Açlık grevi dışarıya mesajdır

Fırat Taşkın

Fırat Taşkın

  • Türk cezaevlerindeki PKK ve PAJK’lı tutsakların, "Abdullah Öcalan'a Özgürlük, Kürt Sorununa Çözüm" hamlesi kapsamında başlattığı açlık grevi, ikinci haftasında devam ediyor.
  • Tutsakların bu eylemleriyle en büyük hukuksuzluğa karşı ses çıkardıklarını belirten MED TUHAD-FED’den Fırat Taşkın, dışarıdaki toplumsal dinamiklere de mesaj olduğunu söyledi.

İmralı Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi'nde rehin tutulan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile aynı cezaevinde bulunan Ömer Hayri Konar, Veysi Aktaş ve Hamili Yıldırım’dan 33 aydır haber alınamıyor. Aile ve avukatların görüş başvurularının reddedilmesiyle derinleştirilen tecrit, gelinen aşamada haber alınamama haline dönüştü. Buna karşı 10 Ekim’de dünya çapında 74 merkezde eşzamanlı "Abdullah Öcalan'a Özgürlük, Kürt Sorununa Çözüm" kampanyası başlatıldı. Türk cezaevlerindeki PKK ve PAJK’lı tutsaklar da kampanya kapsamında gruplar halinde 104 cezaevinde, 27 Kasım’da açlık grevi eylemi başlattı. Eylem, ilk haftasını tamamladı. Aileleri ve avukatları aracığıyla kamuoyunu bilgilendiren tutsaklar, taleplerinin net olduğunu ve karşılanıncaya kadar eylemlerini sürdürecekleri mesajı veriyor. 

MA’ya konuşan MED Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Hukuki ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu (MED TUHAD-FED) yöneticilerinden Fırat Taşkın, Abdullah Öcalan’a hücre içinde hücre cezası verildiğini; derinleştirilen tecridin topluma sirayet ettiğini ve en büyük etkinin cezaevlerine olduğunu hatırlattı. İmralı tecridinde CPT ve uluslararası kurumların sorumluluğuna işaret eden Taşkın, “1990'lı yıllar ve 2000'li yılların başında E ve F Tipi hapishanelerine getirilmeye çalışılan hücre sistemine bile CPT açıklama yapabiliyorken, şu an bu kadar yoğun tecridin uygulandığı İmralı Ada Hapishanesi'ne dair tek bir açıklama yapmadı. Ziyaretine dair raporlar kamuoyuyla paylaşılmamaktadır" diyerek tepki gösterdi. Tecrit sistemi sonucunda tutsakların birçok haktan mahrum bırakıldığını aktaran Taşkın, Terörle Mücadele Kanunu (TMK) ile başlayan, F ve E Tipi cezaevleriyle devam eden tecridin, bugün S ve Y Tipi cezaevleriyle sürdürüldüğünü kaydetti. 

Tutsakların tecrit haline karşı 27 Kasım'da başlattığı süreli-dönüşümlü açlık grevine dikkat çeken Taşkın, şunları söyledi: ”Tutsakların, Türkiye'deki en büyük hukuksuzluğa karşı ses çıkarıyor olmaları, toplumun tüm dinamiklerine verilen bir mesajdır. Bu çözümsüzlüğün aslında topluma sirayet etmiş olması, bütün sorunların en başat faktörüdür. Tutsakların şu aşamada girdikleri açlık grevi, farkındalık yaratma amacıyladır. Bu sürecin devam etmesi geri dönülmez sonuçlara neden olur. Türkiye'deki en büyük hukuksuzluğun bir an önce sonlandırılmasını ve bunun çözülmesini istiyoruz. Kamuoyuna düşen görev, tutsakların oluşturmak istediği farkındalığa ses olmak; taleplerini dile getirmektir.”

