ÇEDES projesi ile dinci ve cinsiyetçi eğitim

Demir ÇELİK yazdı —

  • Hiçbir pedagojik eğitimi bulunmayan imamların, Kur’an kursu öğreticilerinin bilime sevdalı, kültüre meraklı insanlar yetiştireceklerini söylemek abes ile iştigaldir. Çünkü büyük dogma olan dincilikte bilimselliğe yer yoktur.

Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı il/ilçe spor müdürlükleri ile gençlik merkezleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Diyanet Gençlik Merkezleri’nde;  “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” diyen, kısaca ÇEDES projesi ile okullara imam atanacak. Bu projeye farklı toplum kesimlerinin itirazlarına rağmen önümüzdeki eğitim-öğretim yılında uygulanacak.

“Öğrencilerimizin millî, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerlerimizi benimseyen, koruyan, geliştiren ve kendi yaşantılarında inşa eden fertler olmalarına, çağın ve geleceğin becerileriyle donanmış, bu donanımı insanlık hayrına sarf edebilen, bilime sevdalı, kültüre meraklı ve duyarlı, aklıselim, kalbi selim ve zevki selim sahibi, bedensel ve sosyal bakımdan dengeli bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlamak” diye tumturaklı kelime ve sözcüklerle projeye toplumda rızalık üretilmek istenmektedir. AKP- MHP iktidarının bilime ve bilimsel eğitime karşı olduğu bilinmektedir. Hele de Mayıs seçimleri öncesi oluşturdukları Cumhur İttifakı bileşeni partileri ele aldığımızda bu projenin çocuk düşmanı, kadın düşmanı, ırkçı ve dinci bir nesil yetiştirme amacıyla devreye konulduğu çok açıktır.

Her Anayasası laik, sosyal devlet olduğunu söylese de aslında asla laik olmayan Türk ulus devletinin yüzyıldır yaptıklarına son noktayı koymak istiyor iktidar. Mart 1924’te Hilafeti kaldırdığını söyleyerek farklı inanç ve dinden toplum kesimlerinde Kemalist devlete rızalık üretenler, aynı gün zaman geçirmeden Diyanet işleri Başkanlığı’nı kurarak din devletinin temellerini atarlar. Yetinmezler, bir ay sonrasında ilan ettikleri 1924 Anayasası’yla Siyasal İslam’ı kamusal alanın merkezine yerleştirirler. Değişen hükümetlerle değişmeyen Şark Islahat Planı sonrasındaki her hükümet, militarizmin siyaset belgesinin güncellemeleri ile devletin dinini topluma dayatmayı görev bilir. Bu dayatma 12 Eylül’de İktidar İslam’ın iktidara taşınmasıyla iyice yoğunlaşır. Çünkü karşılarında başkalaşıma, katliama ve soykırımlara rağmen varlıklarını sürdürmeye devam eden Aleviler ve Kürtler vardır. Kürtler aşiretler konfederasyonu ve medreseler üzerinden, Aleviler ise Ocax sistemi ve aşiretler konfederasyonu sayesinde dillerini, kültürlerini ve inançlarını sürdürüyor ve toplumsallaştırıyordu. Türk ulus devleti buna ön almak üzere Hizmet Hareketi adını verdiği iktidar İslam’a iktidar alanı açtı. Kurdistan’ın en ücra, uzak il/ilçelerine ışık evleri, sevgi evleri adıyla mantar gibi evler, dershaneler açarak, Kürt ve Alevi Kürt çocuklarının aklını çelerek kültürel soykırımı dayatır. Bu dayatma neticesinde Şafii ve Sünni Kürtler İslam paydasında, Aleviler ise Türkçü Kemalist çizgiye çekilerek, Kurdi bellek ve hafızaları kazınır, yeni bir bellek ve hafıza oluşturulmaya çalışılır. AKP, iktidar İslam’ın bu mirası üzerine oturarak hamle üzerine hamlelerle başkalaşımı sınırsız ve sorumsuzca yürüten olur.

1920’ler de başlayan bu süreç ile birlikte kamusal alanın dinselleşmeye açılması ve Türk-İslam sentezinin iktidarlaşmasıyla din yaşamın her alanında görünür olmaya, başat kriter olur. Koçgiri, Ağrı, Zilan ve Dersim’de fiziki ve siyasi soykırımı yapan devlet sonrası yıllarda yatılı okullar, Kur’an Kursları, cami, kışla, okul üzerinden kültürel soykırımı halklara ve inançlara yaşatır. Bu dönemde kültürel soykırım iktidarlaşmanın olanakları ve imkanları da devreye konularak, sonuç alınmak isteniyor. Devletin bütün aygıtlarını elinde bulunduran AKP- MHP iktidarı ya da başka bir ifadeyle Pan İslamizm kamusal alanı eğitim yoluyla dincileştirerek farklı inançların kökünü kurutmak, ortadan kaldırmak istiyor. Okullar ülkede karar verici tarikatların kendi amaçları doğrultusunda eleman yetiştirdikleri kurumlar haline getiriliyor. Aleviler, eğitimciler, aydınlar ve laikliği savunan insanların rızalığı olmadan çocukları alınıp başkalaştırmaya uğratılmalarına, hak ve hakikatlerine yabancılaştırılmalarına sessiz kalmamalılar.                               

Yapılmak istenenler; bir partinin düşüncesinden ziyade sistemin farklı olanlara, Alevilere ırkçı, faşist yaklaşımı olmaktadır. Aleviler olarak okullarda çocuklarımıza din dersi verilmesini, imamlar üzerinden siyasal İslam eğitiminin verilmesine şiddetle karşı çıkmalıyız.

Faşist iktidarın ÇEDES projesi 12 Eylül faşist asker, diktatörlüğün mevcut Anayasa’ına bile aykırıdır. Hiçbir pedagojik eğitimi bulunmayan imamların, Kur’an kursu öğreticilerinin bilime sevdalı, kültüre meraklı insanlar yetiştireceklerini söylemek abes ile iştigaldir. Çünkü büyük dogma olan dincilikte bilimselliğe yer yoktur. Dincilik; toplumu tek tipleştirmenin yoludur, yöntemidir. Dinciliğin yetiştireceği nesiller, bilime ve kültüre sevdalı olamazlar. Onlar kutsal davaları için ötekilerin fiziki, siyasi ve kültürel soykırımına soyunanlardır. 2022 sonbaharında Alevi Bektaşi Kültür Başkanlığı’nı kuran, bu başkanlığı Kültür Bakanlığı’na bağlayan iktidar, ÇEDES projesi ile başta Alevi ve Êzîdîler olmak üzere farklı din ve inançtan insanların kökünü kazımak, onlara iktidar İslam’ın gömleğini giydirmek istiyorlar. Yüksek sesle itiraz etmekle kalmayacak, asimilasyonu red edecek, bilimsel, parasız, demokratik ve anadilde eğitimi haykıracağız.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2024 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.