Dünden bugüne hak mücadelesi
Yurt Dışı Haberleri —

Kürt karşıtı politikalarının konu edildiği konferans
- NWR’de Kürt halkının Alman devleti tarafından kriminalize edilmesi kolektif ve bireysel haklar açısından tartışıldı.
- Almanya siyasetinin Düsseldorf davasından beri Türk devleti gibi Kürt halkı üzerinde baskı oluşturduğuna dikkat çeken Avukat Lunnebach, “Kürt aktivistler Düsseldorf davasında 5-6 yıl boyunca yargılandılar. Orada gördük ki Almanya Türkiye’nin çıkarlarına uygun hareket etti” dedi. 129b davalarında alınan karar da Kürt halkının kriminalize edilmesinin devamlılığını sağlıyor
- Almanya’da 129b’den ceza alan Mustafa Tuzak, Berlin Konferansı ardından katıldığı Köln’de de yaşanan baskıları dile getirdi. Tuzak; “Bir Kürt olarak derneğime ve yürüyüşlere gideceğim dediğimde ise tabiki gidebilirsin dediler. İki yıllık şartlı tahliye kararı verildi” hak mücadelesinin sürdüğünü anlattı.
BERFİN DENİZ/KÖLN
Köln kenti, PKK yasağı ile başlayan ve bir devlet politikası olarak yürütülen Kürt toplumunun suçla ilişkilendirilmesi siyasetinin tartışıldığı konferansa ev sahipliği yaptı. Pazar günü Alte Feuerwache’de geçekleşen ve çok sayıda insan hakları aktivisti, milletvekilinin yanı sıra Azadî Hukuk Bürosu, MAF-DAD ve FED-MED yönetici ve temsilcilerinin katıldığı konferans ile Almanya’da bilinçli bir politika olarak uygulanan Kürtlerin grup ve bireysel haklarının ihlali üç oturumda tartışmaya açıldı.
Almanya’nın Kürt karşıtı politikalarının tarihçesinin de konu edildiği konferans, yaşananları sosyolojik ve hukuki açıdan mercek altına aldı. Sosyal yaşamdan, kurumsal faaliyetlere, bunun başta hukuk sistemi, parlamentoya ve cezaevlerine kadar yansımalarının olduğu mücadele yöntemlerinin de örneklendirildiği konferans bir gün sürdü.
Konferansa Düsseldorf davasında da yer alan Avukat Edith Lunnebach, 129b davalarını takip eden Frank Jasenski, Sol Parti Hamburg Milletvekili Cansu Ödemir, Mezopotamya Yayınevi sahibi Ali Kaya, Kürt aktivist Mustafa Tuzak, Uluslararası Hukuk ve Demokrasi Derneği (MAF-DAD) yönetim kurulu üyesi Av. Heike Geisweid, Azadi Hukuk Bürosu’ndan Monika Morres, Rote Hilfe’den Henning V. Stoltzenberg katıldı. Konferansta 1980’lerden beri Almanya’da devam eden yasaklar sonucu binlerce Kurdistanlının uğradığı hukuksuzluk tartışıldı.
Yasağa karşı stratejik planlama
Açılış konuşmasını yapan Azadi Hukuk Bürosu çalışanı Monika Morres, 26 yıldır Azadî’nin Kürt halkının mücadelesine destek sunduklarını belirtti. Almanya’da şu an 9 tutuklunun olduğunu belirten Monika Morres, “Ukrayna savaşından sonra gördük ki Amerika, NATO bu savaşta yaşanan ihlallere karşı çıktı. Türkiye’nin işlediği savaş suçlarını ise görmezden geliyor. İsveç ve Finlandiya da liberal bir siyaset izleyerek Kürtleri kriminalize edenler kervanına katıldı. İsveç, Eylül ayında Türkiye ile yaptığı uzun görüşmeler sonrası PKK’ye karşı yeni yasalar çıkardı” diyerek, Kürtleri kriminalize etmenin uluslararası sistemle ilintili yönlerine vurgu yaptı.
