Çok kötü bir eşikteyiz!

Kadın Haberleri —

.

.

  • Artan kadın ve çocuk katliamlarına ilişkin konuşan feminist aktivist Zozan Özgökçe, “Bir kadın öldürüldüğünde veya şiddet gördüğünde kadını suçlayan bir zihniyet var. Toplumsal tepki yok. Öldürülen kadınların çoğu adli makamlara başvurmuş. Yani bir yerde kadınlar yaşadıkları şiddet döngüsünden çıkmayı istemiş ama yeterli koruma tedbirleri alınmamış” dedi.
  • İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesinin, 6284 sayılı kanun ve Lanzarote Sözleşmesi’nin uygulanmamasının şiddeti arttırdığını aktaran Özgökçe, “Bu yasaların uygulanmaması kadınların şiddet uygulayana mahkum etmesinin, cinayet ve şiddetin bitmemesinin ve kadının-çocuğun şiddetle terbiye edilmesinin önünü açıyor” diye konuştu.

HAVAR DERYA/WAN

Kadın ve çocuk katliamları her geçen gün artarak devam ediyor. Hep bir ağızdan 6284 sayılı kanun, İstanbul Sözleşmesi ve Lanzarote Sözleşmesi’nin uygulanması gerektiğini haykırsak da yetkililer üç maymunu oynamayı sürdürüyor. Kapatılan kurumlar, kadın ve çocukların yaşamını riske atan, görmezden gelen politikalar da cabası.

Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kapatılıp faaliyetleri durdurulan Van Kadın Derneği (VAKAD) kurucularından Zozan Özgökçe ile Wan ve ilçelerinde art arda gerçekleşen kadın ve çocuk katliamlarına ilişkin konuştuk.

Kadın kurumlarının önemine değinen Özgökçe, VAKAD varken Wan’daki tüm davaları takip ettiklerini söyleyerek, “Şimdi bunu yapamıyoruz. Katillerin karşısında güçlü, örgütsel ve kurumsal bir dayanışma olmazsa bireylerle bu çok tehlikeli olur” diyor.

 

Van Kadın Derneği (VAKAD) kurucularından Zozan Özgökçe

 

*Son zamanlarda Wan ve ilçelerinde kadın ve çocuk katliamlarında ciddi bir artış yaşanıyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında bu cinayetler hep vardı ancak basında çok yer almıyordu. Şu an zaten bu haberleri yapan medya kuruluşlarının sayısı az, daha doğrusu azalması için iktidar özgür medyaya baskısını arttırdı. Birçok gazeteci hapishanede; yerel ve ulusal basına karşı maddi-manevi birçok baskı var. Yurt dışında haber yapan basın kuruluşlarına da dijitalde engel konuluyor. Yine haberlere yayın yasağı getirilmesi de hukuki olarak uygulanan bir yöntem haline geldi. Basında yer almayan ölümlerin bunların üç katı olduğunu düşünüyor. Örneğin; intiharlar, kadınların ‘kazara’ ölümleri, ihmale dayalı ölümler haberlerde yer alamayabiliyor maalesef.

*Kadın ve çocuk katliamlarına ilişkin tek sorun sıkça dile getirdiğimiz cezasızlık politikaları mı?

Tek sorun cezasızlık politikası değil tabii. Genel olarak kurulu devlet düzeni bunun temel sebebi. Kurumların görevlerini yapmaması, kadın ve çocukların aile içindeki ikincil hatta üçüncül konumlanışı bir diğer sebepler. Ailenin kutsallaştırılması, ailede karar vericinin erkekler olması ve devletin bunu yasalarla, uygulamalarla daha da güçlendirmesi; yine ataerkil yaşam tarzı, kadınları iş, sosyal ve siyasi hayattan mahrum bırakan eğitim sistemi, hayat düzeni tüm bu sebeplerden. Çünkü bu ülkenin kurgusu kadınların ve çocukların sırtına bindirilerek onların zor yaşamları üzerinden oluşturuluyor.

*Toplumun bilinç düzeyini bu kadar etkileyen, yönlendiren nedir?

Benim de bir çocuğum var. Ona ne kadar değerli olduğunu hissettirsem de sokağa çıktığımızda, parka gittiğimizde veya sosyal bir ortama girdiğinde hiçbir alanın ona göre inşa edilmediğini görüyor. Kentleri inşa edenler, kurumları oluşturanlar, yasa koyucular ve uygulayıcılar erkekler. İnançsal faktörler ve gelenek adı altında kadın aleyhine yaygınlaştırılmış bir kadın algısı var. Kadının toplumsal cinsiyet rolleri, tamamen kadınların rızası dışında kurgulanmış roller bütünüdür. Basın-yayın araçlarından tutun eğitim sistemindeki kitaplardan oralarda kullanılan görsellere kadar erkek üstünlüğü işlenmektedir. Çocuklara sınav sorularında sorulan sorular anneyi mutfakta işaret ediyor ve çocuğun bunun dışında seçeceği şık yanlış oluyor. Çocuk, anneyi evde, mutfakta kurguluyor doğal olarak. Bunlar çok önemli yaşam öğretileri. Bunu eleştirenler cadılaştırılıyor. Kısaca bu toplumun kurgulanışı zaten kadını ve çocuğu erkekler dünyası içinde şekillendirme üzerinden gidiyor.

*Bu konuda Wan’daki kadın kurumları, STK ve platformlar nasıl bir politika izliyor? Yeteri kadar güç getirebiliyorlar mı?

