Postkolonyal feminizme kısa bir bakış

7 Aralık 2021 Salı - 04:56

  • Batı merkezli feminizmde, beyaz Batılı kadın olmayan her kadın “öteki” konumunda görülmekte, bu da “yardıma muhtaç” yaklaşımı doğurmaktadır ve oryantalist bir bakış taşıdığı söylenebilir. Aynı şekilde Amerika’nın Ortadoğu kadınlarına yaklaşımı da böyledir. Bu medenileştirme girişimi, militarizmi de içinde barındırmaktadır. 

BÜŞRA ŞAHİN

Batılı anlamda feminizm, 18. yüzyıldan başlayıp günümüze kadar devam eden, kadınların eşitlik ve hak arayışları doğrultusunda seslerini duyurmaya başladıkları ve itirazlarını geliştirdikleri alandır. Başlangıç aşamasında ve Birinci Dalga olarak adlandırılan feminizmde kadınlar, eşit hak ve eşit vatandaşlık mücadelesi vermişlerdi. Temelde talepleri basitti: Oy kullanabilme hakkı, erkeklerle eşit vatandaş sayılmak gibi en temel politik haklar. İkinci Dalga olarak bilinen ve yirminci yüzyılın ortalarında yükselen feminizm, kadınların problemlerini daha detaya indirmiş ve hepsinin temelinde ataerkinin olduğu düşüncesi üzerinden gitmişti. “Kişisel olan politiktir” düşüncesinin başladığı nokta burasıdır. Kadının ev içi emeği, yüklenen sorumlulukların cinsiyet bağlamı, doğurganlık ve kürtaj hakkı üzerinden ilerleyen tartışmalar gittikçe büyüyerek kitlesel hareketlerin önünü açtı. Bu sırada kamusal alan da tartışmaya açılmış, “kadının yeri” sorgulanmıştır. Üçüncü Dalga ise bu sefer temelde kadınlar arası farklılıklara yönelmiştir: Farklı ırksal köken, farklı cinsel yönelimler, farklı kültürlerde büyümek, farklı dinsel inanışlar gibi. Batı temelli ana-akım feminizmin çok genelleyici olduğu, her kadın aynı şartlarda olmadığı için aynı şeyleri talep edemeyeceği düşüncesinden beslenir. 

Feminizmin pek çok tarihsel aşaması ve pek çok alt grubu bulunsa da savunulan ortaklıklar bulunmaktadır. Bunların başında, kadınların erkek egemen düzenden kurtularak özgürleşmesi gelir. Bu temel düşünce, erkek egemenliğinin her toplumda aynı mekanizmalarla işlememesinden ötürü farklı adımlar atılmasının gerekli olduğunu da sorgulamamıza yol açar. Postkolonyal Feminizm de yirminci yüzyılın sonlarında (Üçüncü Dalga feminizm hareketi içerisinde) bu düşünceden doğmuştur. Gayatri Chakravorty Spivak’ın “Can The Subaltern Talk?” başlıklı makalesiyle başladığı söylenebilir. İkinci Dalga feminizmin ortaya attığı kavramlardan biri olan “kız kardeşlik” kavramına eleştiri getirmişlerdir. Feminizmin genle yargılarından sıyrılarak yerelleşmesi gerektiğini savunmuşlardır. 

Postkolonyal feminizmin genel tartışma alanları sömürgecilik, milliyetçilik, militarizm gibi olgular içinde kadının yeridir. Başlangıç noktasında postkolonyal teorilerle aynı izlekte ele alınabilir. Genel anlamda sömürgecilik, geri kalmış sayılan toplumların, daha “ileri” bir toplum tarafından medenileştirilmesi maskesi altında sömürülmesidir. Postkolonyal feminizm de Batı temelli feminist kuramlara getirdiği eleştirilerde aynı ifadelerde bulunur: Batılı feministin, geri kalmış üçüncü dünya kadınlarını “kendi seviyelerine getirme” yani medenileştirme niyetine karşı çıkar. Gerekli gördükleri şey ise, Batılı feministlerin kendilerini anlamak için onların metinlerini okuması gerektiğidir: “Bunun örneği olarak Türkiye’de laik feministlerin, beyaz kadın modeline uymak için, kendi kültüründe olan ‘öteki’  tüm kadınları olumsuzlamasını ve daha aşağı pozisyonda, ezik, cahil kadınlar olarak tanımlamasını görebiliriz” (Özüdoğru, 2018: 314). Batı merkezli feminizmde, beyaz Batılı kadın olmayan her kadın “öteki” konumunda görülmekte, bu da “yardıma muhtaç” yaklaşımı doğurmaktadır ve oryantalist bir bakış taşıdığı söylenebilir. Aynı şekilde Amerika’nın Ortadoğu kadınlarına yaklaşımı da böyledir. Bu medenileştirme girişimi, militarizmi de içinde barındırmaktadır. 