Morres, “Kürtlerin kriminalizasyonu tüm halkları etkiliyor. O yüzden bu konuda herkes duyarlı olmalı. Bizler 2019’da Münih ve 2020’de Hannover’de gerçekleştirdiğimiz konferansların 3.’sünü NRW eyaleti için Köln’de yapıyoruz. Diğer eyaletlerde de bu çalışmalarımız devam edecek. Ocak ayında bir araya gelerek 30 yıllık PKK yasağına karşı yeni bir stratejik planlama yapmaya çalışacağız” dedi.
Irkçılığa karşı mücadele ediyor
Mezopotamya Özgür Toplum Federasyonu (FED-MED) dış ilişkiler sözcüsü Yılmaz Gültekin, “Federasyonumuza bağlı 20 dernek, 12 meclis, 4 komün ve 20 futbol kulubü var. Faaliyet alanlarımız içinde siyasi ve kültürel eğitimin teşvik edilmesi, etkinlik düzenlemek var. Almanya’da yaşayan Kurdistanlıların entegrasyonu ve sosyal katılımına destek sunuyoruz. Derneklerimizde ve okullarda Kürtçe eğitim vererek kültürümüzü yaşatıyoruz” diyerek çalışmalarının çerçevesini anlattı. Gültekin, çalışmaları ile Kürt kriminalizasyonunda AKP ile organik bağları defalarca gündeme gelen DİTİB’in Essen şehrinde özgür gençlik yardımının taşıyıcısı olmasına engel olduklarını, ırkçılığa karşı da mücadele ettiklerini anlattı.
Düsseldorf’dan beri direniş
Düsseldorf davasında da yer alan Avukat Edith Lunnebach, Almanya’nın da Türkiye gibi Kürtler üzerinde baskı kurmaya çalıştığını belirterek, “Bu işe başladığımda çok gençtim. Kürt aktivistler Düsseldorf davasında 5-6 yıl boyunca yargılandılar. Bu davada çok umutluyduk, ancak gördük ki Almanya Türkiye’nin çıkarlarına uygun hareket etti. Davada Kürt halkının gösterdiği dayanışmayı unutamıyorum. Mahkeme salonu ve dışarısı insanlarla doluydu. İnsanlar dışarıda halaylar ve sloganlar ile kamuoyunda ses getirdiler” diyerek dayanışmanın önemine vurgu yaptı. “Terörizm nedir diye sormak lazım” diyen Lunnebach, “Düsseldorf davasında yargılananlar ’terörizm’ ile suçlandılar ve adil bir yargılama yapılmadı. Kürtlerin kendi haklarını savunması ‘terörizm’ değildir. Bugün yapılan çerçeveye baktığımızda Türkiye’de ‘terörizm’ olarak adlandırılan suçlamaların Almanya’da aynı kararların alınmasına neden oldu. Bu görülmemiş yeni bir şeydi. Bu yüzden biz ‘terörizmi’ tırnak içinde söylüyoruz” diyerek mücadeleden vazgeçilmemesi gerektiğini belirtti.
Cezaevlerinde hukuk dışı uygulama
Kürtleri kriminalize etmek için birçok dava açıldığını belirten Av. Frank Jasenski, “Kürtler baş eğsin diye açılan bu davalar gözümüzü korkutmasın. Kürt Özgürlük Hareketi ‘terörist’ değildir. Müvekkilim Ali Özel’in özel selamlarını getirdim ve burada konuşulanlarıda kendisine aktaracağım” dedi. Cezaevlerinde ciddi izolasyon uygulandığını söyleyen Av. Jasenski, “Müvekkiller ile aramızda bir paravan bulunuyor. Müvekkilime verdiğim ya da ondan aldığım her yazı, savunmalarımız ‘terör’ şüphesiyle ve kendi aralarında yaptıkları Kürtçe ve Türkçe konuşmalar hakime iletiliyor. Hakimlik aracılığıyla bu konuşmalar dosyalanıp Alman istihbaratına onlar eliyle de Türk istihbaratına gönderiliyor. Bu duruma itiraz ettim ve itirazım sonuç verdi” diye konuştu.
PKK “terörist” mi?
