Kritik zaman devrimciliği

Selahattin ERDEM yazdı —

29 Kasım 2020 Pazar - 23:00

  • Kritik zaman devrimciliği normal zaman devrimciliği gibi olmaz. Kritik zamanda sonuç alıcı olabilmek için bir yönüyle çok daha atak, girişken, cesur ve gözü pek olmak gerekir; diğer yönüyle ise çok daha dikkatli, duyarlı ve tedbirli hareket etmeyi bilmek gerekir.

  • Dört arkadaşıyla birlikte 29 Kasım 2004 günü Musul’da faşist çeteler tarafından katledilen Şilan Kobani’yi saygıyla anıyoruz ve anılarının Rojava Özgürlük Devriminde yaşadığını belirtiyoruz. Eğer Şilan Kobani ve arkadaşlarının çabası olmasaydı, söz konusu kritik zamanda Kürdistan devrimciliği kazanamazdı.

Genel yaşamda olduğu gibi, devrimci mücadele yaşamı da öyle düz ve ilerlemeci bir çizgide gerçekleşmez. Bilinen söylemle inişli ve çıkışlıdır. Yani gelişmeler olduğu gibi, gerilemeler de olur; yine bol imkânlar olduğu gibi, imkânsızlıklar da olur. Nispeten rahat ve istikrarlı süreçler olduğu gibi, son derece kritik süreçler de yaşanır. Yani nelerin, ne zaman ve nasıl olacağı pek kestirilemez. Her türlü gelişmeye açık bir ortam vardır. Zorluklar ve imkânsızlıklar fazladır. Böyle anlara genelde kritik zamanlar denir.

Kritik zamanlar genellikle devrimci mücadele süreçlerinin başlangıç ve bitişinde yaşanırlar. Başlangıçta belirsizlikler çoktur ve bu durum süreci kritik hale getirir. Sona doğru ise artık final yaşanmaktadır ve sürecin kazananı olma durumu söz konusudur. Bu da daha çok risk üslenmeyi ve atak davranmayı gerektirir. Yani normalin ötesinde bir tutum ve davranışı zorunlu kılar. Yoksa başarıya ulaşmak ve sürecin kazananı olmak mümkün değildir.

Demek ki kritik zamanlarda devrimci çalışmaya ve mücadeleye olağan dönemlerde olduğu gibi yaklaşılmaz. Yani kritik zaman devrimciliği normal zaman devrimciliği gibi olmaz. Kritik zamanda sonuç alıcı olabilmek için bir yönüyle çok daha atak, girişken, cesur ve gözü pek olmak gerekir; diğer yönüyle ise çok daha dikkatli, duyarlı ve tedbirli hareket etmeyi bilmek gerekir. Ancak böyle bir devrimcilik puslu ortamları aşarak yeni bir başlangıç yapmayı ve yürütülen mücadelelerde sonuç alıp başarılı olmayı sağlar.

Peki bütün bunları bu biçimde niçin ifade ediyoruz? Çünkü Kürt halkı ve Özgürlük Hareketi on yıldır yürüttüğü devrimci halk savaşı stratejik sürecinde şimdi böyle bir kritik zamanı yaşıyor da ondan. Aslında daha önceki demokratik siyasi mücadele stratejisi sürecinde de birçok taktik dönem ve kritik zaman yaşadı. Örneğin uluslararası komplocu güçlerin 2003 tarihinden itibaren AKP’yi iktidar yaparak ve Kürt işbirlikçiliğinin desteğini de sağlayarak içten dayattığı provokatif-tasfiyeci saldırı süreci de oldukça kritik bir dönemdi. PKK, Apocu çizgiden kopartılmak, kapitalist modernite sistemi içine çekilmek ve eritilmek isteniyordu.

Bilindiği gibi, böyle planlı bir imha saldırısına Önder Abdullah Öcalan esas olarak paradigma değişimini izah ettiği “Bir Halkı Savunmak” isimli kitabıyla karşılık verdi ve bu temelde tasfiyeciliği tasfiye etti. İşte bu yeni çizgiyi anlamak ve tasfiyeciliği tasfiye eden mücadeleyi pratikte yürütmek Kürdistan devrimciliği açısından temel bir görevdi. Zira tasfiyeciler pratikte daha örgütlü ve etkili bir konumdaydı. Bu da süreci son derece kritik yapıyordu. Böyle bir ortamda Apocu çizgiyi hızlı anlayan ve başarıyla uygulamak için pratiğe koşan devrimci olmak önemliydi. Ancak böyle olan devrimciler Önder Abdullah Öcalan’la bir parti kolektivizmi oluşturdular ve kritik zaman devrimcisi olarak tasfiyeciliği tasfiye eden mücadeleye katılım gösterdiler.

Tarihsel olarak görevlerini bu temelde yürütmüş olan örnek devrimcilerden birisi Şilan Kobani idi. PKK Merkez Komite üyesiydi ve YAJK kurucularındandı. Rojava Kürdistan’da tasfiyeci varlığı etkisiz kılmak için çalışırken, dört arkadaşıyla birlikte 29 Kasım 2004 günü Musul’da faşist çeteler tarafından katledildi. Bu vesileyle, şehadetinin 16. Yıldönümünde saygıyla anıyoruz ve anılarının Rojava Özgürlük Devriminde yaşadığını belirtiyoruz. Eğer Şilan Kobani ve arkadaşlarının çabası olmasaydı, söz konusu kritik zamanda Kürdistan devrimciliği kazanamazdı.