Batı-dışında kalan kadınlar; sadece ataerkiye değil, aynı zamanda kendilerini ezen diğer unsurlara da itiraz etmek zorunda kalmışlardır: “Postkolonyal Feministler, siyah kadınların ve kendilerinin karmaşık konumlanışlarına dikkati çekmek için hem beyaz feminizm ya da kimilerine göre hem patriarkal baskılara, hem de anti-ırkçı ya da anti-kolonyal söylemlerin toplumsal cinsiyet körlüğüne meydan okumak zorunda kalmışlardır” (Şerbetçi, 2013: 74, 75). Beyaz kadın olmayan feministlerin hak ve eşitlik arayışları, diğer sorunların bağlamından koparılıp ele alınamaz. Beyaz olmayan kadınlar sadece ataerkiyle değil, aynı zamanda kimi zaman ırkçılıkla kimi zaman dinsel baskıyla mücadele vermektedir. Bu karmaşık baskılama ağı içerisinde Batılı olmayan kadın, eşitlik kavramına veya feminist harekete Batılı kadınla aynı şekilde yaklaşamaz. 

Postkolonyal feminizmin kazandırdığı “yerel feminizm” düşüncesini Türkiye özelinde ele almak gerekirse; orta sınıf-kentli, Türk, iyi eğitim görmüş, olanakları görece daha geniş olan kadınların feminizme yaklaşımı; okuyamamış, köy hayatı deneyimi olup şehre sonradan gelen, farklı ırk veya dinlere mensup, ülkede azınlık olarak varlığını sürdürmeye çalışan vb. kadınlarla bir olmayacaktır. Bu kadınların sadece ataerkiyle değil, ona bağlı olarak gelen pek çok farklı sorunu da bulunmaktadır. Bu sebeple kendi özgürlük ve adalet arayışlarında farklı yöntemlere başvurmak zorunda kalacaklardır. Son yıllarda Türkiye’deki feminist kadınların da bunu fark ettiği ve kendi içerisinde dalgalanmalar yaşadıklarını söylemek mümkün. Kürt Kadın Hareketi’nin varlığı buna en büyük örnek olsa da Havle veya Almastı gibi toplulukların oluşması, Türkiye’deki kadınların feminizmi çok çeşitli bileşenlerle ele aldıklarını göstermektedir: Irk, din veya azınlık. 

Pek çok kültürün bir arada yaşadığı Türkiye gibi bir ülkede kadınların deneyimlerinin (temel olarak ezilmişlik noktasında birleşse de) farklılaştığı detaylar mevcuttur. Bu sebeple Türkiye’deki her kadının ataerkiyle mücadeleye yaklaşımı bir olmayacak ve kendi kültürel/dinsel deneyimlerinden sıyrılarak bakmayacaktır. Feminizmin yerelleşmesi bu açıdan gerekli ve önemlidir: Her kadının özgürleşmesi, kendini saran farklı zincirleri kırmasıyla olacaktır. 

 

Kaynaklar:

Özüdoğru, B. (2018). “Beyaz Feminizm ve Öteki Kadınlar”, Siirt Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, sayı 12, sayfa 304-319, Siirt.

Coşkun, G. (2019). “Postkolonyal Toplumlarda Feminizm Algısı: Afrikalılar Örneği”, Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyoloji bilim dalı yüksek lisans tezi, Konya.

Şerbetçi, D. (2013). “Postkolonyal Feminizm Bağlamında ‘Küresel Kız Kardeşlik’ Kavramının İncelenmesi: Hindistan Örneği”, Adnan Menderes Üniversitesi Uluslar arası İlişkiler anabilim dalı yüksek lisans tezi, Aydın.

Oğuz, A. (2019). Femizim, Postkolonyal Feminizm ve Toplumsal Cinsiyet Buchi Emecheta’nın The Bride Price Adlı Romanı, Çizgi Kitabevi Yayınları, Ankara.

Arman, M. N., Şerbetçi, D. (2012). “Postkolonyal Feminist Teoride Milliyetçilik, Militarizm ve Savaş Karşıtlığı”, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, cilt 14, sayı 3, sayfa 65-83, İzmir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.