Cezaevlerinde tutsaklarla dayanışmanın önemine değinen Jasenski, “Bu destek kişilerin yalnız olmadığı mücadelenin ortak bir şekilde devam ettiği ve kriminalizasyon politikalarının işe yaramadığını gösterir. Frankfurt mahkemesinde PKK neden ‘terörist’ olarak görülüyor sorumuza listeyi örnek gösterdiler. Alman kamuoyunun da bilmesi için sürekli PKK’nin neden ‘terör örgütü’ olarak görüldüğü soruyor, özgürlük isteyenlere yapılan muameleyi anlatılmaya devam edeceğiz” dedi.
Kürtler siyasi, örgütlü bir güçtür
Sol Parti Hamburg Milletvekili Cansu Özdemir, yasakla Kürt kimliğinin saklandığını ve yabancı bir grup olarak gösterilmek istediğini belirterek, “Kürtler sadece siyasi değil, örgütlü bir güçtür. Kürtler, Almanya’nın yaklaşımlarına karşı kendilerini siyasi olarak geliştirerek, siyasetin içinde yer alarak bu duruma karşı ses getirecekler” dedi. Özdemir, “2017’de yapılan G20 zirvesinde onbinlerce kişinin bir araya geldiği eylemde binlerce YPG, YPJ bayrağı açıldı. Burada hiç kimseye soruşturma açılamadı” diyerek birlikte mücadelenin önemine vurgu yaptı.
Bu nasıl feminizim?
İran’da Jîna Amînî’nin katledilmesinden sonra başlayan isyan hareketlerinde sembol olan “Jin Jiyan Azadî” sloganın artık her yerde olduğunu söyleyen Özdemir, “Şimdi kendi siyasetlerini buna göre düzenlemeye çalışıyorlar. Kürtlerle daha önce ilişkide olmayan parlamenterler ilişki geliştirmeye çalışıyorlar. Alman devleti Kürt Özgürlük Hareketi’ne sempatisi olmayan kişileri basında çıkartarak Kürtleri hedef yapmaya çalıştı. Bizim Rojava devrimi ile ilgimiz yok ama, İran’daki gelişmeleri destekliyoruz diyorlar. Dışarıdan bir feminist hareket olarak görünmek için İran’a destek sunuyorlar. Ancak herkes şunu iyi bilsin ki “Jin jiyan azadî” sloganı Kürt Özgürlük Hareketi’nin sloganıdır ve kimse bunun içini boşaltmaz” dedi.
Mücadele geri adım attırdı
Almanya Kürt Dernekleri Federasyonu (YEK-KOM) eski eşbaşkanlarından Ayten Kaplan, “1993’teki yasakla birlikte federasyon ve ona bağlı olan 28 derneği kapattıkları dönem Kürtler derneklere gidip kapıları kırarak içeri girdi ve yasağa karşı haftalarca direndi. O direniş devletin geri adım atmasına sebep oldu ve dernekler açıldı. Alman dostlarımızda destek için dernek çalışmaları ve yönetimde yer aldı” diyerek mücadelenin önemine vurgu yaptı.
Alman devletinin dernek yasaları ile birlikte dernekleri, çalışanlarını ve üyelerini kriminalize etmek istediğini belirten Kaplan, “1996-97 arasında çok fazla baskı yapıldı. Bir arkadaşımızla etkinlikte yapılacak yemek için yaptığımız telefon konuşmamız suç olarak sayıldı. Patlıcan dolması, bomba şifresi, Heval, yada Kürtçe isimleri kullanmak şifre olarak nitelendirdi” dedi.
Hukuki mücadelemiz devam edecek
Hukuki mücadelen vazgeçmediklerini belirten Kaplan, “2007’de Berlin Brandeburg’ta yapmak istediğimiz Newroz’u yasaklamak istediler ama biz bu duruma itiraz ederek Newroz’u kutladık. 2017’de Türkiye’nin de etkisi ile yasaklı semboller arttı. Açtığımız davları kazandık buna rağmen YPG, YPJ bayrakları yasağı sorununu NRW’de de yaşıyoruz. İçişleri Bakanlığı açıklama yaparak bu bayrakların yasaklı olmadığını söyledi. Buna rağmen her şehirde farklı bir kanun karşımıza çıkıyor” diyerek haklarını aramaktan vazgeçmeyeceklerini belirtti.
Şirket yasak ama vergi yasal!