Buna cevabım çok net: Hayır. Hatta kurulan platformlara ‘dostlar pazarda görsün platformları’ diyorum. 2016 öncesi ve sonrası sivil toplum arasında çok ciddi bir fark var. Tabii olumsuz yönde. Bu da iktidarın aktivistlerin yaşamlarına yönlendirdiği baskı ve zulümle ilgili. Sivil alanın bu kadar güçsüzleşmesinde bizlerin de payı var. Zamanında güçlü ses çıkarmamak bizi her geçen gün daha da cılız hale getirdi. Ortak hareket etme pratiklerimiz çok zayıfladı. Bu kadar kutuplaştırılmış bir toplumda insanlardan oluşan sivil alan da kutuplaştırılmış oldu doğal olarak.

*Wan’ın Edremit ilçesinde geçtiğimiz günlerde bir kadın katliamı yaşandı. Adile Ateş imam nikahlı olduğu İbrahim Ateş tarafından ateşli silahla öldürüldü. Aileyle iletişime geçebildiniz mi? Kadın katliamları sıradan bir hal mi aldı?

Haberden de anlaşıldığı gibi yine aile, toplum el ele vermiş ve bir kadın bunların kurguladığı hayata kurban gitmiş. İkinci eş olarak küçük yaşta evlendirilmiş Adile Ateş. Kendinden 20 yaş büyük biriyle evlendirilmiş. Aile ile iletişime geçmedim. VAKAD varken Wan’daki tüm cinayet ve intiharlara giderdik. Dava takip ederdik; aile ile dayanışma içinde olurduk. Şimdi bunu yapamıyoruz. Bunun için katillerin karşısında güçlü, örgütsel ve kurumsal dayanışma olmazsa bireylerle bu çok tehlikeli olur. Ki örgütlü bir yapıdayken de bu riskleri çok kez gördük. Dernek olarak çok kez tehdit edildik; davalarda taraf olduğumuz için hedef haline getirildik. Tabi yine dayanışma zemininde bir araya geldiğimiz taraflar var. Bir kadın öldürüldüğünde veya şiddet gördüğünde kadını suçlayan bir zihniyet var maalesef. Bu zihniyet bir türlü mazide kalmıyor; hep pekiştiriliyor. Toplum kadını suçlayan bir yerden bakıyor olaylara. En çok “Ah yazık” deyip hayatına devam ediyor herkes. Toplumsal tepki yok. Olayı anlamaya çalışmak yok. Kim haklı kim haksızı konuşmaktan öteye gitmiyor. Ayrıca öldürülen kadınların çoğu adli makamlara başvurmuş kadınlar. Yani bir yerde kadınlar yaşadıkları şiddet döngüsünden çıkmayı istemiş ama yeterli koruma tedbirleri alınmamış.

*Ülkede can alıcı olan sorunlarımızdan biri de çocuk istismarı ve cinayetleri. Yakın zamanda Wan’ın İpekyolu ilçesinde 16, Hacıbekir Mahallesi’nde ise 12 yaşlarında bir çocuğun cansız bedenine ulaşıldı. Bu konuda tarafınıza ulaşan bir bilgi var mı?

16 yaşındaki çocuğun ölümünün detaylarını bilmiyorum ancak 12 yaşındaki çocuğun ölümüne ilişkin bazı aktarımlarda bulunabilirim. Her şeyden önce çok trajik bir durum. Bu ölümde de toplumun cehaleti, çocuğa hatta insan canına verilen değerin ne kadar azaldığını anlıyoruz. Yaşarken gömmüşler çocuğu. Ulaşan bilgiler kahredici. Nasıl bu hale gelebilir bir insan grubu diye sorgulamadan edemiyoruz. Kolektif suç işleme hali nasıl bu kadar katmanlaştı, canileşti. Madem aile bu kadar kutsal, aileyi oluşturan her bireyin yaşamı da kutsal olmalı ama bir demir parçasıyla öldüğünü sandıkları çocuğu diri diri gömmüşler. Bunu burada ifade etmek detaylandırmak bile bence kötü sonuçlar doğurabilir; bu cahilleştirilmiş insanlığa yöntem öğretebilir. Çok kötü bir eşikteyiz maalesef.

*Son olarak ülkede 6284, İstanbul Sözleşmesi ve Lanzarote Sözleşmesi’nin uygulanmaması, kapatılan kurumlar, kadın ve çocukların yaşamını riske atan, görmezden gelen bu politikalara ilişkin neler söylemek istersiniz? Bu konuda bir çağrınız var mı?

6284 sayılı yasanın uygulaması çok sıkıntılı maalesef. Ayrıca İstanbul Sözleşmesi’nin koruyucu ve önleyici tedbirlerinin uygulanmayışı, onun yol gösterici maddelerinin feshedilmesi anlaşılır bir durum değil. Bu yasaların uygulanmaması kadınları eve, şiddet uygulayana mahkûm etmesinin, cinayet ve şiddetin bitmemesinin ve kadının-çocuğun şiddetle terbiye edilmesinin önünü açıyor. Çağrım ise kadınların kendi aralarında dayanışma pratiklerini geliştirmelerinedir. Bizim bizden başka çaremiz yok.  En azından ilk etapta Kades uygulamasını her kadının yüklemesi ve kullanmakta çekimser olmaması gerektiğini söyleyebilirim. Kadınların kendilerine inanması ve değer vermesi de hayatlarının daha da iyileşmesine zemin oluşturacaktır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2024 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.