarını gündeme getirmişti. Bu geçmişe sahip bir ülkenin nasıl olur da mültecilere insani bir yaklaşım geliştireceği konusunda haklı kaygılar ve soru işaretleri mevcut. 

Muhalefet: İnsafsızca

Muhalefet partileri plana oldukça tepkili. İşçi Partisi, İskoç Ulusal Partisi (SNP) ve Liberal Demokratlar plana karşı çıkıyor. Ana muhalefetteki İşçi Partisi planı “işe yaramaz, etik dışı ve insafsız" olarak nitelendiriyor. Liberal Demokratlar ise planın pahalı ve etkisiz olacağını savunuyor. Ayrıca planın yıllık maliyetinin 120 milyon sterlinden çok daha yüksek olacağını belirtiyor. Muhalefet partilerinin yanı sıra iktidardaki Muhafazakar Parti'den de plana yönelik eleştiriler var.  

Başpiskopos: Etik dışı

Din alimleri de plana tepkili. İngiltere Anglikan Kilisesi Başpiskoposu Justin Welby Paskalya vaazında sığınmacıların yurt dışına gönderilmesiyle ilgili ciddi etik sorunlar olduğunu vurgulayarak, “Sorumluluklarımızı Ruanda’ya devretmek Tanrı'nın doğasına aykırıdır” dedi.

BM: Yasalara aykırı

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği de (UNHCR) İngiltere'nin sığınmacıları, başvuruları onaylanana kadar Ruanda'da tutma planının uluslararası hukuka aykırı olduğunu söyledi. Uygulamanın "Birleşik Krallık'ın uluslararası yükümlülüklerinin ihlali olacağını" söyleyen UNHCR, sığınmacıların sorumluluğunu başka bir ülkeye vermenin "kabul edilemez olduğunu" da belirtti.

HABER MERKEZİ

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.