2019’da Almanya İçişleri Bakanlığı’nın kararıyla kapatılan Mîr Müzik ve Mezopotamya Yayınevi’nin Genel Müdürü Ali Kaya “Almanya şirketlerimizi yasakladı, buna rağmen geçenlerde AOK sigorta şirketi bize 2019 vergi beyannamesi için bir kağıt gönderdi, şirketimizin mevcut durumunu gösteren evraklar gönderince işlem iptal edildi. Çok yakın zamanda da Bundesanzeige’den gelen mektupta 2020 yılı gelir vergimizi beyan etmemiz istendi” diyerek bu duruma itiraz edeceklerini belirtti.
Keyfi uygulamalar
Almanya’da cezaevlerinde kalan Kurdistanlılardan Mustafa Tuzak gözaltından, tahliye olan kadar süreci şu sözlerle aktardı: “2020’da evime yapılan baskında beni palaskaya alarak ellerimi yandan kelepçelediler. Dortmund’tan Münih’e kadar bu şekilde gittim. Hastane ve mahkemeye gidiş gelişlerde ellerim ve ayaklarım kelepçeleniyordu. Münih’te 1 yıl boyunca yasak olduğu gerekçesi ile Özgür Politika sadece 17 kez geldi ve Die Linke ve Antifaşistlerin gönderdikleri dergileri bana vermediler. Her seferinden gardiyan polis nasıl istiyorsa keyfi uygulama yapıyor” diyerek keyfi uygulamalara dikkat çekti.
Kürt derneğine gideceğim
Son olarak 7 Kasım’da ifade vermek için çağrıldığını söyleyen Tuzak, “Bana ‘Sen yürüyüşlere, derneğe ve Berlin’de yapılan bir panele gitmişsin, kaç gün açlık grevinde kaldın’ gibi sorular sordular. Bir Kürt olarak derneğime ve yürüyüşlere gideceğim dediğimde ise tabiki gidebilirsin dediler. Berlin’deki resmi konferansa da katıldım kendi yaşadıklarımı anlattım. Bana dediler ki ‘sen bu kadar açlık grevinde kaldın PKK sana ne yardım etmesi gerekiyor.’ PKK bir ideolojidir, bende bu ideolojiyi benimsiyorum, yardım için açlık grevlerine girmedim. İki yıllık şartlı tahliye kararı verildi, imzaya tabi tutuldum. Ben imzanın psikolojik olarak kaldıramayacağımı belirttiğimde ise imza kaldırıldı. Şimdi de Almanya elimdeki pasaportumu elimden almaya çalışıyor” diyerek tüm hukuki yolları deneyeceğini belirtti.
Kürtlerin eylemleri yasal
MAF-DAD yönetim kurulu üyesi Av. Heike Geisweid politik çalışma yürüten Kürtlerin oturum uzatama, Alman vatandaşlığı başvurusu gib konularla tehdit edildiğini belirterek, “NRW gibi Kürtlerin yoğun yaşadığı ve çalıştığı yerlere göre daha az Kürt’ün olduğu Bayern’de daha çok soruşturma var. Kürtlerin yaptıkları eylemler Almanya Anayası Koruma Kanunlarına ters görülüyor. Bu yüzden yargılanıyorlar. Ancak Almanya’da PKK’nin gerillası yok, savaş yok. Bu yüzden yapılan bu eylemler PKK’ye destek olarak görülemez” diyerek bu eylemlerin bir tehdit oluşturmadığını vurguladı.
Hukuki destek sunuyoruz
Rote Hilfe’den Henning Stoltzenberg, siyasi faaliyetleri sonucu haklarında soruşturma açılan kişilere destek olduklarını belirterek, “Azadi üyesiyiz ve beraber çalışıyoruz. Hukuki yardım isteyenlere de destek olmaya çalışıyoruz. Zaman zaman konferanslar ve bilgilendirme toplantıları yaparak hukuki kuralları ve yasal haklarını anlatmaya çalışıyoruz. Bize yapılan bağışlar ile dosyası olan kişilere yüzde elli yardım ediyoruz” dedi.
Konferansta yapılan tartışmalarda 129a-b farketmez Alman devleti devrimci örgütleri krimanilize ediliyor vurgusu yapılarak “Devrimciler olarak bir araya gelerek çok daha etkili çalışmalar yapmalıyız” çağrısı yapıldı.