Benzer bir örnek 2007 sürecidir. ABD’de Kasım 2006 seçimini kaybeden Bush Yönetimi, Ağustostan itibaren gündemleştirdiği ateşkes sürecinden vaz geçerek yeni bir savaş politikasına yönelmişti. Türkiye’de Tayyip Erdoğan Yönetimine açık destek veriyor, Türk genelkurmayı ile PKK’yi savaştırmak istiyordu. Bunun için hem ABD ve hem de TC devletleri yeni bir savaş hazırlığı sürecine girmişti. Nitekim bu sonuçları 5 Kasım tarihli Bush-Erdoğan görüşmesinde ortak plana kavuşturdular ve 20 Şubat 2008 tarihinde Türk ordusunun Zap’ta PKK’ye saldırmasının önünü açtılar. ABD-TC-KDP ittifakında Güney Kürdistan’ın PKK’ye karşı askeri saldırı alanı haline getirilmesi uluslararası komplodan sonra o süreçte başladı.

Kısaca süreç özgürlük mücadelesi açısından yeni bir kritik zamandı. Kürt Özgürlük Hareketi “Êdi Bes e” siyasi hamlesini gündemleştirse de söz konusu faşist-soykırımcı saldırı için sadece siyasi mücadele yeterli değildi. İşte böyle bir kritik zamanda rol oynayacak devrimciliğe ihtiyaç vardı ve bu devrimcilik de 2007 Ekiminde önce Gabar Dağında ve ardından da Oramar’da ortaya çıktı. 11 Ekim günü Türk ordusuna ezici bir darbe vuran HPG Gabar Komutanlığı, yeni bir direniş süreci başlatarak Bush-Erdoğan planının ölü doğmasını sağladı. Daha sonra 4 Aralık 2007 günü katledilen söz konusu direniş komutanları Adil ve Gülbahar’ı da şehadetlerinin on üçüncü yıldönümünde saygıyla anıyoruz.

Dikkat edilirse, yaşadığımız süreç de böyle bir kritik zamana işaret ediyor. Kuşkusuz 1 Haziran 2010 tarihinden itibaren başlayan yeni stratejik süreç içerisinde birçok taktik dönem ve kritik zaman yaşanmıştır. Örneğin başlangıç anı kritik bir zamandı. Çünkü çok fazla belirsizlikler söz konusuydu. Devrimci halk savaşı stratejisi formüle edilmemiş, kadrolar ve halk bu strateji temelinde asgari olarak eğitilmemiş, stratejik planlama ve örgütlenme geliştirilmemişti. 13 Ağustos 2010 tarihinden itibaren başlayan ateşkes süreci Özgürlük Hareketi açısından tüm bu eksiklikleri giderme zamanı ve imkânı yarattı.

Bunun gibi, genelde 2020 süreci ve özel olarak da 2020 güzünden itibaren oluşan süreç artık bir tür sonucu ifade ediyor. Tayyip Erdoğan Yönetimi, 2017 yılından bu yana içerde MHP ile ittifak yapıp kendini ayakta tutacak bir faşist diktatörlük oluşturarak, dışarıda ise çeşitli yöntemlerle Trump ve Putin Yönetimlerinin ve KDP işbirlikçiliğinin desteğini alıp genelde PKK’ye, özel de ise Kürdistan’ın Rojava ve Başûr parçalarına yönelik imha ve işgal saldırıları yürüterek kalıcı sonuç almak istiyor. Yani PKK’yi imha ve tasfiye planında kesin başarıya ulaşmayı hedefliyor.

İşte 2020 yılı böyle bir planlı saldırının adeta son zamanını oluşturuyor. 2020 yılında ABD-TC-KDP ittifakının PKK’ye yönelik böyle bir planlı imha ve tasfiye saldırısı yürüttüğünü artık herkes görüyor ve de kabul ediyor. Dikkat edilirse, burada saldıran güçler belli, saldırılan güç belli, saldırının amacı belli ve esas olarak saldırının zamanı bellidir. AKP-MHP ittifakı ABD ve KDP desteğini alarak 2020 yılı güzüne kadar PKK’yi imha ve tasfiye etmek amacıyla topyekûn bir faşist özel savaş saldırısı yürütmüştür. Ama açık bir biçimde görülüyor ki, gerilla ve Kürt halkının geliştirdiği direniş sonucunda PKK’yi imha ve tasfiye planı başarısız kılınıp boşa çıkartılmıştır. Buna bir de ABD’de Trump Yönetiminin 3 Kasım seçimlerini kaybedip düşmesi eklenince, süreç iyice kritik hale gelmiştir.

Dikkat edelim, Trump Yönetimi düşmüştür, Avrupa Birliği AKP-MHP ittifakını yargılar hale gelmiştir, Tayyip Erdoğan yönetimi ve AKP-MHP ittifakı kaynayan bir kazan gibidir ve pul pul dökülmektedir. 2021 Ocağından itibaren süreç, PKK’yi imha ve tasfiye etmek isteyen ittifak açısından daha elverişsiz olacaktır. İşte söz konusu ittifak bu duruma düşmeden zamanı değerlendirmek, Garê kuşatmasını ve Şengal saldırısını geliştirerek bazı sonuçlar almak istemektedir. Kısaca iyice kritikleşen süreç, faşist-soykırımcı güçleri adeta çılgınca hareket eder hale getirmektedir. Demek ki son derece kritik bir zamandan geçilmektedir ve başarı için kritik zaman devrimciliğine ihtiyaç vardır. İçinden geçilen zamanın özellikleri doğru değerlendirilerek, bir yandan çok dikkatli ve tedbirli olmak ve diğer yandan da son derece uyanık ve hazırlıklı davranmayı bilmek gerekir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.