Bilgi almak istiyoruz

MA’ya konuşan İnsan Hakları Derneği (İHD) Eşbaşkanı Hüseyin Küçükbalaban, Türkiye’nin demokratikleşmemesinin önündeki temel engelin Kürt sorunu olduğunu; Kürt sorununa güvenlikçi, inkar ve asimilasyon politikalarıyla yaklaşıldığını hatırlattı. Küçükbalaban, “Biz insan hakları örgütleri olarak Kürt sorununun demokratik barışçıl yöntemlerle çözülmesinden yanayız. Aynı şekilde İmralı Cezaevi’nde bulunan tutsakların can güvenlikleri ile sağlık durumları hakkında bilgi almak istiyoruz” dedi.

Ciddi kaygılar var

Abdullah Öcalan’ın önemli bir aktör olduğunun altını çizen Küçükbalaban, haber alınmamasının Kürt halkında ciddi kaygılara neden olduğunu, Türkiye cezaevlerindeki siyasi tutsakların başlattığı açlık grevi eylemlerinin de duyulan kaygının sonucu olduğunu kaydetti. 

 

İHD Eşbaşkanı Hüseyin Küçükbalaban

 

CPT’ye tekrar başvuru

Küçükbalaban, İHD olarak İmralı’da yaşananlara karşı İmralı’ya heyet gönderilmesi için Adalet Bakanlığına talepte bulunduklarını, bunun yanı sıra önümüzdeki süreçte birkaç sivil toplum kuruluşu ile birlikte CPT’ye de başvuruda bulunmayı düşündüklerini paylaştı. Olan bitenlerin bağımsız ve tarafsız bir heyet tarafından kamuoyuna açıklanması gerektiğini söyleyen Küçükbalaban, İmralı’daki tecridin giderek tüm cezaevlerine yayıldığını belirtti. Küçükbalaban, büyük resimde tecridin aslında Türkiye barışına uygulandığını savunarak, “Çünkü Abdullah Öcalan, Kürt meselesi konusunda en kritik aktörlerden biridir. Öcalan ile yapılacak görüşmeler barışa ciddi katkılar sunacaktır. Sadece Türkiye’de değil, Ortadoğu’da da hem Kürtlerin hem de diğer halkların yaşadığı şiddet ortamından uzaklaşılmasına vesile olacaktır” şeklinde konuştu.

Sorunların temel kaynağı

Türkiye’nin demokratikleşmenin önündeki en büyük engelin Kürt sorunu olduğunu kaydeden Küçükbalaban, tecrit ve izolasyonun Kürt sorunundan bağımsız olmadığını vurguladı. Küçükbalaban, “Mevcut sorunların kaynağı, Kürt sorununun çözülmemesidir. Bugün cezaevlerinde gerçekleştirilen açlık grevi eylemi talebi ise bu sorunun çözülmesine dönüktür” dedi. 

Ciddi gerilimler uyarısı

Devlet ve yetkili kurumların, Öcalan’ın ailesi ve avukatları ile görüştürmesini isteyen Küçükbalaban, şöyle devam etti: “Devlet, Kürt sorununu güvenlikçi, inkar ve imha politikalarıyla sürdürmek istediği için bugün bu görüşmeye izin vermiyor. Tecrit politikası devam ederse önümüzdeki süreçte ciddi toplumsal gerilimler yaşanacaktır ve Öcalan tecrit altındayken toplumsal barışı sağlamak mümkün olmayacaktır. Tecridin kaldırılması barış görüşmelerine de katkı sunacaktır.” 

İHD yakından izliyor

İHD Cezaevi Komisyonu’nun, örgütlü oldukları 27 il ve 8 temsilcilik ile ulaşabildikleri tüm cezaevleriyle ilgilendiği bilgisini veren Küçükbalaban, şunları ekledi: “Geçmiş deneyimlerimiz gösterdi ki, açlık grevi eylemleri önce süreli-dönüşümlü olarak başlar, sonrasında ise süresiz-dönüşümsüz ve en son da ölüm oruçlarına evrilir. Biz bu durumu 2012 yılı ve sonrasında yapılan açlık grevi eylemlerinde gördük. Onun için tecridin kaldırılması ve tutukluların taleplerinin yerine getirilmesi gerekiyor. Herkesi bu sürece destek olmaya davet ediyoruz.”